Ne kadar şanslı olduklarını asla anlamayacaklardı. Bir ömürlük zaman diliminde insanlık, bir ırkın görüp görebileceği her türlü mutluluğu elde etmişti. Altın Çağ'ını yaşamıştı. Ancak altın aynı zamanda günbatımının, sonbaharın rengiydi ve kış fırtınalarının ilk esintilerini yalnızca Karellen'in kulakları işitiyordu.
Ve yalnızca Karellen biliyordu Altın Çağ'ın ne amansız bir hızla nihayete ilerlediğini.
Onlar engel olmasa şimdiye Mars'a ve Venüs'e erişmiştik. Kobalt bombaları ve yirminci yüzyılda geliştirilen diğer silahlarla birbirimizi yok etmiş de olabilirdik tabii. Ama yine de bazen keşke kendi ayaklarımız üzerinde durabilme şansını yakalayabilsek diyorum.
Yine de gitgide bir çocuk parkına dönen gezegenin akılları çelen bütün bu atraksiyonlarına karşın, bazı kişiler hala o yıllar öncesinden kalma, cevabı bilinmeyen soruyu yineliyordu: "Şimdi biz ne yapacağız?"