Kürt Lawrence'ı olarak tarihe geçen Binbaşı Edward Noel, Kürtler arasında faaliyet yapmak için görevlendirilmişti. İyi derecede Kürtçe bilen Noel, 1919 yılı Haziran'ından itibaren Kürt aşiretleriyle irtibata geçerek, Türkiye topraklarında bir devlet kurulması için aşiret liderlerini kışkırtmaya çalışıyordu. Kürdistan Teali Cemiyeti ve Kürtlerin Bağımsızlığı Komitesi gibi organizasyonlar Kürt bağımsızlığıyla ilgili taleplerini yüksek sesle söylemeye ve İngiltere'nin destek olmasını istemeye başlamışlardı. Hatta Sevr'deki görüşmelere bir harita sunmuşlar ama İngiltere bu talepleri kabul etmemiş, Kürtlerin haritaya dahil ettiği toprakları Büyük Ermenistan olarak tanımlanan devletin sınırları içine katmıştı. Kendi hakimiyet alanında Kürt isteklerini reddeden İngiltere, milliyetçi hareketleri Türkiye topraklarına kaydırarak Musul'u rahatlatmaya çalışıyordu.
İngiltere, Paris Barış Konferansı'nda ve ardılı diğer konferanslarda Kürt sorununu ele almak istememişti. Mezopotamya'nın işgali ve manda yönetiminin kurulmasından sonra Araplar arasında Türk taraftarlığı ortaya çıkmıştı. Bazı Türk subayları da Irak içlerinde halkı İngilizlere karşı kışkırtmaya başlamışlardı. Bu durum üzerine İngiltere karşı harekete geçerek Kürtleri Türkiye'ye karşı kullanmaya karar vermişti.
Çünkü emirlerle ve baskılarla yönetilen insanlar er ya da geç isyan ederler ancak onlara yaptıkları eylemler için güçlü nedenler verirseniz bu eylemleri prestijli bulur, kendilerinin yaptıklarına inanır ve savunurlar.
Adalet algısının olmadığı bir toplumda görebileceğimiz en büyük sinyal öfkedir. Güvenin olmadığı bir yerde kaygı baş gösterir. Her an “başıma bir şey gelecek mi?” korkusuyla tetikte yaşamak zorunda olmak tahammülü yıpratır. Kanunlara uymayanların daha çok kazanacağı düşüncesi, çalışmaya ve geleceğe olan inancı yok eder. Ve eylemlerin sonuçlarının belirsiz olması düşüncesi yani kanunun uygulanıp uygulanmamasının kişilere göre değişeceği ve sürpriz olduğu düşüncesi kontrol hissini yıpratır. İşte bunların tamamı insanlar tarafından dile getirilmese bile hedefsiz bir öfke olarak topluma yansır.
Elinden marka ürünleri alındığında özgüveni kaybolan insanların ortak özellikleri o markaya yükledikleri anlamın bir dinî inanç kadar beyinlerinde güçlü şekilde yer ettiğinin bir çıktısıdır ve en güçlü markaların tam olarak hedefledikleri de budur.