• KİTABA ÇELME
    2 Mart 1995
    Fransız Televizyonu’nun ilginç bir âdeti var: Öğleden sonraki haber bültenlerini sunarken, sunucunun yanına bir yazar konuk olarak oturuyor; haberler, o yazarla söyleşilerek sunuluyor; bu arada, yazarın o sırada yayımlanmış olan kitabı da -roman, deneme, inceleme vs- seyirciye tanıtılıyor. Şu işe bakın, kitabı yaygınlaştırabilmek için, yazarları haber bültenlerine çağırıyorlar.

    O kadar mı, hayır: Sözgelişi denizcilikle ilgili bir program; (Thalassa) çeşitli röportajlar, kısa belgeseller vs. bitti mi, sıra denizcilikle ilgili kitapların, onlar tanıtılıyor. Bilimsel yayınlarda da, hâttâ açık oturum, talk show gibi programlarda da, keyfiyet bu! Neyle ilgili olursa olsun, mutlaka sonunda konuyu derinleştirebileceğimiz kitapların tanıtımına bağlanıyor. Zaten hareket noktası da bu; TV5’i yönetenlere göre, çeşitli konuları ne kadar ünlü uzmanlarla ele alsalar da, o kısa süre içinde seyirciyi doyurmayacaklarını; meselenin iyice kavranılması için, ilgili kitapların irdelenmesi gerektiğini biliyorlar. Bizde görsel media, taşra tuluat tiyatrosu düzeyinde olduğu halde, ‘kültür hizmeti’ verdiğine inanıyor ya; onlarda, hayır: Görevlerinin, kültürün kalabalıklara ‘kitaplarla’ aktarılmasında yardımcı olmaktan geçtiğine inanmışlar.

    Yâni televizyon, kitabı rakip saymıyor, onun eksiğini kapatacak, onu tamamlayacak bir ‘uzantı’, yararlı bir ‘tamamlayıcı’ sayıyor. Galiba doğrusu da bu!

    Osmanlı’nın son döneminde, Jöntürkler’in yurtdışın- dan yayımlayıp gönderdikleri kitapların, dergilerin hukuk dilindeki adı, biliyor musunuz neydi? Evrak-ı mu- zırra, yâni ‘zararlı evrak!’ Cumhuriyet yönetimi, bu geleneği devraldı, elhak o da elinden geleni bu yolda ardına koymadı; bol bol kitap yasakladı, dergi kapattı, yazar tutukladı. Hiç unutmam, çocuktum; İzmir’de Ke- meraltı’ndaki Etiman Kitabevi’ne girip, büyük bir saflıkla, Nâzım Hikmet’in kitaplarını sormuştum; kitapçı, büyümüş gözlerle sağına soluna bakıp, beni kovmaktan beter etmişti; meğerse bu kitaplar yasak, yazarıysa hapisteymiş; nereden bilebilirdim ki!
    Uzatmaya ne hacet, yaşadığımız bütün ‘ara rejim- ler’de kitap, kalaşnikof ve dinamit lokumu ile aynı tehlikeli düzeyde, beraber zikredildi; okumak üzerine yaratılan tedhiş havası öylesine boğucuydu ki, Anadolu kitapçıları korkudan işi oyuncakçılığa, kasetçiliğe ya da tuhafiyeciliğe döktüler; neticede, bir ara on binlere, yirmi binlere yükselen kitap tirajları (siz bakmayın, o palavra ‘yeni’ basımlara) iki binlere, binlere düştü; demokrasi ve hürriyet bahsinde, ağızlarını açtılar mı, mangalda kül bırakmayan partiler ve iktidarlar, hiçbir zaman keyfiyetten şikâyetçi görünmediler; durumu düzeltmek için bir şey de yapmadılar.

    Bir-iki yıldır, yayıncılığımızda bir kımıldama, kitap satışlarında bir artış hissediliyor; yazılı ve görsel media, alelusul dikkati en hafif, en sabun köpüğü ya da en torpilli kitaplara çekse de; yayınlardaki çeşitlenme, satış eğrisindeki yükseliş hem cesaret verici, hem de sağlıklı. Ama nazar değmesin mi, diyeceksiniz?..

    Değdi bile! Yönetimlerin, ekonominin hâl-i pür-me- lalini gerekçe göstererek, kâğıt ve karton fiyatlarına üst üste zam yapması yetmezmiş gibi; bu defa da kitaplardan alman KDV oranı, yüzde birden ansızın yüzde sekize yükseltildi; sizce kitabı yaygınlaştırmak için hiçbir çaba sarf etmeyen yönetimlerin, piyasa biraz kımıldayınca böyle bir tedbire gitmesi neyin işaretidir? Cumhuriyet yönetimlerinin de iddiası aksine, kitaba dergiye ev- rak-ı muzırra gözüyle baktığının mı?

    Elâlem televizyon haber bültenlerini verirken kitap ve yazar tanıtımı yapar; çoğu Avrupa ülkesi, sözgelişi Portekiz, Danimarka, İrlanda, Norveç, İngiltere, kitaptan hiç KDV almaz iken (oecd, 1991 Ocak istatistikleri); biz yazarı da kitabı da, hâttâ bütün sanatı ve kültürü de bir tek kanalın (TRT2) imkânlarıyla sınırlıyor; KDV oranım da, birden sekize yükseltiyoruz.

    Acaba neden, yoksa ‘çağdaş uygarlık seviyesi’ bu mu?
    Attila İlhan
    Sayfa 209 - İş Bankası
  • La casa de papel
    Öncelikle diziyi izlemeden önce elime kalem ve kagit alarak izlemeye başladım dikkatimi çeken kısımları diziyi izlerken araştırdım ve arastirirken dizinin daha önce gercek hayatta esinlendiğini gördüm . bir çok kişinin yok şöyle mantık hatası var yok böyle olabilirmi demelerine bakmayın bi sefer sinemaseverlere dedigim gibi dünyanın en büyük soygunun Türkiyede yapıldığını hatırlatmak isterim bilmeyen arkadaşlar çoktur bu soygunu La Casa De Papel, sürükleyiciliği konuyu kısa kesip uzatmadan bitirmesiyle çok başarılı bir çalışma olmuş.Filmde mantık hataları arayan arkadaşlar alttaki BU KISMI DİKKATLİ OKUYUN Bu Dizide Mantık Hataları Var Diyen Sinemaseverler 07.07.2008 13:17 Türkiye Ankarada Yapılmış milyar dolarlık kasa soygunuyla yani Dünya üzerindeki Bu kadar yapılmış en büyük soygunla kıyaslasınlar aradan geçen 10 yıla rağmen bazı kaynaklarca milyar doları bulduğu söylenen bu soyguna dair en ufak bir şüpheli yada ip ucuna rastlanamadı SOYGUN OLAYI ŞÖYLE OLDU ANKARA’nın Balgat semtinde bir banka şubesindeki kiralık müşteri kasaları,şehrin göbeğinde yer altından 500 metrelik tünel kazılıp bankaya girilerek boşaltıldı. Olayın duyulmasının ardından bankaya gelen polis ekipleri, bir türlü tünelin dışarıya çıkışını bulamadı. Bunun üzerine soyguncuların tünele nereden girdiklerinin belirlenmesi için iş makinalarıyla banka etrafında günler süren kazı çalışması yapıldı. Bankanın arka tarafındaki arazide yapılan kazı çalışmaları sonucunda bulunan tünel akıllara durgunluk verdi. Soyguncuların maden işçileri gibi aylarca çalışarak yaklaşık 500 metrelik tünel kazıp banka şubesine girdikleri belirlendi. Polis yetkilileri, bu tünelin ancak 4.5- 5 aylık bir çalışma sonucu kazılabileceğini açıkladı. Ankara emniyet müdürü olay yerinde yaptığı açıklamada çok büyük şaşkınlık yaşadıklarını belireterek, “Böyle birşeyi ancak filmlerde olur sanıyorduk, ancak şimdi gerçeğini gördük” dedi. 13 KASADAN 11’Nİ BOŞALTMIŞLAR Soyguncuların aralarında isimleri açıklanamayan Millet Vekillerinin Devlet Bakanların ve Türkiyenin en büyük iş adamlarınında bulunduğu banka müşterilere ait kiralık 13 kasadan 11’ni açarak içini boşaltıkları belirlendi. Soyguncuların çaldıkları değerli eşya ve para miktarı henüz belirlenmezken, 2 kasanın açılmaması dikkat çekti. Soygunun duyulmasının ardından da kasa kiralayanlar bankaya çağrılarak bilgilerine başvuruldu dizide profesörün kapitalist sisteme başkaldırısını görüyoruz. avrupa merkez bankasının nakit akışına yapılan eleştiri bunun güzel örneği. yine düzene başkaldıran bir ekip için salvador dali maskesi seçilmesi de boşuna değil. dali yaşadığı dönemin tüm tabularına başkaldırmış aykırı bir adam. dali maskesi de düzene başkaldırıyı simgelemiş. kırmızı tulumlar ve berlin karakterinin konuşmaları yoldaş lenin çizgisinden komünizmi simgeliyor. stockholm sendromu, narsizm gibi psikolojik konulara değinilmesi de güzeldi. dbu dizinin gerçekten öylesine bir dizi olduğunu düşünmüyorum derin mesajlar veren bir dizi bence şöyle ki: öncelikle dali maskerlerinden başlamak istiyorum. dali maskeleri öylesine seçilmiş tarzda maskeler değil. Dali toplum olusturdugu ahlak kurallarına ve genel geçer fikirlere aykırı bir insandır. maskelerde bu aykırılığı temsil ediyor. kırmızı tulumlar sosyalizmi temsil ediyor. darphane ve polisler kapitalizmi temsil ediyor. kapitalizmde para her şeyi belirler statünü, gücünü, sevilip sevilmeyecegini ve en önemlisi ahlakı bile para belirler. paraya dokunduğun an onu senden geri almak isterler, paraya dokunduğunda canın zerre önemi kalmaz ve silahlar konuşur. biraz da karakter analizi.. profesör: bilim ve hesapciligi sembolize ediyor. sonuçta bilim ve hesap yapabilmek her sorunun üstesinden gelmeyi başarabiliyor ama o da duygularına esir oluyor berlin: kontrolcülüğü ve gücü temsil ediyor. (ki kendisi bence en kaliteli 2. karakterdi çünkü 1.el profesör) denver: merhamet ve saflıgı moskova: koruyuculuğu nairobi: sevgiyi rio: masumluğu tokyo: aslında tokyo için karışık duygular içerisindeyim bencillik mı desem korumacı mı pek bilemedim helsinki ve oslo hakkında bir görüşün yok çünkü onlarda karakter derinliği yok
  • ...kitap okumak için bütün bir günü, isterse gecesi olan bir adam düşünün. Ve istediği kitabı satın alabilecek paraya sahip bir adam. Sınırı yoktur.
  • Duşun olduğu yer hariç tüm banyo duvarları kitap kaplıydı ve kitaplara bir şey olmamasının nedeni buharı önlemek adına sıcak suyla yıkanmaktan vazgeçmesiydi. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı.
  • İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla.
  • Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir.
  • belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğlerim..