Âmine Şevval Oral

Âmine Şevval Oral
@kaffmillenaa
Kitapların kenar mahallesinden, çokça okur biraz yazar
Kaderin Yeniden Yazıldığı Gece
Bugün gerçekten çok kıymetli bir gün. Dışarıdan bakınca koşturmaca, yorgunluk, yoğunluk… ama içten içe kalbi diri tutan, ruhu ayakta tutan bir bereket var üzerimizde. Rabbim hepimize böyle Allah yolunda olabilmeyi, O’na kul olmanın şuuruyla yaşayabilmeyi nasip etsin. Bu gece Berat Gecesi… Kurtuluşun gecesi. Affın, rahmetin, bağışlanmanın gecesi. Düğümlerin çözüldüğü, kapalı sandığımız kapıların anahtarlarının verildiği gece. Bu gece dua edelim. Ama sıradan bir dua değil… Bir çocuğun annesini kaybettiğinde hüngür hüngür ağlayışı gibi dua edelim. Bir evladın, çaresizce annesinin eteğine sarılıp bırakmadığı gibi, biz de seccadeye sarılalım. Yakasına yapışır gibi isteyelim Rabbimizden. Ağlayarak, yalvararak, içimizde ne varsa dökerek… Çünkü vallahi başka kurtuluş yolu yok. Bu gece kaderimizin, rızkımızın, bereketimizin, evliliğimizin, sağlığımızın, kalbimizin anahtarları yazılıyor. Bu gece bir kapı aralanıyor; giren kurtuluyor, samimiyetle isteyen geri çevrilmiyor. Ben hep şuna inanırım: Müslümanların asıl yılı bugün başlar. Takvimde yazan yeni yıldan değil; Berat’tan sonra başlar. Çünkü bu gece, yeni bir sayfa açılır. Geçmişin yükü hafifler, geleceğin umudu güçlenir. İnşallah Rabbim bizlere, bu gecenin bereketini sadece bu geceyle sınırlı bırakmamayı nasip etsin. Berat’ı sadece bir gece değil, bir hayat ölçüsü haline getirebilmeyi nasip etsin. Bundan sonraki günlerimizde, aylarımızda, gecelerimizde iman dolu, edep dolu, merhamet dolu yaşayabilmeyi lütfetsin. Ne olur bu gece dua edelim. Kendimiz için, ailemiz için, evlatlarımız için… Mazlumlar için, darda kalanlar için, kalbi kırıklar için…
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gece balkona çıkınca, yüreğimin göğüs kafesimden çıkıp gökyüzüne uçup nefes aldığını, ferahlayıp tekrar yerine döndüğünü hissediyorum.
Kalemimden İnsanlığımız Nerede Kaldı?
Bazen düşünüyorum; ben fazla mı merhametliyim, olaylara gereğinden fazla mı duygusal yaklaşıyorum? Bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var: Bu dünyada gerçekten merhametsiz insanlar var. Ve bu gerçek, kalbimi her geçen gün biraz daha yoruyor. Eğer bu hayatta yalnızca bir tek dilek hakkım olsaydı, onu hiç tereddüt etmeden şuna harcardım: Yaşlılara ve çocuklara dokunulmazlık. Çünkü onlar bu dünyanın en masum, en korunmaya muhtaç iki emanetidir. Otobüste ayakta kalan yaşlıları görüyorum. Gözlerini yere indirip sessizce bekleyen, kimseye yük olmamaya çalışan o yorgun bakışları… Gençlerin kulaklıklarını takıp görmezden gelişini… Yol sadece on dakika olsa bile, kimsenin yerinden kıpırdamayışını. İşte o an içimde bir şeyler kırılıyor. Çünkü bu sadece bir koltuk meselesi değil; bu, vicdan meselesi. Sokakta balon satan çocukları görüyorum. Kestane satarak geçinmeye çalışan yaşlı amcaları. Soğuk betonların üzerinde titreyerek yatan insanları… Ve düşünüyorum: Biz, sabit bir maaşla bile geçinmekte zorlanırken, onlar nasıl ayakta kalıyor? İnsan buna nasıl alışır, nasıl görmezden gelir? Dilenen bir çocuk gördüğümde, sakat bir amcanın elini uzattığını fark ettiğimde içim parçalanıyor. “Gerçek mi, değil mi?” diye sorgulayanları anlıyorum belki ama şuna inanıyorum: Eğer niyetin Allah rızasıysa, hesap kitabı yapmazsın. Çünkü veren el, alan eli sorgulamaz. Veren kalp, sadece merhamet eder. Benim yaşlılara ve çocuklara karşı içimde çok büyük bir dokunulmazlık var. Çünkü biri hayatın en başında, diğeri en sonunda… Biri henüz büyüyor, diğeri yavaş yavaş eksiliyor. İkisi de korunmaya, şefkate, merhamete muhtaç. Ve ikisi de bize emanet. Bu yüzden diyorum ki: Ne olur, birbirimize bunu yapmayalım. Yaşlılarımıza sahip çıkalım. Çocuklarımızı koruyalım. Çünkü onlar bizim vicdanımız, bizim
Bazen Nasip, Kalkıp Gitmektir
Bugün camiye gitmekle gitmemek arasında kaldım. Hava soğuktu, kar yağıyordu. Evde kalmak daha kolaydı. Ama yine de kalktım, gittim. İyi ki de gitmişim. Giderim, oradaki yaşlı teyzelerin yanına otururum. Birkaç dakika sohbet ederiz. Onlar bana dua eder, ben onlara ederim. Tanışırız, hâl hatır sorarız. O kısacık vakitte, hayatın içinden süzülmüş nasihatler dökülür dillerinden. İlginçtir, bazen beş on dakikalık bir sohbet, uzun uzun okunan metinlerden daha fazla iz bırakır insanın içinde. Çünkü o sözler hayattan gelmiştir. Acıyla, sabırla, kayıpla, şükürle yoğrulmuştur. Ben de çok şükür, dinlediğimden ders çıkarmayı seven biriyim. Bir şeylerin illa benim başıma gelmesini beklemem. Başkasının yaşadığından da ibret alabilirim. Söylenen bir söz, anlatılan bir hatıra; doğru yere değdi mi, insanın yönünü değiştirir. Bazen insan, “gitmesem mi” dediği yerde en çok nasibini alıyor. Bugün de öyle oldu. Meğer öğrenmem gereken kelimeler, dinlemem gereken hikâyeler varmış. Allah bazı dersleri, caminin bir köşesinde, yaşlı bir teyzenin duasına saklıyor…