Bir süredir insanlara bakıyorum; konuşmalarına, beklentilerine, hayattan istediklerine… Ve içimde aynı soru yankılanıp duruyor: Ne oldu bize?
Ne zaman bu kadar paraya odaklı bir dünyaya dönüştük? Ne zaman insanın değeri, cebindekiyle ölçülmeye başlandı?
Artık herkesin dilinde aynı cümleler var:
“Ekonomi zor.”
“Gelecek belli değil.”
“Para olmadan hiçbir şey olmuyor.”
Evet, kabul ediyorum; maddiyat önemlidir. Hayatın gerçeklerinden kaçamayız. Kimse yokluk övücülüğü yapmamalı. Ama mesele bu değil. Mesele, paranın bir araç olmaktan çıkıp amaç hâline gelmesi.
Bugün bakıyorum; kadın-erkek fark etmiyor. İnsanlar evlilikten bahsederken huzuru, merhameti, anlayışı değil; zenginliği konuşuyor. “İyi insan mı?” diye sormadan önce, “Durumu iyi mi?” diye soruluyor.
Öyle ki, bazı erkekler artık açıkça “zengin kadın” aradıklarını söylüyor. Bazı kadınlar ise güveni, sadakati değil; statüyü, imkânı öncelemeye başlıyor. Bu nasıl bir kırılma?
Oysa evlilik dediğimiz şey;
birlikte büyümek,
birlikte sabretmek,
zor günleri omuz omuza aşmak değil miydi?
Huzur varken, neden zenginlik ilk sıraya konur?
İnsan neden “beraber çoğalmak” yerine “hazır olanı almak” ister?
Çünkü bu çağ, insanlara çabayı değil kolaylığı,
şükrü değil tüketimi,
sadeliği değil gösterişi öğretti.
Artık herkes her şeye hemen sahip olmak istiyor. Kimse “beraber inşa edelim” demiyor. Kimse “ben de yük alayım” demiyor. Herkes konfor arıyor ama o konforun bedelini ödemek istemiyor.
Oysa huzur; pahalı evlerde değil, sakin kalplerde yaşar.
Zenginlik; sevgisiz bir evdeyse yük olur,
ama sevgi olan bir evde yokluk bile taşınabilir olur.