• Sosyoekonomik açıdan geri bırakılmış toplumun zorunlu askerlik hizmeti yoluyla olumlu anlamda biçimlendiği düşüncesi asla geçerli değildir. Bunun kanıtı, nesillerdir askerlik hizmetini tamamlamış erkeklerin yönlendirdiği günümüz toplumunun mevcut düzeyidir. Askerliğin insanı adam ettiğine ilişkin inanç, bütünüyle temelsizdir. On dokuz yaşına kadar cahil bırakılmış genç erkekleri dayatma yoluyla, on beş ay içerisinde bilinçlendirmek mümkün değildir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca izmarit toplayarak mıntıka temizliği yapmış olanla, kanalizasyonu denize akıtan aynı kişidir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca vatan sevgisi aşılanan insanla,devletine kazık atan aynı kişidir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca vatandaşını adam etmek için uğraşanla, insani gelişmişlik endeksinde dünya 84’üncüsü olan aynı ülkedir. Ordu, zorunlu katılımlara ihtiyaç duyamayacak kadar ciddi bir kurumdur. Aldığımız eğitimin süresi on haftadır. Çağdaş hiçbir ordu on haftalık erlere güvenerek varlığını sürdüremez. Kahramanlık şiirleri okuyan ve komando üniforması giymiş beş yaşındaki çocuklar kadar asker olan bizler, bu vatan için öleceğiz. Çünkü ne savaşmayı biliyoruz ne de hayata dair bir umudumuz var!”
  • Kendimi bazen tutkulu bir aşkın ortasında bazense siyasi olayların arasında buldum. Bazen bir kış mevsiminin ortasında sokaktaydım bazen de 70'li yıllardaki eski bir sinemanın önünde. At üstündeki bir yiğitten kahramanlık nutukları bile dinledim.

    Kısacası kitapta Attilâ İlhan'ın her konudan şiirleri mevcut. Biraz hicve dayalı biraz iğnelemeli...

    Kitabın sonunda "meraklısı için notlar" ve "meraklısı için ekler" bölümleri yer alıyor. Kitabın içindeki şiirlerin nasıl yazıldığı, neleri anlattığı gibi şeylerden bahsediliyor. İki bölümde de yazarla hoş bir sohbet ediyormuş hissine kapılıyor insan.
  • Şehitler söz konusu olduğunda her şey daha kolaydı. Ne de olsa binlerce şiir vardı onlar için yazılmış olan. Mezarlarının başına gidip okunabilirdi hepsi, ya da sessizce durulabilirdi. Ama bir gaziye, bedeninin yarısını vatan uğruna rehin bırakmış birine söylenebilecek hiçbir şey yoktu. Kahramanlık kelimesinin sözlük karşılığı can bulup yanımızda durmuşken kendimizi o kadar aciz ve güçsüz hissetmiştik ki! Ne yapacağımızı bilememiştik. Her ne kadar onlar yaralandıkları anı çok gerilerde bırakmış gibi gözükseler de, bizim için, hala savaşmakta olan üstün varlıklardı.
  • Bu kitaba inceleme yazan ilk kişi olmaktan dolayı çok mutluyum, açıkçası aynı zamanda da şaşırdım. Komşu olmamıza rağmen İran edebiyatına uzak kalışımızın etkisi tabiki çok büyük; ancak yine de İran'ı tanımak amacıyla kitap seçerken kolayca karşılaşabileceğiniz bir eser 'Dayıcan Napolyon'.

    Ana karakter, yani hikayenin anlatıcısı olan çocuğun dayısı Dayıcan Napolyon, bir manga asker ile Ingilizlere karşı savaşmış ve kendi hayatı ile Napolyon arasında paralellik kuran küçük rütbeli emekli bir askerdir. İran'da soylu sınıfa mensup ailesi içerisindeki yaşça yüksek konumu onu sözü dinlenen, otoriter bir konuma getirmiş, bununla birlikte bazı aile bireylerince pohpohlanarak büyük bir kahraman olduğuna da inandırılmıştır. Dayıcan, eczacı olan eniştesini aşağı tabakadan biri olduğu için her fırsatta aşağılar ve bu durum aile içerisinde çetin bir savaşın başlamasına sebep olur. Neyse ki Dayıcan'ın kızına aşık olan anlatıcımızın yanında amcası Esedullah Mirza vardır.

    Dayıcan'ın hizmetçisi Meskasım'ın, İngilizlere karşı kahramanlık anılarına dahil olması, Dayıcan'ın İngilizlerin kendisine yönelik operasyon düzenleyiceğine ilişkin her bölümde artan paranoyası gibi bir çok kısımda inanın çok güldüm; bu nedenle herşeyden önce çok güleceğinizi garanti ediyorum.Toplumsal eleştirinin en etkili yollarından biri olan mizahi anlatı yönü çok kuvvetli olan 'Dayıcan Napolyon'; İran halkının yaşayış biçimini, aile içerindeki ve sınıf tabakaları arasındaki ilişkileri görebilmek adına faydalı bir eser.
  • Beşir Fuad gibi ölmek istiyorum. Tabi siz cahiller kim olduğunu da bilmezsiniz. Ölümü yaşarken ölümü yazan adamdır. Ölmesinden iki yıl önce nasıl öleceğini bir mektupla arkadaşına bildirir ve ek olarak şunu yazar: "Şairler söz ile pek çok kahramanlık satarlar; fakat fiiliyata gelince, böyle bir metanet göstereceklerinden pek emin değilim. Çünkü şu intihar, beyne bir tabanca sıkmak, kendini asmak veya suya atılmak gibi değildir. Onlara bir kere teşebbüs edilince, onu menetmek ihtiyari elden gider."

    Koluna klorit kokain enjekte edip bileklerini usturayla kesip o an eline kalemi alıp şunları yazar: "Ameliyatımı icra ettim. Hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım diyerek geri savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan daha tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı"

    Bir müddet sonra gelen doktora şunları söyler: “Beyhude uğraşmayınız, beş dakikalık ömrüm kaldı.”

    Ölümün nasıl bir şey olduğunu ölürken insanlığa anlatmak isteyen Beşir Fuad ölümünden sonra da bedenin tıp eğitimi için kadavra olarak kulanılmasını ister. Tabi aydın Osmanlı atalarınız buna da izin vermez.

    Ölümü ve ölme şekli efsane olur. Ölümünden sonra bir çok intihar eylemi olur. Artık intiharında olabilecek bir şey olduğunu anlar halk. Bunu gören Osmanlı paşanız intihar eylemlerine yayın yasağı getirir.

    Gördüğünüz gibi Beşir Fuad gibi aydınların sonu hep intihardır..

    Kaynak: Google bey