f.

f.
@kalpgelimi
Celladıma gülümserken çektirdiğim son resmin arkasındaki şiirler.
Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan Sicim yağmur taklidi Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan. Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla Parmağıma düşen bir damla kandı aşk. Seni sevince pazara çıktım sevinçten Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan Oturup ağladım sonra, şaşırdın. Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı. Canımın acısıydın. Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım. Sevişmiştik. Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri Sevişmiştik. Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü boşaltmış gibi Seni sevince kıpırdayan her şiiri Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum. Sonra gittin. Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik. Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim. Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine. Sonra gittin.
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ah O Gemide Ben de Olsaydım Alper’den 700 lira borç aldım bugün israil devleti gömülsün diye karanlıklara! çünkü eğer borcu varsa bir mazlumun başka bir mazluma bir mazluma mazlum… sevgilim tam buraya uygun bir ayet bulamıyorum. oysa ne çok ayet vardı 90’larda… baktığımız her yerde ayrı bir allah gördüğümüz her peygamber yeni bir mağara. insan olmak bizatihi sansasyoneldir. diline döktüğüm dilleri hatırlasana… Alper bana 700 lira borç verdi bugün israil kaç mermi yapabilir bu parayla? tarık ali’nin muhammed ikbal için söyledikleri doğru mu? frengiden öldü diyor lahor pavyonlarında. işte 90’larda böyle şeyler düşündük biz sevgilim düşündük şiir yazınca temizlenir ülkemiz. şimdi ikbal cennette, tarık ali ingiliz merminin de biliyorsun, bini bir para ve diyelim ki humeyni’yi de seviyorum jack daniel’ı da diyelim ki ev kirasından muaftır bütün şehir diyelim ki zalimler de centilmen olabilirler… bana duyduğun sevgiyi azımsasana! lira bana Alper borç bugün verdi 700. hemen iki paket malbora, biraz mızrak, biraz kuz. bilhassa ecnebi reyonundan seçtim bunları sevgilim
Şiir
Otuz Beş Yaş Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim: Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu,
Şiir
Ben Sana Mecburum ben sana mecburum bilemezsin adını mıh gibi aklımda tutuyorum büyüdükçe büyüyor gözlerin ben sana mecburum bilemezsin içimi seninle ısıtıyorum ağaçlar sonbahara hazırlanıyor bu şehir o eski İstanbul mudur? karanlıkta bulutlar parçalanıyor sokak lambaları birden yanıyor kaldırımlarda yağmur kokusu ben sana mecburum sen yoksun sevmek kimi zaman rezilce korkuludur insan bir akşam üstü ansızın yorulur tutsak ustura ağzında yaşamaktan kimi zaman ellerini kırar tutkusu birkaç hayat çıkarır yaşamasından hangi kapıyı çalsa kimi zaman arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu fatihte yoksul bir gramafon çalıyor eski zamanlardan bir Cuma çalıyor durup köşe başında deliksiz dinlesem sana kullanılmamış bir gök getirsem haftalar ellerimde ufalanıyor ne yapsam ne tutsam nereye gitsem ben sana mecburum sen yoksun
Şiir
Emperyal Oteli Ben hiç böylesini görmemiştim Vurdun kanıma girdin itirazım var Sımsıcak bir merhaba diyecektim Başımı usulca dizine koyacaktım Dört gün dört gece susacaktım Yağmur sönecekti yanacaktı Sameland seferden dönecekti Duvardaki saat duracaktı Kalbim kendiliğinden duracaktı Ben hiç böylesini görmemiştim Vurdun kanıma girdin itirazım var Emperyal Oteli'nde bu sonbahar Bu camların nokta nokta hüznü Bu bizim berhava olmuşluğumuz Bir nokta bir hat kalmışlığımız Bu rezil bu çarşamba günü İntihar etmiş kötümser yapraklar Öksürüklü aksırıklı bu takvim Ben hiç böylesini görmemiştim Vurdun kanıma girdin itirazım var Sesleri liman sislerinde boğulur Gemiler yorgun ve uykuludur Sabahtır saat beş buçuktur Sen kollarımın arasındasın Onlar gibi değilsin sen başkasın
Şiir