Bizler için hayatı yaşanılabilir kılan şey nedir ?
İnancımız ,ideallerimiz ,aşkımız ,ailemiz, başarılarımız, şiddetli arzularımız,yıkıcı öfkelerimiz ve daha pek çok şey...
Peki ya ölüm neyi ifade ediyor?
Ölüm, bizi biz yapan şeylerden koparan bir karanlık mıdır ,yoksa bir ödül ve lütuf mudur?
Bellki de ne kadar korkarsak korkalım aslında yaşama mana katan aslı gerçeklik ölümdür.
Hayatımıza dokunan ,anılarımızdan silinmeyen insanlar, olaylar, izlediğimiz filmler ya da kitaplar vardır.Sevgili Jose Saramago’nun “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş “adlı kitabı bu anlamda benliğime dokunan yegane kitaplardan biri oldu .Franz Kafka’nın da dediği gibi “İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız.Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar ki.” İçimizdeki donmuş değerleri parçalayacak bir eser olmalı okuduğumuz kitap. Saramago’nun eserini okurken hissettiğim duyguyu ancak bu sözlerle tarif edebilirim .Saramago yaşamıyla bizden biri, eserleriyle benliğimizin en ücra noktalarına dokunan bir usta.
Eserin başında Kehanetler Kitabı’ndan bir alıntı yer almaktadır .”İnsan olmanın ne demek olduğunu her geçen gün daha az bileceğiz.”Kitabımız giderek yitirilen bu insanı değerlere atıfta bulunuyor ve konu bu ana tema etrafında şekilleniyor.
Saramago’nun edebiyatında baskın olarak kullandığı pesimist yaklaşımına rağmen bizleri sorumlu olduğumuz gerçeklerle yüzleşleştirerek ve hala ümidin var olduğunu anlatarak ayağa kalkmamızı, düşünmemizi istiyor.
Sevgili yazarımız kitabında ilk sözlerine “Ertesi gün hiç kimse ölmedi.” diyerek başlıyor.adı bilinmeyen bir ülkede ölüm o güne kadar gerçekleştirdiği vazifesinden vazgeçer ve artık hiç kimse ölmez .Bir anda bütün ülkeyi dalga dalga bir sevinç kaplar ancak çok geçmeden bu sevinç yerini hayal kırıklıkları ve kaosa