Varlığa layık olmak. Bu liyakatı taşımayan, sonsuza dek yaşama yanılsaması içindedir. Ölüme bakmaz, ölümle konuşmaz. Metafizik bir ümitsizlik içinde çok çalışır,hep mülk edinmek ister. Varlığa layık olmak için, faniliğini idrak etmeli insan. Yarasıyla, sızısıyla barışmalı. O yaradan sızan ışığı keşfetmeli. Bir yaran varsa eğer,ömrüne ağacak bir anlamın da var demektir. O halde dostum, kendini hayatın o görkemli müziğine aç.
Varım çünkü yaralıyım. Yaralıyım çünkü yaşadım. Yaralanmaya kendini açan insan, varlığa da kendisini açmıştır. Rüzgâra,güneşe, yağmura, borana. Sevince ve hayal kırıklığına. Hiç yenilmemiş olanlar hiç savaşmamış olanlardır.Yaralı ve incinmiş bir hayat hakikatin yalın güzelliğiyle ışır bize; kalbin belleğinden konuşur, "yaralarım aşktandır," diye fısıldar,çünkü "sadece aşk sonsuza dek kanayabilir."
Yara almamış bir talih hiçbir darbeye karşı koyamaz. Ama yaşadığı sıkıntılarla sürekli savaşım halinde olan kişinin derisi aldığı yaralarla kabuk bağlar, hiçbir kötülüğe yenilmez; düşse bile dizlerinin üstünde dövüşür.
Dünyadan ölçüsüzce aldıklarımızla uçurumun kenarına denk geldik. Şimdi soru şu: Dünyaya, insanlığa, toplumumuza ne vereceğiz? Talan ettiğimiz toprağa borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? İnsandan insana giden duygusal mesafeyi nasıl kısaltacağız? Ya düştüğümüz yerden birbirimizi kaldıracak ve tabiata hürmet göstereceğiz, ya da kibrimizin esiri olmaya devam edecek ve tabiatın geri dönüşünü bekleyeceğiz.