Merdümgiriz

Merdümgiriz
Beni anlamalısın... Çünkü ben kitap değilim; çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz. Yaşarken anlaşılmaya mecburum. Oğuz Atay
Kindi ve Zaman -2
Cisim zaman ve hareket arasındaki ilişkiye bakarak zamanı alemin varoluş süreci olarak tanımlayabiliriz. Zaman sonlu bir yapıya sahiptir, o halde cisim de sonludur. Çünkü zaman cisim ve hareketten bağımsız değildir. Zaman hareketin sayısıdır, yani hareketin sayısının oluşturduğu bir süreçtir. Cisim, hareket ve zaman birbiriyle ilişkilidir, biri olmadan diğerinin varlığından söz edilemez. Hareket varsa zorunlu olarak bir cismin ve değişimin olması gerekir. Evren sürekli hareket halindedir; cismin varlığı hareketin varlığından önce değildir. Çünkü; cismin yoktan varlığa dönüşmesi aşamasında bir hareketin olmadığından söz etmek imkansızdır yani cisim hareketten önce olamaz.
Felsefe
Reklam
Kindi ve Zaman
Zaman ve hareket sonludur. Zaman bir başlangıcı ve sonu olan bir niceliktir, sonsuz bir zamandan bahsetmek mümkün değildir. Niceliğin varlığı cismin varlığına bağlıdır. Mekan, zaman ve cismin varlığı hareketin varlığıyla anlaşılır. Cisim’de bir değişim olmadan hareketin varlığından bahsedemeyiz. Zamanı da o hareket esnasında geçen süreç meydana getirir. Cisim sonlu bir varlık olduğuna göre cisme bağlı olan her şey sonludur. Alem sonlu ise zamanın sonsuzluğundan bahsedilemez.
Felsefe
Zaman (!)
Augustinus’a göre her şeyin yaratıcısı Tanrı’dır. Zaman da bu yaratılanlar arasında yer alır. Her şeyin yaratıcısı olarak Tanrı görülüyorsa bu yaratım gerçekleşmezden önce Tanrı ne yapıyordu? Şeklinde sorulan bir soru Augustinus’a göre saçma bir sorudur. Yukarda da değindiğimiz gibi Tanrı evreni yoktan yaratmıştır, zaman da bu yaratılanlardan bir tanesidir. Haliyle zaman yaratılmazdan önce bir zamandan bahsetmek olanaksızdır. Tanrı yeri ve göğü yaratmadan önce hiçbir şey yapmıyordu, çünkü bu yaptığı yaratmadan başka ne olabilirdi. Her şeyin yaratıcısı olan Tanrı bütün zamanların öncesi ve ötesindedir, ezeli ve ebedidir.
Felsefe
En iyi ahlaki sistem hangisidir?
Neyin doğru neyin yanlış olduğuna hiçbir zaman tam olarak karar veremeyeceğiz. Tarihin her döneminde filozoflar, din bilimciler ve politikacılar insanların nasıl davranarak en doğru şekilde yaşayacağını bulduklarını iddia etmişlerdir. Ancak bu hiçbir zaman o kadar kolay olmadı. Hayat kesin etik kuralları yerleştirmek için fazla karmaşık. Altın Kural (kendine nasıl davranılmasını istiyorsan başkalarına o şekilde davran) genel olarak kabul görüyor ancak ahlaki otonomiyi gözardı ediyor ve adaletin ceza vermesine imkan bırakmıyor. Ayrıca tek bir kural karmaşık durumları çözmeye yardımcı olmuyor. Örneğin çoğunluğun yararı için bazılarının zarar görmesi doğru mudur? Ya da yetişkin bir goril mi ahlaken daha değerlidir yoksa bir insan bebeği mi? Şu anda tek söyleyebileceğimiz doğru ve yanlış algımızın sabit olmadığı ve zamana göre değişebildiğidir. (!)
Felsefe
Herhangi bir konuyu objektif olarak algılamak mümkün müdür?
Çevremizde olan biteni sadece kendi duyu organlarımız ve beynimiz ile algıladığımız için algıladığımız hiçbir şeyin bizim fikirlerimizden bağımsız olmasının mümkün olmadığı dolayısıyla objektivitenin sadece bir kavram olarak var olduğu düşünülüyor. Tamamen objektif olmanın başka bir varlığın bedeninden çevremize bakmamızla mümkün olabileceği düşüncesi de oldukça popüler ancak bunu yakın zamanda başarabilecekmişiz gibi durmuyor.
Felsefe