Her şeyin daha güzel olacağına dair içimde sönmez bir ışık yandı
64. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Dünkü yorgunluk, gölge gibi bedenime yapışmış, bırakmaya niyetli görünmüyordu. Şifayı mı kapmıştım yoksa stresten kasılan eklemlerimin bir oyunu muydu bu, kestiremiyordum; ama tüm kemiklerim, üzerimden ağır bir yük konvoyu geçmişçesine sızlıyordu. Eğer bu ağrının rengi olsaydı, şu an tenimin büyük bir bölümü, darbe almışçasına mora boyanırdı. Beni eve bırakırken, Serkan’a halimden bahsetmemiştim. Söylesem belki masaj yapmasını istesem çok güzel olurdu. Fakat aramızdaki görünmez ama gergin telin farkındaydım. Uzun süreli bir temasın, ikimizin de dengesini bozacağı aşikârdı. Tenimde hâlâ yakıcı busenin izi, ruhumda ise bıraktığı tuhaf sarsıntı varken, ateşe körükle gitmenin alemi yoktu. "O da benim gibi düşünüyor mudur?" diye fısıldadı zihnimin karanlık bir köşesi. Hemen ardından gelen acımasız ses susturdu beni: "Yapma İnci. Senin için bir milat olabilir ama onun için sıradan bir öpücüktü sadece." Bu düşüncenin verdiği hırsla, elimdeki bıçağın domatesin üzerinde sertleştiğini fark etmedim. Zavallı domatesin suyunu çıkarana dek doğradığımı gördüğümde iş işten geçmişti. Ne kadar ileri gitmiş olabilirdi ki? Tekin olmayan, dibi görünmez sularda kulaç atıyordum ve boğulmadan kıyıya çıkmam gerekiyordu. "Benden önceki hayatı beni ilgilendirmez," Yalancı... "Sonuçta yakışıklı, zeki ve her hareketiyle dikkatleri üzerine çeken birisi." Ve erkekti... Ve gençti... Ve güçlüydü... Ve ihtiyaçları olabilirdi... "Sus İnci, sadece sus!"
1000Kitap
"İNCİ" Bu kız gerçekten benim sınavım olacaktı.
61. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ Gece, İnci'yi evine bıraktığımda dudaklarımda kalan o sıcaklık, sadece bir veda busesi değildi; ruhuma atılmış bir mühürdü. O öpücüğün etkisiyle uykuya daldığımda, bilinçaltımın bana bu kadar gerçekçi bir oyun oynayacağını tahmin etmemiştim. Rüyamda yine o vardı. Ama bu sefer gerçeklikten daha canlı, daha yakıcıydı. Teninin kokusu burnumun ucundaydı, saçları parmaklarımın arasından süzülüyordu. Dudakları, teni, fısıltıları... Rüya o kadar derin ve o kadar kışkırtıcıydı ki, bir noktadan sonra nefesim kesildi. Arzu, damarlarımda akan kanı bir lav gibi ısıtmış, tüm bedenimi ele geçirmişti. Gözlerimi açtığımda kalbim sanki göğüs kafesimi parçalayıp çıkacaktı. Kan ter içinde, rüyanın yaşattığı o kontrolsüz fiziksel tepkiyle yatağımdan fırladım. Sanki oda bir anda daralmış, oksijen tükenmişti. Tek bir kurtuluş yolu, soğuk suydu. Banyoya daldım. Suyu en soğuk ayarına getirip başımdan aşağı boşalttım. Tenimdeki o hayali dokunuşları, zihnimdeki o yakıcı görüntüleri suyun altına gömmek istiyordum. Islak saçlarımı geriye atarken aynadaki aksime baktım; gözlerimdeki o açlığı, o tutkuyu gizlemek imkansızdı. Bu kız beni mahvediyordu ama bu mahvoluşun içinde yeniden doğuyor gibiydim. Banyodan çıktığımda üzerimde sadece belime doladığım beyaz bir havlu vardı. Cam kenarındaki tekli koltuğa, çöktüm. Saçlarımdan süzülen su damlaları omuzlarımdan aşağı yol çizerken, telefonu elime alıp mesaj kısmına girdim. "Günaydın, sevgilim." Ekrana bakarken yüzümdeki ifadeyi bir görseniz, muhtemelen yeni yetme bir ergen sanırdınız. Sabahın altısında, sanki dünyanın en önemli haberini bekliyormuşum gibi gözümü ekrandan ayırmıyordum. İki dakika geçmedi; telefon titredi. "Günaydın, sevgilim." Şu iki kelimenin yaşattığı etkiyi hiçbir fizik
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"İNCİ" İnsan, eninde sonunda yuvasına geri dönerdi.
53. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ “Günaydın” “Günaydın” “Kahvaltı etmediysen, sana güzel bir kahvaltı ısmarlayabilirim.” “Teşekkür ederim, ama bugün biraz erkenciyim, bir görüşmem var oraya gidiyorum.” “Anladım, o zaman işin bitince beraber yemek yiyelim mi?” “İşte bu olabilir.” “Tamam o zaman, kendine iyi bak yorma kendini.” “Sende iyi bak ve yorma kendini” “Seni seviyorum” “Bende seni...” “Bende, ne?” “Ben de seni seviyorum” “Hmm şimdi oldu.
1000Kitap
«Karga ile Tilki» Bu masal sadece peynir ve dalkavuklukla ilgili bir hikaye değil. Bu, insan ilişkilerinin bir kesiti. Hayatta "Karga", başkalarının beklentilerine uymayı çok istediğimiz anlarda her birimiziz. Bizi övsünler diye gagamızı açmaya hazırız ve çoğu zaman bu uğurda gerçekten önemli bir şeyi kaybettiğimizi fark etmiyoruz. Dalkavukluk binlerce yıldır varlığını sürdürüyor çünkü "Tilki"nin sesi her zaman kendimiz hakkında duymayı hayal ettiğimiz gibi gelir kulağa. --- Dünyada kaç kez söylenmiş, Dalkavukluk kötüdür, zararlıdır diye; Ama naftile, bulur bir yolunu, Yine sokulur bir gönüle. Allah bir parça peynir vermiş bir kargaya; Konmuş yüksek bir dala, Kahvaltı edecek tam, Dalmış gitmiş, peynir ağzında. Tam o sıra geçiyormuş oradan bir tilki; Peynirin kokusunu alınca dikmiş kulaklarını, Yaklaşmış usulcacık, ağacın dibine; Dönmüş kuyruğunu halka halka, Bakmış karganın gözlerinin içine, Başlamış okşayıcı sözlerle: — Merhaba, güzel karga, demiş. Ne kadar da hoşsun, ne kadar güzelsin! Tüylerin ne kadar parlak, gözlerin ne kadar da canlı! Bir de sesin var mı, yok mu, çok merak ediyorum doğrusu. Şayet sesin de tüylerin kadar güzelse, Bu ormanların kralı sen olmalısın, vallahi. Bu sözlere pek sevinmiş karga, Göstermek için sesini, Açmış gagasını.
Kırılan yerlerimi sarmıyor, sevgiyle yeniden inşa ediyordu
41. BÖLÜM 🌹 İnci 🌹 Güneşin penceremden süzülüp yastığıma iliştiği o an, bugün her şeyin farklı olacağını fısıldıyordu sanki. Funda Hanım’ın ruhuma şifa gibi gelen sözleri, bir nakış gibi işlenmişti zihnime. Uzun zamandır göğsüme oturan görünmez ağırlık, nihayet yerini derin ve ferah bir nefese bırakmıştı. Yaralarım kabuk bağlıyordu; acımıyor değil, ama artık iyileşiyordu. Aynadaki yansımamla bakıştık bir süre. Hafif bir makyajla yüzüme renk kattım, saçlarımı tarayıp ensemde topladım. Askıları fiyonklu, etekleri ayak bileklerime kadar uzanan beyaz elbisemi üzerime geçirdiğimde, aynadaki kadın bana umutla gülümsedi. Üzerindeki minik çiçek desenleri, yazın tüm neşesini odama taşımıştı. Kumaşın her hareketimde bacaklarıma dolanışı, ruhumdaki hafiflik hissinin fiziksel bir kanıtı gibiydi. Hazırlığımı bitirdim ve şimdi balkon kapısının önünde onun gelmesini bekliyordum. Gözüm ara sıra yola kayıyor; her araç sesiyle kalbim hızlı hızlı atıyordu. Bakışlarım, cam gibi parlayan siyah sedan arabaya kaydı. Yine orada sokağın karşısında duruyordu. Şoför koltuğundaki adamın bakışlarını üzerimde hissettim; ağır, rahatsız edici ve ısrarlı bir bakıştı bu. Göz göze geldiğimiz o kısa saniyede başını hızla çevirdi. İçime bir ürperti düşse de, elbisemin eteklerini düzeltip kendimi teskin ettim: Abartılacak bir şey yok İnci, herhangi biri arabasında oturuyor, paranoyak olmanın sırası değil. Sonunda... Beklediğim araç, kaldırımın kenarına süzülerek yanaştı. Hemen balkon kapısının ardına, tül perdenin arkasına gizlendim. Tül perdenin arkasından hiç kımıldamadan, nefesimi tutarcasına onu izliyordum. Rüzgar, tülü her dalgalandırdığında görüntüsü bir netleşiyor, bir bulanıklaşıyordu; bu belirsizlik heyecanımı daha da harlıyordu. İzlendiğinden habersizce
1000Kitap
"İNCİ" Seni çok seviyorum her şeyden çok
15. BÖLÜM 🌹 İnci🌹 Yorgunluk ve uykusuzluk pençeleriyle beni adeta mağlup etmişti. Göz kapaklarımın ardında, bilincim kaybolmuş, uyku ile uyanıklık arasında savruluyordu. Bedenim ağır, zihnim sisliydi. Bu uyuşukluk anında, uzaktan gelen, hafif ama belirgin bir kapı tıklaması duydum. Ne bir tepki verebildim, ne de o kurşun ağırlığındaki göz kapaklarımı zorlayıp açabildim. Belki de bu da, o alacakaranlık rüyalardan biriydi. Sesler, bir fısıltı gibi, zorlukla ulaşıyordu. Ancak, duymaktan ziyade hissettiğim bir şey vardı: bana yaklaşan, yavaş ve temkinli adım sesleri. Yanımda birinin varlığını, odayı dolduran yabancı bir nefesi kesin bir şekilde duyumsadım. Üzerimdeki örtü, görünmez bir el tarafından nazikçe gerilip omuzlarıma kadar çekildi. Demek ki hissettiğim serinlik gerçekti; boşuna üşümüyordum. Bu şefkatli dokunuş, rüya olamayacak kadar gerçek, bir hayal olamayacak kadar sıcaktı. Açılmamak için direnen göz kapaklarımı büyük bir gayretle araladığımda, karşımdaki siluet Aslı’nın minyon hatlarına hiç benzemiyordu. Bakışlarım netleştiğinde, görüş alanıma giren o tanıdık çehreyle kalbim yerinden oynadı. Yine oydu... Yine Serkan. Bir yay gibi gerilerek, saniyeler içinde yataktan doğruldum. Kalbim, uyku mahmurluğunun oluşturduğu sersemliğe inat, deli gibi çarpmaya başladı. Şaşkınlığım ve bu perişan halimin verdiği utanç, yanaklarımda sıcak bir kızarıklığa dönüştü. “Uyandırmak istememiştim,” dedi. Sesi, her zamanki gibi ölçülü, sakin ve odayı bir anda huzurla dolduran o tınıdaydı. “Sorun değil, çok bile uyudum,” diye kekeledim. Sesimi toparlamaya, üzerimdeki o savunmasız halden sıyrılmaya çalışıyordum. “Bu sefer direkt yoğun bakım servisine gittim ama seni orada göremeyince buraya geldim,” dedi, bakışlarını bir an bile üzerimden ayırmadan.
1000Kitap