kâfi

kâfi
@kafiydi
cidden, kâfiydi.
hayatın acımasızlığından üşüyorum; uçsuz bucaksız sokaklarda, yavaş yavaş kaybolan adım seslerim gibi yok oluyorum. son gücümle, mutluluğumdan pay isteyen kara bulutları kovalıyorum. masalıma bir korku gibi sızan kötülüklerle bir çocuk misali savaşıyorum. şu küçük kalbimle çocukça zaferler kazanıyorum; tutamıyorum elimde, yıkılıyorlar, yıkılıyorum. gücüm bitiyor, korkuyorum. ben yine düşüşlerin beklediği bir çocuk oluyorum.
Reklam
oturdu karşıma, elinde oyuncağı. ağlıyor, kendine sarılıyor sadece. sessizce baktı bana, gözlerimin içine baktı, “geçecek mi?” der gibi. “geçecek.” desem kalbimdeki sızı utanırdı, “geçti.” desem izlerim izin vermezdi konuşmama. “korkularım bitti mi?” dedi. “bitti.” diyemedim, “artık korkmuyorsun.” diyemedim. ben sustukça ağladı, ben sustukça içine kapandı karşımda. sevemedim onu, sarıp sarmalayamadım, koruyamadım. son kez döndü bana, “bizim suçumuz mu?” dedi. “bizim suçumuz değil.” demem için yalvarır gibi baktı gözleri. “hayır.” diyemedim, “bizim suçumuz değil.” diyemedim. kalktı karşımdan, oyuncağını bıraktı ardında. büyümeyi sevmedi belli ki, öyle çocuk kalmak istedi. karşımdaki çocukluğumdan başkası değildi, o küçük çocuk bendim.
aşk bu işte, yarını seninle sevmek, hayatın senden öncesini bilmemek, kalbindeki bir heyecana çocuk gibi neşelenmek. sesinin her tonunu en sevdiğim şarkı gibi zihnime kazımak, varlığının her zerresine dizeler dizmek, huzura seninle kavuşabilmek. günlerce anlatabilirim eşsizliğini, seni ne kadar sevdiğimi. sen varsın diye ben varım, sen sevdin diye, sen beni yaşattın diye varım. öyle özel, öyle güzelsin… sana bu satırlarım biriciğim, sadece sana. ve tekrardan: ben seni seviyorum.
izler güzel midir? her birini hatırlar mısın? her birinden pişmanlık duyar mısın? belki çok mutlu olduğun bir günden, belki yorgunum diye saatlerce ağladığın bir andan. izler güzeldir; pişmanlıklarıyla, sana kattığı her şeyle. hayatın her yerinde izler vardır. çocukluğunda, arkadaşlarınla oturduğun bir bankta, saatlerce yürüdüğün sokaklarda… seni yaşatanlar gibi, bitiren izler de vardır. unutamayacağın, hatırlamak bile istemeyeceğin, ama varlıklarını da aklından çıkaramayacağın, dokunamadığın… her şey bir tecrübe, her şey bir iz.