Ama ölümün çirkinleştirdiği yüz ne tarafa dönerse dönsün, kan çanağına dönen ve şimdi iki kardeş gibi birbirine benzeyen kırmızı gözler ısrarla göğe bakıyordu.
Seven kişi ne yapmalıyım diye sormaz! Gider ve ne gerekiyorsa yapar. Ağlar, ısırır, düşmanı boğar ve kemiklerini kırar! Seven böyle yapar! Evladın boğulurken, şehre gidip yoldan geçenlere "Evladım boğuluyor, ne yapmalıyım?" diye mıi sorarsın, yoksa kendin de suya atlayıp evladınla birlikte mi boğulursun? Seven böyle yapar!
-Neyse, Meryem, neyse. Peki sence otuz gümüş büyük bir para mı? Yoksa küçük mü?
-Sanırım küçük.
-Elbette, elbette. Peki fahişeyken sen ne kadar alırdın?
Beş gümüş mü, ya da on? Pahalı mıydın?
-Ne kadar kötü kalplisin, Yahuda! Ben unutmak istiyorum, sense hatırlatıyorsun.
-Hayır, Meryem, unutmana gerek yok. Neden? Varsın diğerleri unutsun fahişe olduğunu, sense hatırla. Çabucak unutması gereken onlar, senin unutmana gerek yok. Ne diye unutacaksın?
-Çünkü günah bu.
-Günahtab onu henüz işlemeyen korkar. Günahı zaten işlemiş olan niye korkasın? Ölümden ölü mü korkar, yoksa canlı mı? Canlı olana da, korkusuna da güler ölüler.