Batı, insanın varoluşunu, bilgi ve görgü edinme tarzını İlâhi kaynağından kopardığı ölçüde Batı olabilmiş,İslâm ise insan davranışlarının, bilgi edinme yollarının, varoluşun bütün tarzlarını Kur'an ve Sünnet'e bağlı bulunmasıyla İslam kalabilmiştir. Akılcılığın vardığı nokta Batı medeniyeti, akıllılığın vardığı yer ise İslâm'dır. Apaçık görüldüğü üzere akılcılıkta baskı altına alınmış bir akıllılık,akıllılıkta ise disipline sokulmuş bir akılcılık vardır. Bütün mesele aklın bir şirk unsuru haline girip girmediğindedir.
Yaradan bizi en uygun zamanda yaratmıştır. Allah'ın bizim için seçtiği şartlar yer ve zaman en isabetlisidir. Olmamız gereken yerde bulunuyoruz. Öyleyse bunun kıymetini bilmeli, israf etmemeliyiz. Başarabilirsek bizimle birlikte bütün kâinat kârlı çıkar. Bize verilen imkânları kullanamazsak,bizimle birlikte kainatta kaybeder.
Öyleyse ilk anlayacağımız şey bizi güçlendirecek şeyin batıyı güçlü kılan şeyler olmadığıdır. Özetle söyleyecek olursak, ekonomimizi güçlendirerek kurtulamayız ama kurtulduğumuz için ekonomimizi de güçlendirebiliriz. Kurtuluşumuz ise yaşadığımız ve tanıdığımız dünyaya İslam'ın bize kazandırdığı ölçüler içinde bir anlam vermemizde,onu bu ölçülerin çerçevesinde düzenli kılmamızda saklıdır.
Batı'nın bilim ve tekniğini alalım, ama ahlakını reddedelim. Ne var ki, olaylar bu arzulanın formülün zıddı istikamette gelişti. Türkiye ve bütün halkı Müslüman olan ülkeler Batı ile başa çıkabilecek bilim kurumlarını geliştiremedikleri gibi Batı ülkeleriyle ilişkilerinde onların medenî tutumlarından ahlâki soysuzlaştıracak türde etkilendiler.