Düştüğü açmazın üzerindeki etkileşimini başkaları görsün istemiyordu. Dışarı çıktı. Karar vermişti, her zaman gittiği çam ağacının altına oturup ağlayacaktı yalnız başına. Şu an dertlenecek o kadar sorunu vardı ki!
Siyasetin eli açıktır. Bazen alır, bazen verir. Ordu, hep yumruk olarak kalmalı. Zira ihanet ve işgal için bütünlenmiş güç gerek.
İkinin, bir olması felaket!
İşte son günlerde Osmanlı bunu yaşıyordu. İttihatçıların, üzerlerinde üniforma varken ülke siyasetini yönetmeye soyunmaları sonucunda önce ordunun disiplini bozulmuştu. 33 yaşındaki bir binbaşıyı paşa yapıp Osmanlı ordularının başına oturtan düzen, 600 yıllık koca imparatorluğu kısa zamanda parçalanma noktasına getirdi. Enver, Talat ve Cemal Paşaların vatanseverliğinden hiç kimsenin şüphesi yok. Ancak hata, belayı getirdi. Balkanları kaybeden, doğuda 90 bin canı soğuğa kurban veren mahcup zihniyet, yitirdikleri itibarı telafi kaygısı ve Almanya’nın iteklemesiyle dünyanın en güçlü ordularını birden bire Çanakkale önüne, adeta mıknatıs gibi çekiverdi.
Dışardan ateşe odun atıcılar zaten çoktu. Gözlerini dört açmış, fırsat kolluyordu. Yangına körükle geldiler.