• " Karadeniz insanı bazı konularda hassastır, onlar gibi olamayacaksanız olmaya çalışmamanız daha iyidir... "
  • Sarıl bana yüreğim kurumadan
    Vazgecmedum sevmekten korkmam inan ölmekten
  • Kitap adına rağmen sadece Arap ve Latinlerin değil doğrudan Türklerin tarihine de 200 yıl boyunca ışık tutuyor.

    Bir tarafta, Emevi ve Abbasiler tarafından Endülüs ve Akdeniz kıyılarında kıstırılan Katolik Dünya, diğer tarafta ise Selçuklu komutanlarının öncülüğündeki Türklere Anadoluyu kaybeden ve Karadeniz üzerinden akınlar ile gelip Doğu Avrupa'yı istila etmeye başlayan farklı Türk kitleleri karşısında aciz kalan bir Doğu Roma var. XI. Yüzyılda Doğu ve Batı Hristiyanlığının bir hilalin pençesine düşmesi karşısında Hristiyan Dünya, hem medeniyetleri hem ilimleri hem de kuvvetleri karşısında yok olmamak için harekete geçecek ve Müslümanlar ile Türklerin kuvvetli saldırılarına, Haçlı Seferleri adı altında büyük bir kolonizasyan hareketi ve istila ile karşılık vererek savunma durumundan delicesine bir saldırı pozisyonuna geçecektir.

    Doğu Roma imparatoru Aleksios'un, güçleri karşısında tutunamadığı Selçuklu Türklerine karşı mezhep olmasa da din kardeşlerinden yardım çağrılarında bulunması ve Papa II. Urban'ın Katolikleri Müslümanların saldırılarına karşı dine sarılmaları gerektiği düşüncesiyle cennet ve ganimet vaatleri sonucunda harekete geçirmesi ile meydana gelen Haçlı Seferleri, insanlık tarihinin en kıyıcı savaşlarına ve katliamlarına sahne olmuştur.

    Öyle ki, Latin tarihçiler bile sırf Kudüs ve Antakya katliamlarını anlatırken kendilerinden utandıklarını dile getiriyor, bilek hizasına kadar kana bulanan sokakların tasvirini yaparak bu vahşet karşısında titriyorlardı. Doğuya gelen Avrupalı şövalye ve krallar ise katlettikleri müslümanları, yıktıkları şehirleri ve kendilerini takip eden dini kitlelerin parçalayıp yedikleri insan cesetlerini mektuplarında çekinerek anlatıyorlardı.

    Bu barbarlığa, intikam arzusuna ve yıkıma rağmen Müslüman Dünyanın yöneticileri ise öyle bir batağa saplanmış ki, değil başlatılan büyük kolonizasyon hareketinin tehlikesinin farkına varmak, Antakya şehri kaybedilirken bile birbirini öldürmek, kuyusunu kazmak ve itibarını kırmak için birlik olmaktan kaçınarak şehri ve insanlarına ölüme terk ediyorlar. İlerleyen Haçlılara karşı kaybedilen şehirlere ise bir Şamlı bir Halepli o şehri yöneteceğine Latinlerin eline geçsin diyerek yardım etmiyor, kendi din kardeşlerini ölümün pençesine atıyorlardı. Atabeyler ve yerel yöneticiler yozlaşmışlığın, bencilliğin ve kendi çıkarlarının uğruna yaşananlara tepkisiz kalıyor hatta Latinler ile ittifak etmenin yollarını arıyorlardı...

    Amin Maalouf bizzat bu savaşlar sırasında yaşamış olan tarihçilerin sıcağı sıcağına yazıya geçirdiklerini, iki yüz yıl boyunca yaşanan olayları ve gerçekleri olabildiğine objektif bir biçimde bir araya getirmiş ve iyi bir araştırma ile takdire şayan bir eser ortaya çıkarmış.

    Kitap bize, Haçlı Seferleri sırasında Müslümanların birlik olmaktan ne kadar uzak olduklarını ve düşmana karşı ne kadar aciz kaldıklarını acı bir şekilde gösteriyor. Ayrıca Arap coğrafyasının Selçuklu Türklerini işgalci olarak gördüklerini ve tüm devlet ileri gelenlerinin diz çöktüğü Selçuklu Sultanlarına rağmen halkın gözünde devletin yöneticisinin Bağdat'taki Abbasi Halifeleri olduğunu da çok güzel anlatıyor bu kitap; geçmişe duyulan romantizme karşı biz Türklere de iyi bir ders veriyor aslında.

    Halifenin ve Sultanın kendi meseleleri yüzünden Akdeniz şeridini nasıl yalnız bıraktıklarını, Latinlerin istilasına rağmen nasıl halen daha devletin başının kim olduğuna bir türlü karar veremeyip iktidar için birbirlerine düştüklerini çok güzel anlatıyor.

    Sonuç olarak bu kitap tarihin Müslümanlar açısından tozpembe olmadığını, birbirlerine düşerek nasıl parçalandıklarını ve ortak bir düşmana karşı bile nasıl bir araya gelip savaşamadıklarını gözler önüne seriyor. Hristiyan bakış açılı anlatıya karşı seferlerin yapıldığı topraklarda yaşayan insanları anlamak ve o dünyaya karışabilmek için Arapların Gözünden Haçlı Seferleri gerçek bir hazine. Okumak ve tarihin bu acı döneminden büyük dersler çıkarmak gerekiyor çünkü bugün yaşananlar bile o günden çok farklı değil ve tarih değil, hatalar tekerrür eder.
  • O gün istanbuldan hemen bir zaman sonra ankara ve karadeniz bölgesi de çok şiddetli sarsılacak.
  • Gece giresun sallanacak dedim, bana sezgi oldu, 2.5 lik sallandı. Karadeniz de artık felaktler eşiğinde.
  • Çınlasın gökyüzü,
    Karadeniz ağlasın,
    Yıldızsın, aysın,
    Eren iyi ki varsın.
  • Doruk Demir ve İpek Salman'ın hikayesi anlatılıyor. Kitap iki seri ve bu kitap serinin ilk kitabı oluyor.
    Doruk Karadeniz'li bir genç ve gençliğinde komşu kızını sevmiş hem de ne sevmek ama açılamamış ve O üniversite de iken sevdiği, kız bir yanlış anlamadan sonra intihar etmiş ve maalesef ölmüş. Ardında bir günlük bırakmış. Doruk'u ne kadar sevdiğini yazmış. Doruk bunu öğrenince yıkılmış ve kalbini aşka kapatmış. Ta ki İpek ile karşılaşana kadar. İpek çok konuşan, inatçı ve güzel bir kız. Doruk'tan uzak duramıyor ve Ona aşık oluyor. Ama Doruk olmaz diyor ve İpek O gün yıkılıyor. Ertesi gün İpek annesini bir trafik kazasında kaybediyor ve Doruk artık yanında ben varım diyor ama İpek Ona inanmıyor. Ve Doruk'un Ona acıdığı için yakın olduğunu zannediyor. Vs. vs. Aksiyonu bol, romantik bir kitap sadece kitabın sonu öyle bir bitiyor ki hemen ikinci kitap olan devam kitabına başlayacağım.