"Çok güzelsiniz ama anlamsızsınız." diye sözlerine devam etti. "Sizin için kimse canını vermez. Tabii benim gülümü de, yoldan geçen biri size benziyor sanırdı. Oysa ki o tek başına hepinizden önemlidir, çünkü onu ben suladım. Onu ben koydum fanusun altına. Ben örttüm etrafını paravanayla. Ben temizledim üzerindeki tırtılları. Ben dinledim yakınmalarını, övünmelerini ve hatta bazen susup konuşmamasını.
Çünkü o 𝒃𝒆𝒏𝒊𝒎 gülüm."
"Burada ne yapıyorsun?" diye sordu, bir yığın boş şişe ile bir yığın dolu şişenin önünde sessizce duran sarhoşa.
"İçiyorum" dedi sarhoş, karamsar bir havayla.
"Neden içiyorsun?" dedi Küçük Prens.
"Unutmak için" diye yanıtladı sarhoş.
"Neyi unutmak için?" diye sordu bu sefer Küçük Prens, sarhoşun haline acıyarak.
"Utandığımı unutmak için" dedi boynunu bükerek.
"Neden utanıyorsun?"
"İçmekten" dedi sarhoş. Ve ardından sessizliğe gömüldü...
"O zaman sen de kendi kendini yargılarsın" diye yanıtladı kral. "En zoru da budur. Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan çok daha zordur. Kendini yargılamayı başarabilirsen, gerçek bir bilge olmuşsun demektir."