Dokumacı, "Efendimiz..." diye acı acı haykırdı, "...tıpkı benim gibi bir adam. Evet, aramızda yalnızca şu fark var: O, pek güzel giysiler giyer, Ben paçavralarla gezerim. Benim açlıktan canım çıkarken, o çok yemekten bir parçacık olsun acı duymaz." Genç Kral, "Ülke özgür, sen de hiç kimsenin tutsağı değilsin," dedi. Dokumacı, "Savaşta güçlüler zayıfları tutsak eder, barışta da zenginler yoksulları. Yaşamak için çalışmamız gerek; ama onlar bize öyle az gündelik veriyorlar ki, ölüyoruz. Bütün gün onların uğruna yoruluruz, onlar çekmecelerin altınları istif eder, çocuklarımız zamansız solup gider, sevdiklerimizin yüzleri yıpranır, çöker. Biz üzümü çiğneriz, şarabı başkaları içer. Ekini biz ekeriz ama yine sofralarımız tamtakır kalır. Bizim de zincilerimiz vardır ama hiç kimse görmez. Tutsağız, ama yine de herkes bize 'özgürsün' der."