f.

f.
@kalpgelimi
Celladıma gülümserken çektirdiğim son resmin arkasındaki şiirler.
Ayrılık Tam gögsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak. Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz. Sokağa fırlayacaksınız, Sokaklar da dar gelecek Tıpkı vucudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi. Ne denizin mavisi açacak içinizi Ne pırıl pırıl gökyüzü. Kendinizi taşımayacak kadar çok büyüyecek, Bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz. Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan “Önemli olan sağlık.” “Yaşamak güzel.” “Boş ver, her şey unutulur.” Siz hiç birini duymayacaksınız, Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hâle geleceksiniz. O’ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek Az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz. Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak. İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz neredeyse dakika dakika Ama kötüleri atlayarak. Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz, Gittiğiniz yerlere gitmek. Bu size hiç iyi gelmeyecek ama bile bile yapacaksınız. Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğinizi söylese Kaçacaksınız. Aslında kurtulmak istediğiniz hâlde O acıyı yaşamak için direneceksiniz.
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sevgilime İftira Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni bir yanımı kara çıbanlara saldılar, ıslak bir yanım hiç aymamıştır, gümeçlerde saklıdır ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak sözlerimi etime bastırıyorum içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu benim bu sası karanlığa zorla, zorlayarak tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu yeter ki sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için sen bir daha beni saçlarınla sıyır ağdalanmış sevincimi hışırdat, bunu yapabilirsin çünkü bütün bankalar, silah fabrikaları her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük senin sessiz gururunda homurdanan tufanı hesap etmiş değil bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor belki evet onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet bakışlar tozlanacak dolukmuş sofalardan ezikliğin şehveti yayılınca taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
Aysel Git Başımdan Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ölümüm birden olacak seziyorum. Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim Aysel git başımdan istemiyorum. Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün Dağıtır gecelerim sarışınlığını Uykularımı uyusan nasıl korkarsın, hiçbir dakikamı yaşayamazsın. Aysel git başımdan ben sana göre değilim. Benim için kirletme aydınlığını, hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim Islığımı denesen hemen düşürürsün, gözlerim hızlandırır tenhalığını Yanlış şehirlere götürür trenlerim. Ya ölmek ustalığını kazanırsın, ya korku biriktirmek yetisini. Acılarım iyice bol gelir sana, sevincim bir türlü tutmaz sevincini. Aysel git başımdan ben sana göre değilim. Ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim. Sevindiğim anda sen üzülürsün. Sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş, uzak yalnızlık limanlarına. Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Bakır Tenli Yapraklar Bak, ölüm güzü kıskanıyor Şimdi ıssızdır onun sevimli kedisi Ve herkes onun el değmedik yerleri olduğunu sanıyor Uzayor defterine uğrayan kan lekesi. Senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran İçli taşra kızların gizemli ev içleri Kapıların olurdu korkudan çok denizlere açılan O denize açılan ellerin nerede şimdi? Yine bir güz büyümekte kanında gölgelerin O üzünç orduları tarlalar çignemekte Bak, ölüm güzü kıskanıyor Mevsimi aşka çağıran kuşların nerede senin, Güze el değdirmeyen ellerin nerede?
Sana Bir Tanrı Getirdim Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi Hani sen iyiydin Halden anlardın Hani sen git demeyecektin bana Ve ben her şeye rağmen gelecektim İçimde bir umut Ellerimde olgun meyvalar Dünya nimetleri Gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı Ama ne sen gel dedin Ne de ben gelebildim her şeye rağmen Aşkımız ayrılıklarla başladı Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik Öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu Karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri Deniz fenerinin ışığında yıkanırdık Köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman Ne yana baksak denizdi, maviydi, ışıktı Sonra bir çaresizlikti zifir Akıntıya kapılmış gemiler gibiydik Bir org çalınır gibi yanı başımızda Öyle kendinden geçmiş, öyle başıboş Öyle derin duygular içindeydik, anlatılmaz Sarhoş rüzgarlara bıraktık kendimizi Aldığını geri vermez dalgalara Görmediğimiz ülkeler gördük gün doğusunda