İlk kitap Uyanış ile serinin karanlık ve gizemli dünyasına harika bir giriş yapmıştık ama İhanet, beklentilerimin çok ötesine geçerek hikayeyi bambaşka ve çok daha acımasız bir boyuta taşıdı! Yazar, ilk kitaptaki o yavaş yavaş artan psikolojik gerilimi bu kitapta tam anlamıyla bir kaosa ve aksiyon patlamasına dönüştürmüş.
Kitabın en çarpıcı ve unutulmaz kısımlarından biri kesinlikle balo sahnesiydi. Gençlik kurgularından alışık olduğumuz o ışıltılı, romantik ve eğlenceli okul balosunun sadece birkaç sayfa içinde kanlı bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmesi inanılmaz sinematik yazılmıştı. Diana'nın her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan o planlı dünyasının saniyeler içinde başına yıkılışını okumak, karakterin çaresizliğini derinden hissettiriyor.
Kitaba adını veren "İhanet" teması ise okur olarak kalbimi gerçekten kırdı. Eric... İlk kitabın o parlayan, herkesin gözdesi olan kusursuz altın çocuğunun hırslarına yenik düşüp ruhunu satarak bir Kırmızı Noxborn'a dönüşmesi serinin en büyük kırılma noktasıydı. O kan kırmızısı gözleriyle eski dostlarına acımasızca sırt çevirdiği anlar o kadar vurucu yazılmış ki, o ihanetin ağırlığını göğsünüzde hissediyorsunuz. Üstelik Maya’nın bu amansız kargaşanın ortasında gizemli bir şekilde ortadan kaybolması da kafalardaki soru işaretlerini zirveye taşıyor.
Aksiyon açısından İhanet tam bir görsel şölen sunuyor. Artık sadece ufak sırlar ve okul koridorlarındaki fısıltılar yok. Mavi Noxbornlar, insan dostlarımız, Clara ve Leo'nun başını çektiği, mor oklarıyla terör estiren Avcılar ve tabii ki Roberto’nun kontrol ettiği o iğrenç ucube yaratıklar... Kendimizi dört cepheli, devasa bir savaş meydanının tam ortasında buluyoruz. Yazarın betimlemeleri öylesine canlı ki, okurken zihninizde adeta yüksek bütçeli fantastik bir dizi