Adı:
Dorian Gray'in Portresi
Baskı tarihi:
13 Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051556819
Çeviri:
Belma Aksun
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
“Yaptığına hayran olmadığı sürece, birinin yararlı şeyler yapmasını bağışlayabiliriz. Yararsız şeyler yapmanın tek bağışlanacak yanı, yapanın ona kör kütük hayran olmasıdır” diyen Oscar Wilde’ın bu eserinde, onun inandığı fikir Dorian’ın portresini çizen bir ressamın sanatında kendini gösterir. Fakat bu şaheser sayılacak portre, sadece eşsiz güzellikteki Dorian’in resmedilmesinden ve ona hayranlığını kalemiyle sonuna kadar ortaya koyan bir ressamın sanatından ibaret değildir. Dorian’in bir dileğinin gerçekleşmesi neticesinde, hayran olunacak güzellikteki genç bir adamın, bir portre vesilesiyle ruhuyla yüzleşmesinin hikâyesidir bu. Ne demişti Dorian?:



“Ben yaşlanacağım, ama portrem hep genç kalacak. Keşke hep genç kalacak olan ben olsaydım da portrem yaşlansaydı! Bunun için her şeyimi verirdim!"



Oscar Wilde’ın, “bir ruhun hikâyesi” dediği bu eserinde, ruhunu âdeta şeytana satmış bir güzelliğin dehşet verici, enteresan ve bir o kadar da tesirli hikâyesi saklı… Portresinde kendi suçlarını ve günahlarını gören Dorian’in hikâyesini okurken, belki başkaları da kendi günahlarıyla yüzleşecektir, kim bilir!



Yayımlandığı zaman hayli tepki çeken ve birtakım sansürlere uğrayarak 1891’de yeniden basılan bu eser, Belma Aksun’un tercümesiyle ve 1890’taki ilk baskısı esas alınarak okuyuculara sunuldu… Ve mütercim bu tercihinin sebebini şu sözlerle ifade etti: “Eserin ilk baskısından haberdar olmak, her iyi okurun hakkıdır”.
192 syf.
Dorian Gray ' in Portresi, Oscar Wilde ' nin tek romanı olma özelliğini taşıyor. Ama 10 kitap yazacağına tek bir kitapla 10 kitaba bedel bir etki bırakması onun nasıl bir yazar olduğunu ortaya koyuyor zaten. 1981 yılında basılan Dorian Gray ' in Portresi yayımlandığı dönem büyük tepki görüp, büyük tartışmalara sebep olmuştur. Kitabın yazarı Oscar Wilde " ahlaksızlıkla " suçlanmış, kitap birkaç kere sansüre uğramıştır. Çünkü kitapta eşcinsellik ve hazcılık açıkça işlenip, ahlaksızlık ön plana çıkarılmıştır, o dönemin insanlarına göre.


Oscar Wilde ' nin " Bir ruhun hikayesi " diye tanımladığı kitabı, masum ve saf bir gencin adım adım günaha sürüklenmesini, egosuna yenik düşüp ahlak ve karakter savaşını kaybedişini anlatıyor. Kitap ana karakter Dorian, dostları Basil ve Henry ' i anlatıyor. Oscar Wilde bu karakterler için "
Basil Hallward ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda... " diye bahsediyor.


Dorian tüm ailesini kaybetmiş ama ardlarından büyük bir mirasa sahip olmuş, eğitimli, insanları tekrar döndürüp baktıracak kadar yakışıklı saf bir genç. Fakat kendisine eşcinselliğe varacak kadar büyük bir ilgiyle yaklaşan dostu Basil ' in yaptığı portresi sayesinde güzelliğinin farkına varan ve Basil ' in tanışmasını istemediği Lord Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan kahramanımıza göre dünyada önemli olan tek şey gençlik ve güzelliktir artık. Sonsuza kadar genç ve yakışıklı kalmayı dileyen Dorian bunun için ruhunu şeytana satmaya hazırdır. Dostu Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan Dorian ' a göre zevk ve heyecan hayatın temel taşı olmuştur ve zevk, haz, heyecan kötülüktedir. Zamanla içindeki iyiliği kaybeden Dorian bambaşka bir insan olmuştur. Yaptığı her kötülük portresine yansır. Kitabı okurken dikkat çeken bir noktada dış görünüşün, güzelliğin insanlar üzerinde bir etki bıraktığı. Dorian o kadar yakışıklı ki, böyle birinin kötü olması mümkün değildi topluma göre. Çünkü "çirkin" insanlar sadece kötü olabilir algısına sahibiz ve bu algı bariz bir şekilde bugün bile toplumda fark ediliyor.


Yazar; kitapta alaycı, iğneleyici bir anlatım kullanmış. Henry karakterinden her ne kadar nefret etsem bile dediklerinin doğru olduğunu düşünmekten kendimi alıkoymadım. Henry kelimelerle oynayan, insanları konuştukça etki altında bırakan, oldukça kurnaz bir karakter. Bir zamanlar masum ve saf olan Dorian ' ın her yanlışından sonra artık neler yapabilir, ne kadar ileri gidebilir diye beklerken daha büyük bir yanlışı patlak verdi. Kitapta üzüldüğüm ve en çok sevdiğim karakter ise Dorian ' ın portresi sayesinde kariyerinin dönüm noktasını yaşayan Basil oldu.


Uzun bir aranın ardından inceleme yapma fırsatı bulduğum Dorian Gray ' in Portresi okuduğum en orjinal konuya sahip, akıcı, farklı ve olağanüstü güzel, üstüne uzun süre düşündürecek bir kitaptı. Edebi yönü ve çevirisi de oldukça başarılıydı bana göre. Kitabı okurken Oscar Wilde ' nin ruhunu ve düşüncelerini tüm çıplaklığıyla göreceksiniz. Estetik, din, sanat, güzellik, ego, vicdan, aşk, cinsellik,,, gibi bütün düşüncelerini kitaba aktarmış çünkü. Bu kitabı Ahmet Y/Duvar/ ' nun tavsiyesi ve Seyid Ahmet GÜLTEKİN/Duvar/ ' in incelemesi üzerine okumaya karar verdiğim için, ikisine de teşekkür ederim. Tüm ön yargı ve sığ düşüncelerden arınıp okuyabilecek kişilere bu kitabı tavsiye ederim...
192 syf.
        Bilemedim bu yazdıklarım incelemeden sayılır mı Dostlar? Sadece hissettiğimi yazmak istedim, belki içsel bir hesaplaşmaydı benimkisi;
        Dorian’ ın portresi gibi değil mi zaten hayatımız? Farklı pencerelerden bakarak farklı yorumlar yapıla bilinir bu güzel romana. Lakin okuduğumda bana hep kendi portremi düşündürdü..
Kâinatın sahibi bizlere öyle güzel ve öyle kusursuz bir portre ile göndermiş ki bu fani dünya ya! Bize de bu portreyi Baki Âlem’ e kadar en az kirlenme ile geri götürmek düşer. Dorian’ ın portresi misali Yaradanın vermiş olduğu aklı, iradeyi, vicdanı, merhameti, şefkati ve daha sayamadığımız bir sürü insani vasıfları emredilen şekliyle yaşamadığımız veya yerine getirmediğimiz, her anında biraz daha kirleniyor, biraz daha bozuluyor portremiz. Üstelik Yaradanın affından başka hiçbir şey silmiyor bu portremizde oluşan kirlilik ve bozulmayı.
         Mevla’m bizleri Dorian’ ın düştüğü durumlara düşürmesin ve portremizi gerçek sahibimize götürebileceğimiz en güzel hali ile götürmeyi nasip eylesin inşallah. Gerçekten de okunası olağan üstü güzellikte bir şaheser, iyi okumalar diliyorum Dostlar…
272 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Düşünsene bir; ölüyorsun ve ardından yine sabah oluyor, güneş yeniden bütün ihtişamıyla yine doğuyor. Hadi bu doğanın kanunu belki ölüm insanın zoruna gitmez ancak korkuyorum. Ya her bahar tazelenen tabiata ne demeli, yeniden açan çiçeklere, yeşile boyanan ormanlara, tohumları çatlatan filizlere; haksızlık değil mi Lord Henry? Biz günden güne yaşlanırken, haksızlık değil mi?

“Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak... Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!” (Alıntı #40915500 )

İngiltere’nin aşırı haz düşkünü ve çağın “züppesi” olan Dorian Gray’in şatafatlı, iğrenç yaşam öyküsünün konu edildiği eser “hedonizm” yancısı karakterlerle güçlendirilmiş, döneminin en parlak yarı felsefe ve bol aforizmalı kurgu romanıdır. “Yazılış amacı ise Oscar Wilde’in üzerinde olan sen roman yazamazsın baskısıydı. Romanın oluşmasının en nice etkeninden birisi de bu baskıydı.”

Konformizmin ve hedonizmin yaşam tarzı olmadığı bir dönemde bazı modern felsefe kuramlarını da içine alarak kendi dönemi ve kendi döneminden sonrasının bir eleştirisidir. Kötülüğün ve iyiliğin hedef alındığı ve kronolojisine inilip; topluma ahlaki darbe vurmuş geçmiş kişilerden örnekler vererek Yunanlılardan başlayıp kendi zamanın öncesine kadar getirmiştir.

“...insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar.” (Alıntı #40827168 )

Dönemin rezilliği ve sınıflar arasındaki vicdan farklılıkları apaçık belli oluyorken “köylü milletin efendisidir,” sözünün değerini bir kez daha kanıtlamış bulmaktayız. Dorian Gray’in yansıttığı kişilik dönemin en aydın kişiliğidir. Hatta Avrupalı’nın da Avrupalısı desek abartmış olmayız. Türk Edebiyatı’nda böyle bir züppenin karşılığı ise kesinlikle yoktur. Ancak medeniyet dediğimiz kültürün olduğu ve ahlaki değerin yerle bir edildiği bir toplumda bu tarz bir karakterle karşılaşmamız ise mümkündür.

İyi görünüşe aldanırız. #Horatius
Dorian Gray’in uzun yaşama arzusu günümüz döneminde anti aging kelime karşılığına denk gelmektedir. Bu uzun yaşama arzusu ise kurguda Tanrı’dan öç alma duygusunu okura vermektedir. Gray’in tapılacak kişi olacak kadar albenisinin varlığı, çevresindeki herkesi kaosun ortasına çekmesi ve içten içe ruhunun yanıp kül olmasını sağlamadaki başarıları ise Oscar Wilde’in yaşadığı döneme olan isteksizliği olarak görüyorum.

“İnsanoğlu kendini fazla ciddiye alıyor. İnsanlık tarihinde işlenen ilk günah budur. Mağara insanı gülmeyi bilseydi, tarih çok daha farklı gelişirdi.” (Alıntı #40823873 )

Kitap içerisinde belirtilmeyen üç ana bölümün olduğunu düşünmekteyim; Dorain Gray’in gençlik pazarlığı, Dorian Gray’in gençlik kazanımı ve Sibly Vane, son olarak ise James Vane ile güzelliğin, gençliğin getirdiği onarılamaz hatalar…

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan… Çevirisi sorunsuz, ancak 2018 yılı basımlı olduğundan dolayı sanki sayfa kaliteleri düşürülmüş gibi geldi. Çok rahat bir şekilde esniyor ve alıntıları çizdiğim zaman sayfa inceliğinden dolayı arka tarafında bariz bir mürekkep izi çıkıyor. Bu yayınevinden beklemeyeceğim bir işti, şaşırdım ve üzüldüm.

Romanın özetini Azra Kohen’in bir kitabında geçen güzellik tanımıyla özetlersek sanırım hata etmemiş oluruz; “İlkelliğin torpiliydi bu: Güzellik. İzleyene ilham, yokluğunu çekene acı, avcısına amaç, aşığına neden,öfkeye güçsüzlük, yağmacıya hedef, sahibine başta kolaylık sonda lanet veren şey bedeninin her tarafını sarmıştı.”

Sözün özü; kitap kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesi. Sayın Wilde’nin en tecrübesinden faydalanmalı, Lord Henry’den hayat görüşlerini öğrenmeli, Basil ile tanışıp dostluğun ne demek olduğunu anlamalı ve Dorian Gray gibi dostlarınızdan uzak durmalısınız.

Sevgi ile kalın.
230 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bu roman söylenecek her övgüyü sonuna kadar hak ediyor. Hayatımda okuduğum en derin, en etkileyici romanlardan biriydi. İnanılmaz gizemler barındıran, uçurumların ucunda sallanan bir uçurtma gibi söylenen sözler sizi ciddi anlamda sarsıyor. Sarsmaktan öte aslında alt üst ediyor. 1890 baskısında gördüğü tepkilerden dolayı, 1891'de basılan versiyonda bıçağın ucunu törpülemiş ama görüşlerinden asla vazgeçmemiştir.

Temposu hiç düşmeyen sürekli sizin ilginizi ayakta tutan bir roman. Yazarın yaşantısıyla çok önemli bağlantıların bulunduğu romanda yapılan bir portre resmin Dorian Gray'in hayatını nasıl baştan aşağıya değiştirdiğini görüyoruz. Yazar fazla ironi kullanmadan direk okura verilmek isteneni vermiştir. Ancak anlatımlarındaki derinliğin portre ile bağlantılı olması ve olayların bu portre etrafında dönmesi sizi sürükleyen unsurlardan biri olacaktır. Portre Dorian Gray'in ruhu gibi değişecek midir? Yoksa portre Dorian Gray'i değiştiriyor mudur? Acaba Bay Dorian Gray'in gerçek yüzü portreye yansıyacak mıdır? Bütün bunların cevabını romanın sonunda ve romanın her köşesinde bulacağınıza eminim.

Şiirleri, kısa öyküleri, oyunları ve tek romanıyla edebiyat dünyasına damgasını vurmuş bir yazarın 46 yaşında Paris'te bir otel odasında ölmesi oldukça üzücüdür. Lakin geride bıraktığı eserleri onu fazlasıyla ölümsüzleştirmiştir. Bu dünyadan bir Oscar Wilde geçmiştir dememiz sanırım ona duyacağımız saygının en büyük ifadesi olacaktır. Son olarak yazarlar yaşantıları ve tercihleri ile değil, vermiş olduğu sanat eserleriyle hatırlanmalıdır.
280 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Neydi şimdi bu?!!

Ruhunu şeytana satmanın hikayesi mi?
Gümbür gümbür haykıran bir egonun sesi mi?
Güzelliğin manifestosu mu yoksa?
Sevgiye hasret..sevgiye susuz bir insanın muazzam değişimi mi?

Hani..ruhunuzun bir yerinde iğne ucu kadar bir nokta vardır ya, simsiyah..
Hani yok saydığımız, kabullenmek istemediğimiz..
Hani büyüdüğü zaman, benliğimizi tamamıyla yutacağını çok iyi bildiğimiz..
Insanoğluna bahşedilmiş en eski remizdir belki de.

Işte o noktada başlıyor her şey..
Günaha koşar gibi son hızla yayılıyor.
Okudukça, içine girdikçe satırların, bazen şeytanın bile masum olduğunu düşünüyorum.
Yaşlanan, çirkinleşen, şeytanlaşan bir portrenin gözlerinden alev alev baktığını hissediyorum zaman zaman..

Sevgiye açlık ve sonsuz bir egonun içerisinde, güzellik kadar çirkinliği de iliklerime kadar hissediyorum.
Ki güzellik, en kadim maskedir aslında.
Aşkın bile gözde başladığına inanan ben, güzelliğin de bir çeşit büyü olduğuna inanıyorum.

Önce hasret, sonra çabalayış,sonra vazgeçiş ..Işıltılı bir tenin altında buz gibi bir soğukluk ve göz kamaştıran ama zerre kadar kokusu olmayan bir yapma çiçek kandırmacası..

Basil iyiliği,
Lord Henrry kötülüğü,
Ve Dorian da muazzam egosuyla insanı temsil ediyor diye düşünüyorum.

Hissetmenin günahını tatmış, susmanin vurdumduymazligini soluyan, içinde gümbürdeyen şelaleye kafa tutan..
Ki insanın duygularını bastırması, görünüşte bir savunma mekanizması gibi gelse de, başka biri gibi davranmaya, ürkütücü ve ağır bir sona doğru götürür bizi.
Yorgun düşeriz.
Eksik kalırız.
Kendimiz olamayız.

Hatalarımız hata değildir artık.
Sevgimiz de sevgi değildir, içi boşalmıştır.
Öyle bir ego kaplamıştır ki bizi ; şeytan görse kıskanır..

Ruhunu arayan mı?
Ruhunu kaybeden mi?
Ruhunu satan mı?

Boşuna değil Dorian 'ın ,portresini saklaması ve yüreğini kabartan öfkesi aslında.

Neydi şimdi bu?!!
Güzelliğin manifestosu mu?
Belki de söylendiği gibi, terazi burcunun el kitabı olma niteliğinde.
Olay estetizm çünkü.
Söyle ki; edebiyat, güzel sanatlar, müzik ve diğer sanatlar için estetik değerlerin, sosyal-politik temalardan daha fazla önemini vurgulayan bir entelektüel ve sanat hareketidir kendisi.

Yani bir nevi kalple düşünebilme becerisi.
Güzele vurgun,
Güzele sevdalı,
Ortayı tutturamayanlarin, yaşamı beste kabul edenlerin hikayesi.

GÜZELLİĞİ, GÜZEL OLANI, GÜZELLİĞİN ŞİDDETİYLE ÖLÇENLERİN..

Okudukça, ne kadar az okuduğumu hissetiren kitaplardan biri,belki de en güzeliydi.

Bir otel odasında, sefillik ve açlık içerisinde, kalemi kendini yok etmiş bir yazardır Oscar Wilde.
Yazdığı her cümleyle büyüleyen..

- Işte bu..
- Tam da bu!!
dedim defalarda..

Evet bu..
Ruhunu şeytana satmanın hikayesi..
Güzelliğin manifestosu!



Keyifli okumalar..:)
192 syf.
·10/10
Bugün sizler ile Oscar Wilde'ın 1891 yılında yayımlanan felsefi romanı Dorian Gray'in Portresi’ni incelemek istiyorum. Biliyorum, içinizden: “Ya arkadaş, sen de yemiyor, içmiyor habire okuyor ve üstüne bir de inceleme yazıyorsun!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ne yapayım, bunlar hep eskiye dair okuduklarıma olan paylaşım ya da incelemelerim diyebiliriz. Bu aralar ülkemizde ve dünya genelinde yaşanan ekonomik resesyondan ötürü ben de kalemi elime çok alır, aman ne kalemi, klavyenin başına çok oturur oldum. Neyse biz kitaba gelelim dostlar, bu hadiselerden dolayı canımız sıkılmasın şu güzelim mecrada.


KONUSU
Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde'in kaleme almış olduğu tek romanıdır. Kitabımız, bir tuvale tasvir edilmiş olan portresinin, kendisinin yerine yaşlanmasını daha çok isteyen, sonsuz bir gençlik karşılığında ruhundan vazgeçen ve bu isteği gerçekleşince ahlaki olarak yoldan çıkarcasına yozlaşan haz ve güzellik düşkünü genç, yakışıklı bir adamı konu almaktadır.

Ressam Basil Hallward, yüz güzelliği ve yakışıklılığı ile dikkat çeken Dorian’den çok etkilenen bir hayranıdır. Dorian, Basil'in evinde, Basil'in arkadaşı olan Lord Henry Wotton ile tanıştıktan sonra kendisinin dünya görüşünden bir hayli etkilenir.

Lord Henry, hayatta en önem verilecek şeylerin zevk, güzellik ve çok değişik türde hazlar elde etmek olduğunu ifade etmektedir. Naif duygular içinde olan Dorian, elbet bir gün güzelliğinin yok olacağının farkındadır ve üzüntülü bir şekilde, kendisinin yerine Basil'in çizdiği resminin yaşlanmasını ne kadar çok istediğini dile getirir ve işte o andan sonra Dorian'ın bu dileği gerçekleşir, fakat ebedi gençlik karşılığında Dorian ruhunu şeytana satar. (Burada aklıma okumuş olduğum Johann Wolfgang Von Goethe’nin Faust #30333413 eseri geldi.)

Dileği gerçek olan Dorian, yaşamakta olduğu bu dünyada genç kalırken, kendisinin portresi yaşlanmakta ve Dorian’ın işlemekte oldu her bir günah ise portreye yansımaktadır.


SONRASINDA YAŞANANLAR
Roman, Amerikan edebiyat gazetesi olan Lippinscott'un Monthly Magazine tarafından yayımlandıktan ve okurlarına eriştikten sonra, edebiyat eleştirmenlerinin çok ağır eleştirilerine maruz kalmıştır. Bu Eleştirmenler, kitabı son derece “Ahlaki ve ruhsal çürümenin zehirli kanıtı” - “kasvetli ve yozlaşmış” – “Ahlaki çöküşün ve güçlü homoerotik alt tonların tasviri” şeklinde yorumlamış ve eşcinsellikten aleni bir şekilde bahsetmesi nedeniyle deyim yerindeyse; adeta yerin dibine sokmuşlarıdır. Yayınlandığı zaman diliminde almış olduğu tepkiler, yaratmış olduğu tartışmalar ve üstüne almış olduğu sansürler de cabasıdır. O zamanlar toplumda bir tabu olarak görülen eşcinsellik ve hemcinsler arası ilişkinin “Hazzı”, edebide olsa, deyim yerindeyse “Ahlaksızlıktır”.


Korku:
“Toplum korkusu ki ahlakın temelidir, bir de dinin püf noktası olan Tanrı korkusu: Bizi yöneten iki şey işte bunlar.” S.30


Bütün bu eleştirilere sebep olan bu hadiselerden ötürü, yazarın kendisinin de rızası ile kitap cinselliği konu alan birçok şeyden arındırılıp, baskıya hazır hale getirildikten sonra, yeninden bir kitap halinde 120 yıldır sansürlenmiş haliyle bizlere edebi olarak hitap etmektedir.


Tüm bu olanlar yetmiyormuş gibi, kendisi yaşam tarzı sebebiyle 1895 yılında eşcinsellik suçundan 2 yıl hapse mahkûm edildi. Yaşamış olduğu bu hazin hadiseden dolayı hayatı onarılamaz ölçüde sarsıldı. Evlatları bile bu utançtan ötürü soyadlarını değiştirmeyi tercih etti ve kendisini ihanete uğramış yaşlı ve yorgun hisseden Dorian, Fransa’ya yerleşip adını değiştirmek zorunda kaldı. Oldukça zorlu şartlar altında bir hayat sürmeye çalışan Oscar Wilde, 30 Kasım 1900 tarihinde, Paris’in en kötü ve pis otellerinden birisinde ölü bulundu. Böylesi bir edebiyat yazarı için gerçekten de üzücü ve belki de hiç istenmeyecek bir son oldu…


Düşman:
“Kişi düşmanını seçerken ne denli dikkatli olsa azdır. Benim bir tane bile aptal düşmanım yoktur. Tüm düşmanlarımın zihinsel melekeleri güçlüdür, bu yüzden de benim değerimi bilirler.” S.19-20


Kitabının önsözünde: “Sanatçı, güzel şeylerin mimarıdır. Sanatın gayesi, sanatçıyı gizlemek, sanatı gün yüzüne çıkarmaktır. Eleştirmen ise, sanatı bir başka biçime dönüştüren yahut güzel şeylerin kendisinde bıraktığı izlenimi, yeni bir vasıtayla ifadeye kavuşturan kişidir.” der Oscar Wilde.


OLAYLARIN GELİŞİMİ VE ÖZETİ
İnsanların çokta müreffeh olmadığı bir dönemde, fakir birisi ile evlenmiş olan Dorian Gray’in annesi, eşinin vefatından kısa bir süre sonra ailesinin yanına geri dönmek zorunda kalır. Dünyaya gelen Dorian, doğduktan hemen sonra annesini de kaybeder ve kendisine mecburen büyük babası bakmak zorunda kalır. Yüz güzelliğinin, herkesi kendisine hayran bırakacak mükemmellikte olduğu Dorian, aşırı sert ve zalim bir kişiliğe sahip bir büyük babanın sevgisiz bir ortamda büyümek zorunda kalır.

Aile sevgisinden ve ilgiden yoksun bir ortamda büyüyen Dorian, ilerleyen zamanda diğer tüm insanlara karşı ilgisiz ve kayıtsız kalmaya başlar. Fakat sonra Dorian tiyatro oyuncusu Sibly Vane’ye âşık olduktan sonra, artık onu hayatının bir anlamı olarak görmektedir. Ayrıca yakın olarak arkadaş olduğu ressam Basil Hallward ile Lord Henry Wotton vardır. Basil Hallward, resmettiği her sanat eserine kendinden bir şey kattığını düşünen, hayatının merkezine sanatını koyan, daha çok kendi iç dünyası ile ilgilenen ve dış dünyaya kayıtsız kalan bir sanat adamıdır.

Lord Henry ise, kendisini “Hazcılık” ile bağdaştırmış ve hayatta dair önem arz eden şeylerin, zevk ve güzellik olduğunu düşünmektedir. Dorian ile her daim, haz hakkında olan görüş ve düşüncelerini paylaşmakta ve ona bunları empoze etme gayesindedir. Yukarıda da bahsettiğim üzere: Naif duygular içinde olan Dorian, elbet bir gün güzelliğinin yok olacağının farkındadır ve üzüntülü bir şekilde, “Keşke her zaman genç kalacak olan ben olsaydım da portrem yaşlansaydı! Bunun için... bunun için her şeyi verirdim!" diyerek ağlar ve işte o andan sonra Dorian'ın bu dileği gerçekleşir, fakat ebedi gençlik karşılığında Dorian ruhunu şeytana satar.


Gençlik:
“Eski günlerinizde yaptığınız büyük bir hata anımsayabiliyor musunuz, düşes? diye sordu. Korkarım pek çok! Lord Henry, Öyleyse bunları yeniden yapın, diye ciddilikle yanıtladı. İnsanın gençliğini yeniden kazanabilmesi için çılgınlıklarını yinelemesi yeterlidir.” S.58


Günah:
“Şu var ki deneyimde itici güç yoktur. Oynadığı etkin rol vicdanın rolü kadar önemsizdi. Ortaya koyduğu tek gerçek, geleceğimizin de geçmişimize eş olacağıydı; bundan önce bir kez, tiksinerek işlediğimiz günahı bundan böyle birçok kez işleyecektik, hem de seve seve.” S.78


Hayatında önemli bir yer teşkil eden Dorian ile olmaktan, onunla birlikte vakit geçirirken resimlerini yapmaktan büyük keyif alan Ressam Basil, arkadaşı Dorian’ı elinden geldiğince Lord Henry’den uzak tutma çabasındadır. Dorian, arkadaşı Basil’e sanat hayatında modellik yapmaktadır. Basil’in en mükemmel başyapıtı olarak gördüğü şaheseri, Dorian’ın portresidir ve ilginçtir ki Basil Dorian’an dan ayrı kaldığında sanatını olması gerektiği gibi icra edememektedir.


“Yüz yüze geldiğim bu insanın salt varlığı öylesine büyüleyiciydi ki, izin verirsem benim tüm benliğime, ruhuma, giderek sanatıma el koyabilirdi.” S.17


Zamanla Dorian de Lord Henry gibi etrafında olanı biteni umursamaz bir tavır içine girer. İkili arasında olan ilişki, Dorian’ın, kimliğinin daha da değişmesine sebep olmakla birlikte, Dorian Henry’den etkilenmekte ve ona karşı olan ilgisi daha da artmaktaydı. Henry’den uzak kalamamasında en büyük etken, onun bir aile saadetinin olmamasıdır ve gitgide daha da yakınlık duymasına neden olur. Henry kadınları küçümsemekte, erkeği kadından daha üstün gördüğünü ve kadınların yeteneksiz olduğu düşüncesini belli etmekteydi. Günlerden bir gün, Dorian Gray’in saflığında istifade eden Lord, onun ırzına geçer. (Aklıma Nuri Alço ve gazoz sahnesi geldi. Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=CF0o9DYk8qo)


“Anlatmamak elinde değil ki, Dorian. Ömür boyu yaptığın her şeyi bana anlatacaksın sen.” Evet, sanırım öyle olacak Henry. Her şeyi sana anlatmamak elimde değil. Tuhaf bir etkin var üzerimde.” S.70


Bu arada, dış dünyaya uzak olan ve kendi ütopyasında yaşayan Sibly Vane, Dorian’e ilk gördüğünde âşık olur ve bir müddet aşk yaşarlar. Sibly, sevgilisi Grey’in dünyaya olan bakışına, onun kendisine olan sadistliğine ve hakaretlerine dayanamayarak intiharı tek kurtuluş olarak görür ve canına kıyar. Ressam Basil, Sibly’in intihar ederek canına kıydığını haber aldığında adeta şok olur. Bu elim hadiseyi Dorian’a ulaştırdığında, Dorian bu trajik olaya çok normal bir şeymiş gibi yaklaşması anlam veremez. Dorian bu yaşanan elim hadiseye her ne kadar kayıtsız kalmış gibi görünse de, aslında Sibly Vane’nin ölümü onu içten ve derinden etkiler. Sibly’e karşı davranışı ve yaptığı hakaretlerden dolayı, onun intiharı seçerek hayata veda etmesi Dorian’a çok ağır gelmiştir ve onu tamamen yıkmıştır.


Dorian, artık içten içe bu psikolojinin rahatsızlığını hissetmekte ve adeta şokunu yaşamaktadır. Yaşamak istediği haz için ruhunu satarak elde ettiği daimi gençlik, güzellik ile birlikte resmine odaklanan Dorian, artık kendi portresine her baktığında ne kadar da ruhsuz olduğu düşüncesi ile birlikte vicdanı daha çok hissetmektedir.


“Lord Henry’nin etkisiyle kötülüğün ve zevkin çekimine kapılan, dünyada gençlik ve güzellikten önemli bir şey olmadığına inanan Dorian için heyecan, kötülükte ve günahtadır; iyilik ve erdemse sıkıcıdır, edilgendir. “


Dorian’ın hayatında yaşamakta olduğu eşcinsellik ile ilgili psikolojik değişimler ve sırları, Basil’in yaptığı sanat eserlerinde de açıkça gözlemlene bilmektedir. Fakat portredeki bu değişimi gözlemleyebilen ve bunu gören Basil’in kendisi olmuştur. İşte Dorian’ın ebedi gençlik sırrını açığa çıkarabilecek tek kanıt, arkadaşı Basil’in fırça darbeleri ile yaratmış olduğu bu sanat eseridir. Bu tabloyu ele geçirmesi ve kimsenin görmemesi fikri zamanla Dorian’da bir saplantı halini alır. Kendisi hakkında önemli sırları barındırdığını düşündüğü bu portrenin gün yüzüne çıkmaması ve kimse tarafından görülememesi düşüncesi daha ağır basmaktadır. Yaşamakta olduğu kötü günler ve olayların sebebiyle kendisinin portresinin eski güzelliğini yitirdiğini ve git gide daha da çirkinleştiğini fark etmektedir… Devamı kitapta. :))


Portre:
“Hissedilerek çizilmiş her portre ressamın bir portresidir, modelin değil. Modelin orada bulunması yalnızca resmin yapılmasına yol açan rastlantı, bahanedir.” S.16


Dorian'ın yakışıklılığının ve genç tavrının övgüsünü tekrar eden yorumlar yapmakla birlikte, her iki yaşlı adamın da Dorian Gray'in Resminde, ismini konuşmaya cesaret edemediği aşk olarak bilinen şey olduğu çoktan kanıtlanmıştır. Basil Hallward, "Ben yaşadığım sürece, Dorian Gray'in kişiliği bana hâkim olacak" kadar uzağa gider. Sanatın ve ahlaksızlığın temel ahlaksızlığını kesin bir dille savunan Wilde için Dorian Gray'in Portresi, paradoksal olarak çok geleneksel bir ahlaki mesaja sahiptir.


Oscar Wilde'ın geleneksel ahlaktan önce üslup değer biçimini benimsemesi, dönemin Victoria İngiltere'sinde kendisine karşı birçok düşman yarattı. Bazı eleştirmenler Wilde'ı, Viktorya çağının anti-semitizminin popülist kitlesine oynamakla suçladı. Wilde, sanatında ve hayatında, gelgitlere karşı durmaktan büyük keyif aldı ve Popüler önyargı yapanları da küçümsedi. Oscar Wilde, nihilist zarafetin ve popüler hayal gücünün kalıcı olduğu zulümden çok daha fazlasıydı.


Yaşam:
“Yaşamanın amacı kişinin kendini geliştirmesidir.” S.30


Dorian Gray, okurken biz okurları sıkıp, bunaltmayan, içeriği ile ilgili merakta bırakan ve okumakta olduğumuz her sayfasında, yeni şeyleri bizlere sorgulatan türde bir kitap. Ben şahsen, bu güzel eseri okuduğuma, bende bıraktıklarına memnun oldum diyebilirim. Kitap hakkında ufakta olsa merakta kalanlar, henüz bilmiyorsanız diye yazmak isterim. Kendisinin kaleme aldığı eserin filmi de var ve şuraya fragmanını görmek isteyenler için iliştiriyorum. :))
https://www.youtube.com/watch?v=YVbdd8oOwOY


Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
192 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Oscar Wilde İrlandalı oyun yazarı, romancı, kısa öykücü ve şair. Farklı üslubu ile İngiltere’de Victoria döneminde büyük etkiler yaratmış bir isim. Gençlik dönemlerinde estetizm hareketi alanında aktif faaliyet göstermiştir ve sayesinde bu alanda bilinirlik ve etki artmıştır. Yaşam tarzında dişil yansımalar daha çok görülmüştür. Bazen giyimi, bazen yaptığı dekorlar vb ile. Güzellik ve estetiğe verdiği değeri her zaman açıkça yansıtmıştır. Ayrıca yaşadığı eşcinsel ilişkiler ve bunlar hakkındaki düşüncelerini eserlerinde sık sık kullanması da toplum tarafından yadırganmasına, ahlak bozucu olarak görülmesine ve hatta kendisinin bir dönem hapse mahkum olmasına sebep vermiştir. Sonrasında zor günler yaşamış, parasızlık çekmiş ve bir otel odasında menenjit sebebiyle ölmüştür. Eserlerinde otobiyografik ögeler yüksek derecede kendini göstermiştir.

Dorian Gray’in Portresi Wilde’ın ilk ve tek romanıdır, bunun dışında çoğunlukla tiyatro oyunları ve öyküler yayımlamıştır. Ama buna rağmen bu tek roman ile adını büyük ölçüde duyurmuş, büyük etkiler ve tatrtışmalar yaratmıştır.

İçerikten kısaca bahsedecek olursam; Dorian Gray saf bir ruh ve güzellik taşıyan bir gençtir. Zengindir. Sıkı dostu olan Basil’in bir gün onun portresini yapması ve bu esnada Dorian’ın Lord Henry ile tanışmasıyla tüm olaylar başlar. Portre o kadar güzel olmuştur ki, Basil ve Henry’nin hayranlık belirten sözleri ile de Dorian gençliğinin güzelliğinin farkına varır. Bunları bir gün kaybedecek olma düşüncesi o kadar etkiler ki, çok içten bir dua etmesine sebep olur. Zamanın güzelliğinden hiçbir şey almamasını ve yaşlılık, çirkinlik gibi etkilerin portreye yansımasını ister.

Eserin baş karakteri Dorian olsa bile Basil ve Lord Henry de olayların çoğunlukla merkezindedir.
Kitabın başlarında sık sık toplum, aşk, sanat, estetik, din vb bir çok konu üzerine özellikle Henry aracılığı ile düşüncelerin belirtildiğini görüyoruz. Henry bunları öyle bir üslup ve rahatlık ile söyler ki, sözlerine katılmasanız bile büyüsüne kapılıyor ve kendinizi sorguluyorsunuz. Burada henüz kendini keşfedememiş olan Dorian’ın Henry tarafından verilenler ile kötü yanları beslenmeye başlar ve hayatta gençlik, güzellikten önemli hiçbir şey olmadığını düşünür. Ettiği dua ile aslında ruhunu şeytana satmıştır ve sadece fiziksel olana bel bağlayıp, ruhunun tüm kötü yönlerini beslemiştir. Basil’in Dorian’a olan aşk seviyesindeki bağlılığı ve ettiği sözler ile yazarın eşcinsellik ögeleri barındırdığını da açıkça fark ediyoruz.

Aslında Lord Henry’nin benimsediği ve sık sık belirttiği düşünceleri yazarın kendi düşüncelerini de barındırır. Estetik olana, gençliğe, güzelliğe verilen değer gençliğinde yaptıklarıyla da görülmektedir. Wilde’ın yaşadığı eşcinsel ilişkiler döneminde sorunlara sebep olmuş, bu konulardaki fikirlerini eserlerinde de sık sık işlemesi Victoria döneminde büyük tartışmalar yaratmıştır. Düşüncelerinin ve eserlerinin ahlaksızlığı yücelttiği söylenmiş ve yazar izni ile de bu eseri kısaltılıp, sansürlenmiştir. Bu nedenle Oscar Wilde Victoria döneminin ikiyüzlülüğünü ve bazı sorunlarını da kitabında işlemiştir.


Romanının üç ana karakteri için şöyle demiştir: “Basil Halward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda…”

Her insanın aslında içinde biraz da olsa kötülük barındırdığını, bunu tetikleyici şeyler olursa nasıl da ortaya çıkabileceğini görüyoruz bu eserde. Bilinç ve bilinçaltının yarattığı farklılıkları, toplumun dayattıklarının insanları ne ölçüde etkilediğini ve egomuzun bize yaptırdıklarını da görüyoruz. Bir tarafımızla ahlaki, toplumsal vb. değerlere uymaya çalışırken, diğer taraftan egomuzun bize dayattıklarını törpülemeye çalışırız çoğunlukla ama bu çok baskın olduğunda insanda çift karakter yaşatıyor. Bu da bizim kötü yanlarımızı daha çok ortaya çıkarıyor. Hem yasak olan ve yapılmak istenip de yapılmayanlar da daha çekici gelmez mi insana her zaman? Bir de içimizdekini keşfetme sürecinde doğru yolu bulma serüvenidir önemli olan. Hayatın merkezine ne koyarsak, o yönlendiriyor bizleri. Hırslarımız, egomuz, bencilliğimiz güzel olan ne varsa kendi ellerimizle yok etmemize sebep olabiliyor bazen ve Dorian gibi ruhunu hırsları uğruna satanlar, dönülmeyecek bir yola girebiliyor.

Kesinlikle okunmalı, okutturulmalı bu eser. Ama tarafsız bir gözle. Yazarın konuyu işleyiş biçimi, üslubu o kadar güzel ki, keşke tek romanı olmasaydı dedirttiriyor. Katılmadığım konular ne kadar çok olsa da kendimizi sorgulama açısından önemli bir eser diye düşünüyorum. Özellikle de Everest’in sansürsüz basımını tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim herkese 
280 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Oscar Wilde’in “asla roman yazamazsın” gibi bir eleştiriye maruz kalması sonucunda yazdığı ilk ve tek romanı. Okumadan önce Oscar Wilde’in hayatı hakkında bilgi sahibi olursanız kitap oldukça anlam kazanacaktır. Yaşam tarzı ve cinsel yönelimi yüzünden muhafazakar çevrelerce sürekli suçlanmış, baskılar görmüş ve bu uğurda hapiste yatmış bir dehanın düşüncelerini ve iç dünyasını biraz olsun anlamak açısından en büyük ve maalesef tek şansımız belki de bu kitap. Kitap tutucu çevreler tarafından ahlaksızca bulunmuş, oldukça büyük tepkiler görmüş ve sansürlere uğramıştır. Wilde, zaten gelecek tepkileri kendi yaşamında da her an üstüne çektiğinden ve bu yüzden gelecek tepkileri çok iyi bildiğinden kitabın önsözünden başlayarak tüm bunlara net ve harika cevaplar vermiş:

“Ahlaka uygun olan ya da uygun olmayan kitap diye bir şey yoktur. Kitap denen şey ya iyi yazılmış ya da kötü yazılmıştır. Hepsi bu.”


Hikaye üç karakter üzerinden ilerliyor. Wilde hakkında bilgi sahibi olunmasa bile, Wilde’in bu üç karakter hakkındaki yorumu mutlaka bilinmesi gerek bence:

"Basil Hallward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian Gray ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda..."

Bu üç karakter arasında, her ne kadar Gray diğer ikisine aynı duyguları beslemese bile bir aşk üçgeni olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dorian Gray’in diğer kişilerle olan ama detaya pek girilmeyen günahlarından ve Basil ile Henry’nin Dorian’a beslediği hayranlık üzerinden kitapta eşcinsel öğelere yer veriyor, eşcinsel yönelimi nedeniyle hapsedilen Oscar Wilde.

Wilde “Lord Henry dünyanın ben sandığı kişi” dese de kendisini haklı çıkararak, Lord Henry kesinlikle Oscar Wilde’dir diyorum ben. Sivri dili, zekâsı ve hazır cevaplılığıyla tanınan Wilde, neredeyse tüm özelliklerinde direkt Lord Henry ile benzeşiyor. Kendisi de büyük bir hedonist olan Wilde, Henry karakteri üzerinden hedonizm, individualizm, güzellik, günah ve ceza, toplum, kadın ve erkek ilişkileri üzerine muhteşem aforizmalar kasıyor. Evlilik ile ilgili de bana göre oldukça isabetli ve eğlenceli çok sayıda çıkarım var kitapta. Sağda solda Oscar Wilde ve altında Wilde yazmasa bile yaygın bir şekilde görülebilen ve duyulan aforizmaların birçoğu bu kitaba ve neredeyse tümü Henry karakterine ait. Ben “bu cümle de mi bu kitaptanmış yahu,” dedim sık sık. Henry karakteri de en sevdiğim kitap karakterleri arasına hızlı bir giriş yaptı.

Buradan sonrası az miktarda spoiler içerir.

Hikaye Dorian Gray’i model olarak kullanan ressam Basil’in, arkadaşı Henry’e, Gray’den ve kendisinde uyandırdığı ilhamdan bahsetmesi ile başlıyor. Gray ile tanışan Henry de bu genç çocuğun güzelliğinden ve böylesine güzel bir varlığın ruhunu şekillendiren kişi olma ihtimalinden oldukça etkilenir. Kendisi de gençlik ve yaşlanma konularında oldukça takıntılı olan Oscar Wilde bu takıntısını Lord Henry üzerinden Gray’e yansıtır. Henry’e göre bu dünyada elde tutmaya değer tek şey gençliktir. Lord Henry’nin fikirleri ve bakış açısı karşısında büyülenen, sert bir şekilde uyanan ve güzelliğinin ve gençliğin önemine varan Gray, kendi portresini gördüğü anda büyük bir kıskançlık ve kin duyar:

“Ne hazin şey! İhtiyarlayıp çirkinleşeceğim, iğrenç olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç kalacak. Şu haziran günündeki yaşından öteye hiç gitmeyecek... Öbür türlü olabilseydi! Sonsuza dek genç kalan ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı!”

Dileği garip bir şekilde gerçekleşen Gray, yıllar sonra dâhi resmin yapıldığı günden itibaren, fiziksel olarak tek bir gün bile yaşlanmaz. Onun yerine yaşlanan, bozulan ve iğrençleşen portresi olur. Sadece yılların getirdiği fiziksel bozulmalar değil, işlediği günahlar da tek tek portresine yansır. Ortaya çıkan sonuçtan ve portrenin zamanla aldığı şekilden Gray bile dehşete düşer zaman zaman. Final de tamamen Gray ve portresi karşındaki duygularına bağlanır. Hikayenin finali oldukça tahmin edilebilirdi benim için. Ama bu tahmin edilebilirlik kitabın değerini kesinlikle düşürmüyor. Kesinlikle okunması ve geç kalınmaması gereken kitaplardan.


“Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır.”
262 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Vicdan azabı bu ne kötü bir hiss bilir misin?
Sen hiç masum birini öldürdün mü ya da yalancı şahitlik yaptın mı?
Daha sonra ne oldu, yaşayabildin mi o hissle o soğuk ve bir o kadar yakıcı hissle...
Herkes tarafindan iyi bilinen ama maskeler altında kötü bir yüzünün olması ne acı değil mi
Korkunç bir şey olmalı ya da evet korkunç bir şey zaten
Bu hissi en çok melek yüzlü şeytanlar bilir "Melek yüzlü şeytanlar"...
"Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol"
•Mevlana
Ama sakın melek yüzlü şeytan olma.
Ahhh ne kötü bir hiss...
İnsan kötülük yaptığı zaman kötülük ona bir yerden sonra bağımlılık aşılar
Bağımlılık yapan şeyler bir yerden sonra zevk verici olur.
Çünkü o da sana bağımlı olmuştur artık ondan ayrılmaman için en güzel özelliğini yani "zevk" olgusuyla yaklaşır sana
Senden kopmak ona bir ızdirap gibi gelir ve seni ve nefsini avuçlarınin içine alır ve bırakmaz, acı çektirir sana, acı bir pişmanlık kalır geriye ve o ne çetin bir pişmanlık...
Ne kadar iyi görünsende hep bir maske yardımiyla iyi görünürsün maskeni çıkar ve haykır gerçek yüzünü belki o vicdan azabına bir kırbaç atmış olursun onu sakinleştirir rahatlatmış olursun...
Öyle bir zaman gelir ki hiç bir insanın saf olmadığına inanırsın öyle şeyler görürsün ki saflık olgusu hep bir ütopik söz gibi gelir sana...

Genç ve yüzü güzel bir delikanlı, kendi portresini kıskanan ve ona düşman olan bir gencin hikayesi, yaşlılık kaçınılmaz bir gerçekken ona olan düşmanlığı ve kendi güzelliğine olan köleliğinin vahşetli sonu...
Güzelliğinin bereberinde getirdiği cinayetler ve sonrasında yaşanan o acı his o acı ızdırap ve vahşetli son...

Kitap size kadın, erkek, evlilik ve başka başka şeyler adına güzel bilgiler vereçeğine umuyorum öyle güzel alıntılar vardı ki paylaşmaya kıyamadım...

Mutlaka okumanız gereken bir eser.
272 syf.
·3 günde
Nasıl muhteşem, nasıl akıcı ve yalın bir kitaptı. Çevirmeni Didar Zeynep Batumlu’ya da bir selam çakalım.
Güzellik, gençlik, zevk ve tutkular ne kadar gelip geçici. İnsanların bize gösterdikleri yüzlerinin arkasında belki de hiç tahmin edemeyeceğimiz karanlıkta ruhları gizli. Hedonizme, heyecana, hayatın tutkusuna kapılan narsist Dorian Gray, hem bir yaratılan, tapılan hem de yok eden, yok edilen bir karakter. Sanat, toplum eleştirisi, din ve inançlar, kadın ve erkek ilişkileri, el emeği gösterişli eşyalar üzerine yazılmış harika bir eserdi. Klasikleri sevdirecek, soluksuz okuyacağınız bir kitap isterseniz listenin başına yazın
“Bir insanın işe yarar bir şey yapmasını, yaptığına hayranlık duymaması koşuluyla affedebiliriz. İşe yaramaz bir şey yapmanın tek mazereti, o insanın, o şeye derinden hayranlık duymasıdır.
Sanatın tamamı hayli yararsızdır.”
Youtube kanalım: https://www.youtube.com/user/ayseum
280 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
İtiraf etmeliyim ki kitabın ortalarına geldiğimde kitaptan böyle etkileneceğimi bilmiyordum. Kitabın büyük bir bölümünde karakterlerin kendi ideal dünyalarının betimlemesini okuyorsunuz ve haliyle şu soruyu soruyorsunuz kendinize ya da ben soruyorum : “İnsanlar aç , bunların dertlerine bak. Zenginlik böyle bir şey herhalde , saracak bir şey bulamayınca insan kafayı güzelliğiyle bozuyor.”
Bu cümleyi kurduktan bir gün sonra işler çok başka bir hal almaya başlıyor. Oscar Wilde’ın kendi yaşamını, kendi kişiliklerini nasıl kitaba yedirdiğini anlamaya başlıyorsunuz.

Bildiğiniz gibi Wilde döneminde çok eleştiriye uğramış, yaşadığı hayat tarzından dolayı hapis yatmış , toplumca dışlanmış , çok bağlı olduğu “güzellik” ve sevgilisinden ayrı bir hayat sürmeye zorlanmış ve çirkin yaşam onu öldürmüş.
Estetizm ve hazcılığa dair görüşlerin yanı sıra dünya ve insanlar hakkında da güzel deyişleri barındıran bu kitapta güzelliği uğruna şeytanla anlaşma yapan Dorian Gray, Dorian Gray’i kendiyle tanıştıran Harry ve portrenin sahibi Basil karakterleri bize roman boyunca eşlik ediyor. Bu üç karakter Oscar Wilde’ın farklı özelliklerini temsil etmektedir.

Dorian Gray: Oscar Wilde’ın kendi hayatında yaşadığı acıların temsilidir.
Basil: Oscar Wilde’ın cinsel yönelimini , estetizm düşüncesini ve melankolisini temsil eder.
Harry: Hazcılığa olan bakış açısı, estetiğe yönelik düşüncelerinin temsilidir.

Bu üç karakter etrafında çevrelenen romanda insanın hazları ertelememesi , gerçek yaşamın ancak hazların yaşanmasıyla mümkün olabileceği görüşü hakimdir.Güzel olmanın önemi dönemin güzellik anlayışına bir gönderme olarak vurgulanmıştır.
Güzelliği ve gençliğini korumak adına şeytanla anlaşma yapan Dorian Gray’in ruhunu şeytana satması ve her günahın sonunda portresindeki resmin çirkinleşmesi Dorian’a Tanrı tarafından gönderilmiş bir cezadır. Eserde çizilen olaylar ve güzellik algısı bana , dünyada asla güzel şeylerin yaşayamayacağını düşündürdü. Çünkü günahı ancak çirkinlerin gerçekleştirebileceğini düşünen insanların aslında ruhlarının ne kadar çirkin olduğu göz önündeydi. Bu da dünyanın çirkinliğinde iyi ruhların ve güzelliğin yaşayamayacağını temsil eder.

Trajedilerle doğan, trajedilerle beslenen ve trajedilerle yok olan bir karakterin hikayesi bize bir çok soruyla ve düşünceyle veda ediyor kitabın sonunda. Ruhunu şeytana satmak diye bir şey yoktu aslında , çünkü şeytan ancak insanın kendinden kaçışıydı. Aynada gördüğümüz de tablodaki çirkin yaratık da bizdik aslında. Sadece çirkinlik gözümüzün önünde apaçık durmasın diye onu tozlu odalara hapsettik ve yüzleşemedik. Dorian yüzleşti ve yenik düştü.

Kitapta yer alan cinayet de hazzın bir parçasıdır. İnsan şiddet dürtüsüyle var olur. Ve cinayetler ona hazzı tattıran eylemlerdir. Düşünceler eylemlere dönüşmeden insana rahat vermez. Eylemler de gerçekleştirildikten sonra insanı asla mutlu etmez. Bu nasıl bir kısır döngüdür? Trajedilerden bu kadar hoşlanmamızın sebebi içimizde eyleme olan açlığın kısa bir süre için bastırılması değil midir? İnsan değişebilir mi? İnsan olduğu insan mıdır yoksa olmak istediği mi?
Bunun gibi bir sürü soru çıkar bu kitaptan ama cevapları verilebilir mi? Alın işte size yeni bir soru.

Dorian Gray , Oscar Wilde’ın ruhunun yansımadır. Kendi karakterlerinin romanda buluşmasıdır. Bu kadar güzellik düşkünü bir adamın ölürken iğrenç bir odada , iğrenç bir duvar kağıdıyla savaşına da yer vermek zorunda hissettim kendimi.
Ölmeden önce Wilde’ın son sözü

“Ya duvar kağıdı gider, ya ben” olmuştur.

Sanırım kendini ölmeden önce bu kadar iyi anlatabileceği başka bir cümle olamazdı.

Bu kitap hakkında inanın sayfalarca inceleme yazabilirim ama okunmaz , okunması adına ancak bu kadar kısaltabildim. Mutlaka okunması gereken bir kitap. Kötülük herkesin içinde var , bu kitap bunu dışarı vurduğu için rahatsız edici ama okumak biraz da rahatsız olmaktır. Rahatınızı kaçıracak kitaplar okumanız dileğiyle.
280 syf.
“Her birimiz Cennet’i de Cehennem’i de içimizde taşıyoruz, Basil,”

Evet, dünya üzerindeki insanların çoğunluğunun hayatında büyük yer sahibi olan iki kavram 'cennet' ve 'cehennem'... Bu ikisi için her şeyi yapacak yani birisinden sakınmak diğerine kavuşmak için her şeyi yapacak tonla insan mevcuttur. Ancak aynaya bakarsak sakindigimiz ve de kavuşmak için türlü dolaplar cevirdigimiz kavramları görebiliriz. Bazen Dorian Gray'de olduğu gibi bir portreye bakarken de görebiliriz bunu.

Kitabın konusu kısaca, ressam Basil'in kitap boyu güzelliği vurgulanan ve Basil'in de oldukça etkilendiği, sanatında onu zirveye çıkaran eşsiz güzelliği ile dikkat çeken Dorian Gray adındaki kişinin portresini yapmasının ardından gelişen olaylardir. Bu olayların merkezinde Dorian Gray olsa da onun arkasında oldukça etkileyici sözleriyle ve hayata baktığı farklı pencere ile Dorian'ın serüveninde başrolü oynayan Lord Henry bulunmaktadır.

Adını anmışken ona bir parantez açmak istiyorum: Lord Henry, soylu bir çevreden hayatı bir açıdan ciddiye almayan bir açıdan ise çok ciddiye alan bir kişilik. Ciddiye almadığı hayat, sıradan herkesin günlük kendisine biçilen veya kendilerinin kendilerine biçtiği hayattır. Ciddiye aldığı ise hayatın yalın, saf haliyle kendisidir. Haliyle Lord Henry, gerek romandaki insanlara gerekse (tahmin ediyorum ki) okurlara enteresan gelecek bir karakterdir. Ancak ben Lord Henry'nin herkesten daha samimi olduğunu düşünüyorum. Herkes her zaman ve çoğu zaman düşündüklerini ve yaşadıklarını dürüstçe söylemez. İfade etmesini kenara koyarsak bunu eyleme de dökmez. Hele ikisini birden hiç yapmaz. Toplum denilen kalıba uyar veya uymaya çalışır. Lord Henry ise bunların tam tersi bir kişiliktir.

Bu Lord Henry'nin gençlik tutkusu ve hedonist fikirleri Dorian Gray'i ve romanı derinden etkileyerek okurlara eşsiz bir edebiyat zevki sunar. Yazar bunu yaparken özgün bir fikri de romanının merkezine yerleştirerek oldukça başarılı bir iş çıkarmış.


***

Kitabın başında ve sonunda temaları aynı olan ve cok beğendiğim iki söz üzerine biraz konuşmak istiyorum:

"Ahlaka uygun olan ya da uygun olmayan kitap diye bir şey yoktur.
Kitap denen şey ya iyi yazılmış ya da kötü yazılmıştır. Hepsi bu."

ve

"Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır. O kadar."


Edebiyat ve ahlak..
Ya da
Sanat ve ahlak..

Bir yazar kitabını ahlak denilen ve çoğu zaman toplumun insanları bir kalıba sokmak için kullandığı bir silahın etkisinde kalması gerektiğini savunanlar da mevcuttur. Peki kafanıza biri silahı dayasa ve size bir konu verip bu konu çerçevesinde bir roman yazmanızi istese, yazdığınız roman ne kadar sizin hayal gücünüz,fikriniz ve özgünlüğünüz çerçevesinde şekillenmis bir eser olur? Peki bu eser bir sanat eseri olabilir mi? Ve bu roman gerçekten bir eser olabilir mi?

Bence katiyen olamaz. Eminim çoğunluk da olamaz diyecektir. Bu sözlerin geçtiği alıntılari eminim çokça insan beğenecek ve tekrar paylaşacaktir. Peki gerçekten bu sözlerin ifade ettiği fikri özümsüyor muyuz? Elbette özümseyen var. Ancak toplumumuzun geneline bakacak olursak, ne yazık ki hayır!

Bunları beğeniriz ancak özellikle ikinci alıntı çok hoşumuza gider, ne kadar doğru deriz. Ancak toplumumuzdaki bir sorunu ele alan bir eser görünce ve bu eser özellikle çarpıcı bir dille bunu anlatıyorsa hemen 'silah'ı yazara ve bu eserleri okuyanların üzerine çekinmeden doğrulturuz. O zaman aklıma Dorian Gray'in Portresi'nden bir başka güzel söz gelir aklıma:

"Aziz dostum, unutma ki bizler ikiyüzlülüğün anavatanı olan bir ülkede yaşıyoruz."

***

Keyifli okumalar.
Herkesin her şeye inandığı ve de zırnık bir şey bilmediği günler.
Oscar Wilde
Sayfa 266 - Can Yayınları 28.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dorian Gray'in Portresi
Baskı tarihi:
13 Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051556819
Çeviri:
Belma Aksun
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
“Yaptığına hayran olmadığı sürece, birinin yararlı şeyler yapmasını bağışlayabiliriz. Yararsız şeyler yapmanın tek bağışlanacak yanı, yapanın ona kör kütük hayran olmasıdır” diyen Oscar Wilde’ın bu eserinde, onun inandığı fikir Dorian’ın portresini çizen bir ressamın sanatında kendini gösterir. Fakat bu şaheser sayılacak portre, sadece eşsiz güzellikteki Dorian’in resmedilmesinden ve ona hayranlığını kalemiyle sonuna kadar ortaya koyan bir ressamın sanatından ibaret değildir. Dorian’in bir dileğinin gerçekleşmesi neticesinde, hayran olunacak güzellikteki genç bir adamın, bir portre vesilesiyle ruhuyla yüzleşmesinin hikâyesidir bu. Ne demişti Dorian?:



“Ben yaşlanacağım, ama portrem hep genç kalacak. Keşke hep genç kalacak olan ben olsaydım da portrem yaşlansaydı! Bunun için her şeyimi verirdim!"



Oscar Wilde’ın, “bir ruhun hikâyesi” dediği bu eserinde, ruhunu âdeta şeytana satmış bir güzelliğin dehşet verici, enteresan ve bir o kadar da tesirli hikâyesi saklı… Portresinde kendi suçlarını ve günahlarını gören Dorian’in hikâyesini okurken, belki başkaları da kendi günahlarıyla yüzleşecektir, kim bilir!



Yayımlandığı zaman hayli tepki çeken ve birtakım sansürlere uğrayarak 1891’de yeniden basılan bu eser, Belma Aksun’un tercümesiyle ve 1890’taki ilk baskısı esas alınarak okuyuculara sunuldu… Ve mütercim bu tercihinin sebebini şu sözlerle ifade etti: “Eserin ilk baskısından haberdar olmak, her iyi okurun hakkıdır”.

Kitabı okuyanlar 6.611 okur

  • Gülsüm Doğrayıcı
  • Zeynep girgeç
  • Cebrail Koca
  • İbrahim pulat
  • niluferinkitapligi
  • Ali
  • Mearsault&Reguantin.
  • Z
  • Regina
  • Ayşe KAYA

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (2)
9
%0 (1)
8
%0 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları