Âmine Şevval Oral

Âmine Şevval Oral
@kaffmillenaa
Kitapların kenar mahallesinden, çokça okur biraz yazar
Bazen Nasip, Kalkıp Gitmektir
Bugün camiye gitmekle gitmemek arasında kaldım. Hava soğuktu, kar yağıyordu. Evde kalmak daha kolaydı. Ama yine de kalktım, gittim. İyi ki de gitmişim. Giderim, oradaki yaşlı teyzelerin yanına otururum. Birkaç dakika sohbet ederiz. Onlar bana dua eder, ben onlara ederim. Tanışırız, hâl hatır sorarız. O kısacık vakitte, hayatın içinden süzülmüş nasihatler dökülür dillerinden. İlginçtir, bazen beş on dakikalık bir sohbet, uzun uzun okunan metinlerden daha fazla iz bırakır insanın içinde. Çünkü o sözler hayattan gelmiştir. Acıyla, sabırla, kayıpla, şükürle yoğrulmuştur. Ben de çok şükür, dinlediğimden ders çıkarmayı seven biriyim. Bir şeylerin illa benim başıma gelmesini beklemem. Başkasının yaşadığından da ibret alabilirim. Söylenen bir söz, anlatılan bir hatıra; doğru yere değdi mi, insanın yönünü değiştirir. Bazen insan, “gitmesem mi” dediği yerde en çok nasibini alıyor. Bugün de öyle oldu. Meğer öğrenmem gereken kelimeler, dinlemem gereken hikâyeler varmış. Allah bazı dersleri, caminin bir köşesinde, yaşlı bir teyzenin duasına saklıyor…
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kalemimden Hudut Bilmeyen Neslin Bedelini Çocuklar Ödüyor!
Son zamanlarda çocuklara dair yaşanan her acı haber, insanın içini biraz daha karartıyor. Bir çocuğun hayatının bu kadar erken ve bu kadar vahşi biçimde son bulması, sadece bireysel bir trajedi değil; toplumsal bir alarmdır. Çünkü burada mesele yalnızca “olan oldu” diyerek geçilecek bir hadise değildir. Burada durup düşünmemiz, yüzleşmemiz ve en önemlisi sorumluluk almamız gereken çok ciddi bir kırılma vardır. Elbette her şey anne babaya yüklenemez. Bunu inkâr etmek haksızlık olur. Pırıl pırıl yetiştirilmiş, emek verilmiş, değerlerle büyütülmüş ama sonrasında yanlış çevrelerin, bozuk ilişkilerin, kontrolsüz alanların içinde savrulmuş çocuklar da vardır. Çevre faktörü küçümsenecek bir şey değildir. Ancak şurası nettir: Bir çocuğun ilk ve en güçlü kalkanı ailesidir. O kalkan sağlam değilse, dışarıdaki hiçbir şey çocuğu korumaz. Bir annenin yüreğini yakmaya hiçbir gerekçe, hiçbir mazeret, hiçbir sebep kabul edilemez. Hiçbir şey bir annenin evladını toprağa vermesini “anlaşılır” kılamaz. Bu yaşananlar insanın ruhunu sarsıyor. Ve insan, kendi canı bu kadar yanıyorsa, o acıyı yaşayan anne babanın nasıl ayakta kaldığını tahayyül bile edemiyor. Devir değişti, bu doğru. Çocuklar değişti, bu da doğru. Ama değişmeyen bir şey var: Ahlak, hâlâ bir insanı insan yapan temel unsurdur. Bugün “özgürlük” adı altında alkışlanan pek çok davranış, aslında sınır tanımazlığın, edepsizliğin ve sorumsuzluğun normalleştirilmiş hâlidir. Bunun akıllılık ya da zeka ile hiçbir ilgisi yoktur. Bilgiyle bağ kurmamış, emekle yoğrulmamış, okumayla derinleşmemiş bir özgüven, sadece gürültüdür. Ve ne yazık ki bu gürültü büyüyor. Çocuk yetiştirmek, sadece çocuğa odaklanmak değildir. Asıl mesele, önce kendini yetiştirmektir. Kendini tanımayan, sınır koymayı bilmeyen, öfkesini yönetemeyen, değerleriyle
Kalemimden Bir Nefeslik Moladan Sonra Tezim
Bu aralar gerçekten çok yoğunum. Evimde sürekli bir hareket hâli var; gelenler, gidenler, misafirler… Her gün bir telaş, her gün bir koşturmaca. Onlarla ilgilenirken gün geçiyor ve fark ediyorum ki kendime ayıracak vakti pek bulamıyorum. Tez de böyle bir dönemde, fark ettirmeden son günlere kaldı. Aklımda dönüp duran cümleler vardı ama bir türlü yerli yerine oturmuyordu. Ne yazsam, nasıl yazsam, hangi açıdan tutsam diye konudan konuya savruluyordum. Bazen bir cümle yakalıyor, sonra onu kaybediyordum. İçimde sürekli bir git-gel hâli… Derken, tam da beklemediğim bir anda, ilham geldi. Üstelik hazır hâlde. Son günlerde arkadaşlarımla yaptığımız konuşmalar, paylaşılan fikirler, söylenen küçük ama yer eden cümleler zihnimde birleşti. “Acaba ne yapsam, ne yazsam?” derken, konum yavaş yavaş netleşti. O an fark ettim: Aslında üzerime çöken o rahatlık, bir tembellik değil; toparlanmayı bekleyen bir durgunlukmuş. İlham kapıyı çalınca düşünmeden kalemi elime aldım. Beklemedim, ertelemedim. Yazdım. Cümleler aktı, konu sağlamlaştı ve sonunda tez tamamlandı. Şimdi sıra keyfini çıkarmakta. Ekranı kapatıp, derin bir nefes alacağım. Kahvemi yudumlarken bu anın tadını çıkaracağım. Çünkü bazı şeyler gerçekten de tam zamanında oluyor. Çok şükür.
O gece bu gece olsun tövbe edin ve yeniden başlayın..