On seneye yakın uzlet ve halvet hâlinde, ya'ni insanlardan uzak, yalnız yaşadım. Bu zemân içinde sayamıyacağım birçok sebeblerden dolayı, ba'zan zevkle, tadarak, ba'zen akli delîl ile, ba'zan da îmânımla anladım ki, insan, beden ve kalbden yaratılmışdır. Kalbden maksadım, ölülerde ve hayvanlarda da bulunan yürek değil. Allahü teâlâyı tanımaya mahsûs rûhun hakikatidir. Bedenin bir sıhhat hâli vardır ki, se'âdeti ona bağ- lıdır. Bir de hastalık hâli vardır ki, helåk olmasına sebebdir
Bir kimse kıblenin hangi tarafda olduğundan şübheye düşse, kendi ictihâdi ile hangi tarafda olduğuna hükmeder ve o tarafa doğru namaz kılar. Başka çare yokdur. Çünki, kıbleyi öğrenmek için imâmın bulunduğu memlekete gitse, nemâz vakti geçer. Bu durumda kendi ictihâdı ile kıbleden başka bir tarafa yönelmiş olsa da, nemâzı câiz olur. İctihâdında hatâ edene bir, isâbet edene ise iki sevâb verilir. İctihad ile alakalı bütün mes'elelerde hükm böyledir. Fakire zekât vermek de böyledir. İnsan çok kerre zengin olduğu hâlde, malını bildirmeyen kimseyi fakir zanneder ve ona zekât verir. Veren kimse hatå etmiş olsa da, bundan dolayı sorumlu tutulamaz. Çünki insan, kendi zannına göre hareket etmekle yükümlüdür.