f.

f.
@kalpgelimi
Celladıma gülümserken çektirdiğim son resmin arkasındaki şiirler.
Müsaade Et İçindeki Şevki Kırayım Münevver İnsan sadece bir kez 20 yaşına girer. Aynı masada oturmuştuk da sen o genç edebiyatçıyla ilgilenmiştin Münevver. O çay boğazından ne güzel iniyordu öyle. Hiçbir kadın sigara içerken güzel olmaz ama sen bir başka oluyordun. Hiç ilgilenmiyordun benimle. Özenle taranmış ve pahalı bir şapka kondurulmuş o saçlara -o edebiyatçıya- ne çok şey söyledin. Tamam kayda değer değildim. Uzun cümleler de kuramıyordum. Ruhuma sözlük işlemişlerdi de açılıp okunmuyordum. Üstelik zihnime vurulan cila her şeyi apaçık gösteriyordu. Sustum öylece. Boylu boyunca sustum. Susuşum kaldırımları utandırıyordu. Açılıyordu koltukta bir kişilik yer içimi sığdıramıyordum. İstikbal ile İstikrar arasına sıkışıp kalmıştım. Ruhuna özgüven çalmışlardı. Müsaade et içindeki şevki kırayım Münevver. Müsaade et bu şamdanlar çok gereksiz. Sesin kasım gibi. Sana, siz demek ne kadar yoruyor. Üç harf omzuma yük. Benimle dalga geçin. Sürüler geçsin. Geceler geçsin, benimle dalga geçin Münevver. Yoksa o yumruyu ömrüm boyu unutamayacağım. Ben altı üstü bu şehir ışıklarında büyüttüm bu yüreği. Bana sarılmak isteyişini bir türlü kavrayamıyorum. Bir türlü konuşurken sesin hep duymak istediğim gibi. Ve filan. Sesin müşfik gibi. Sen böyle türküler söylemedikçe ya da söyledikçe çok büyüyorum. O masada şiir yazmadığına kırıldım en çok. Kırgınlık moda olmasa kırılmazdım inan. Ben anlamam bana hiç gülmedin Münevver. Bana bir an olsun gülmedin. Parmakların ustaca tutuyordu sigarayı, dumanı nazlı nazlı üzerime siniyordu sadece. Münevver ben o içindeki şevki çok kırmak istedim. Münevver, Sesin ölüye zaafı olan toprak gibi. Bir üzümle ne kadar sevebilirim seni. Havva’nın Adem’e elma uzatışı gibi yasak bir meyve uzattın bana. Gülüşündeki keskinlik beyin hücrelerimi
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Liliyar Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli Altın saçlarını yana atışı yok mu Lili'nin Lili'nin yağdan kıl çekercesine inanışı Lili'nin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu Kuklalar titremesin ne yapsın Kuklaların kukla olmadığı besbelli Lili'nin çekip gideceği besbelli Lili'nin dönüp geleceği besbelli Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil Olamaz Üstüdardan geçeriken bulduğun mendil -Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili Sen istesen de taş yürekli olamazsın Sen daima güzeller güzeli olursun Lili Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Sena elim ayağım epeydir kimin kime ne anlattığını bilmiyorum adında hem ekmek, hem gül geçen kimseyi görmedim tanımıyorum ben biraz yavaş günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri ben biraz en üzgün baharatlara fena meyilli mümkünse haşhaş yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi diyelim zencefil diyelim hatmi elim ayağım başımdan geçenle aklımdan geçenin karıştığı bu masal aşk her şeyi daha yavaş yapmaktır diye diye yürüdüğüm bir sokak kalbinde tef ve delik kalbinde dünya lekesi taşıyan bir çocuk resmi demişti madem günde beş vakit kalkıp sana baktım madem dünyanın bu kadar sabahını ben uyandım ben uyudum bu kadar uykusunu diledim dünyaya fena inanmış bir yüzüm olsun kendimi seninle öldüreceğim dediğim feci bir kalbim bir elim bir ayağım ağzıma doldurduğum rüzgârla üfleyeceğim sözlerim diyelim fena diyelim feci
Şiir
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde? kaç kilo çekerdi yalnızlık? kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının? belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları, her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk, hep ağlamaklı olurduk gülünecek hâlimize. kim sevmezdi çiçekleri filan? "ben sevmezdim" dedim, "yalan" dedi.. bunu palyaço söyledi. palyaço söyledi, ben yazdım. yazdım, yazmasam ağlayacaktım. herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım. sırf bu yüzden mi ağladım? alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz. biraz birazdım her şeyden. dün biraz sinirlenmiştim mesela, yarın bir kadını seveceğim biraz, biraz biraz kör oldum bugünlerde.. ama rakı kadehlerini boşaltmayın. eksilmesin hiçbir şey, hiçbir şeyden dahi olsa kalsın biraz..
Şiir
Çözülmüş Sırrın Üzüntüsü Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka sonuçları bir bir gözden geçiriyorum pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can madenlerin buharından elde edilen büyü bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular nelerse ki yaşamak sözünü âsi kılan nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala. Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında çapraştım, and içip ayna kırdım doğadan bir vahiy bekledimse boşuna baktım akşam herkesin kabul ettiği bir akşamdı hiçbir meşru yanı kalmamıştı hayatımın. Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.
Şiir