Hakkı G., Şah ve Sultan'ı inceledi.
Dün 17:24 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

İkisi de şair olan Yavuz Selim ile Şah İsmail’i, günümüzde Divan Edebiyatını en iyi bilenlerden olan İskender Pala bir roman çerçevesinde böyle anlatmış. Derinlikli işleyebilmiş mi bu iki cihangiri? Bence hayır. Romanda kurgu şahsiyetler olan Kamber Can ile Hasan ve Hüseyin kardeşleri ve tarihi bir şahsiyet olan Taçlı’yı anlatma gayretini daha fazla gördüm. Şah ve Sultan arasındaki çekişmeyi anlatmayı vaat eden romanın konusunun din, mezhep, milliyet, kardeşlik, devlet adamlığı, şiir gibi konuları ele almak açısından çok verimli olacağı açıkken Pala’nın Taçlı Begüm üzerinden sevgi ve aşkı anlatma gayretini popüler kültürün beklentisini karşılama gayreti olarak mı değerlendirmek gerekir, bilmiyorum. Ağabeyinin soyu kendisine ve nesline rakip olmasın diye Şah İsmail’in yeğenini (Kamber) hadım ettirdiği şeklindeki gerçeklere uymayan kurguya ne gerek vardı? Ayrıca, Selimi ve Hıtayi/Hatai mahlaslarıyla yazan iki hükümdar/şairin şiirlerini genelde orijinal halleriyle verip günümüz Türkçesiyle açıklamalarını eklerken Yavuz Sultan Selim’in iyi bilindiğini düşündüğüm “Milletimde ihtilaf ü tefrika endişesi” şeklinde başlayan şiirinin sadece günümüz Türkçesiyle verilmesi bana ilginç geldi. Sonuçta, rahat okunan güzel bir roman ama İskender Pala’nın, müktesebatına çok uygun olduğunu düşündüğüm bu konuyu daha iyi ele almasını beklerdim.

Bir replik...
Neden bir adam, yağmurlu bir gecede evini üç kez terk edip geri döner?
Belki de karısının onu karşılama tarzını seviyordur.

Grace Kelly-James Stewart-Arka Pencere-1954

Sadettin Olgun, bir alıntı ekledi.
12 May 21:22

BEBEK İÇİN KARŞILAMA

İlerde, daha ilerde
Bir gün olacaksa da
Henüz hiçbiri olmadı istediğinin
Yeni yeni yöntemler buluyor
Dünyanın kiralık beyinleri
Çok paralı efendilerine
Çok yoksul tutsaklar iki dizleri üstünde
Ellerini bir parça oynatmayı düşünmeden
Tanrıya yakarıyorlar

Deli Kızın Türküsü, Gülten Akın (Sayfa 46 - YKY)Deli Kızın Türküsü, Gülten Akın (Sayfa 46 - YKY)
GENÇ YAZAR/ŞAİR, bir alıntı ekledi.
12 May 20:54 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Güler yüzle karşılama beni sakın
Güzel sonuma bırak ölümüm yakın.

Bir Acıya Kiracı, Metin AltıokBir Acıya Kiracı, Metin Altıok
Sadık Cemre Kocak, bir alıntı ekledi.
07 May 20:14 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Anne Baba Çocuk
Çocuğun üstü kapalı bir biçimde reddedilişi ise ondan kusursuz davranışlar bekleme biçiminde görülebilir. Bazı ana-babalar, okulda ve diğer etkinliklerde başarılı olmaları konusunda çocuklarına aşırı yüklenirler. Çoğu çocuk, ana-babalarının bu aşırı beklentilerini karşılama gücüne sahip değildir. Gösterdiği çabaya rağmen ana-babasının onayını kazanamayan ve onların istediği kusursuzluk düzeyine ulaşamayan çocuk giderek kendi gözünde de değersizleşir.

İnsan Olmak, Engin Geçtan (Sayfa 45)İnsan Olmak, Engin Geçtan (Sayfa 45)
Ömer Efeoğlu, bir alıntı ekledi.
06 May 18:20 · Kitabı okudu · 9/10 puan

eski Rumeli
 
-1°. Karşılama
 
balkan uykularından aşırdığım
nevâkâr üzerine hanımelleri
ne yapsam aklımdan çıkaramadığım
hânende müjgân'ın âh etmeleri
bir üsküp baharına ısmarladığım
telkâri bir mülâzim'le birlikte
mustafa kemal'in boz revolveri
zehir gibi susar selânik'te
akşama sabaha hürriyet trenleri
 binbaşı enver bey eli tetikte
def gibi gerilmiş manastır şehri
bütün câmilerinde salâ verilir
 
tambur karar kıldı tâhirbuselik'te
iğdeler çiçek çiçek göğüs geçirir
yıldız yanlışlıkları gökteki delilikte
hânende müjgân mevsim değiştirir
yanya kalesi'ndeki cephânelikte
bir bulgar yakalanır komitacı
yıldız sarayına şimşekler teyellenir
rumeli'de zabitler nasıl anayasacı
ufak karafaki kavun beyaz peynir
resne'li niyazi'nin gümüşlü kırbacı
makedonya dağlarında kıvılcım beslenir
dersaadet'te ateş yakmak için

Yasak Sevişmek, Attila İlhanYasak Sevişmek, Attila İlhan
Melek yeter, Teneke'yi inceledi.
 05 May 23:39 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Bu kitabı okumama vesile olan YAŞAR KEMAL ETKINLIĞI'ne bu etkinliği başlatan Lİ 3 arkadaşıma ve kitabın yazarı YAŞAR KEMAL'E teşekkürlerimi sunarım

Doğruyu yanlışa tercih etmek her zaman kolay değildir. Sokakta top oynarken ip atlarken başlar bu savaş ; benim sıramdı , bendeydi top diye hakkımızı idda ederiz çocuk aklımızla ve haksızlığa düşmüşsek boğazımızda düğümlenir birşeyler

O yaşta bilemiyoruz tabi hayatta neler var , dünya biz çocuklardan ibaret sanki o yüzden anlamiyoruz büyüklerin umursamadan ' tamam büyütecek birşey yok ,ne farkeder , çocuk işte , bunun için ağlanır mı? , yarın unutursun , birşey olmaz....
Ne demek ya ,derdik değil mi , ne demek bunun için ağlanır mı? Şaşardık içten içe " ya ne için ağlanır ki"

Gülerlerdi, "çocuk aklı bir oyun için ağlıyor kavga ediyor , biz nelerle uğraşıyoruz onun derdi ne, ah ah! şimdi çocuk olmak vardı , dert yok kayt yok " Bu sözler bile içimizi yumuşatmaz ama bir yandan da şüphelenirdik acaba büyüyünce bundan kötü ne olabilir diye.. haksızlıktan daha kötü ne olabilir ki.. Oysa haksızlığın verdiği acı değişmiyormuş , haksızlığın türü değişiyormuş ve ona verdiğimiz tepki..

Ardından kulağımıza çalışan o kirli cümle
" Büyüyünce geçer"

Çeltik, pirincin yetişme alanı. Pirinç suyu sever bu yüzden yetiştiği yerde bataklık olur ve bataklıkta sinek ve sinekle sıtma ve sitma ile hastalık ve onunla ölüm. Böyle anlatınca anlamayacak birşey yok . Neymiş efendim böyle alanlar hastalıklı ve ölümlü imiş , eee ne yapmak gerekmiş böyle yerlerden uzak durmak gerekmiş, biz anladık , köylü anladı Çeltik de anladı.. anlamayan kimse yok fakat vazgeçmeyenler var . Yok canım daha neler insanları bile isteye öldürecek değiller ya , öldürüyorlar.

Bu çeltikler köyleri mahvediyor cocukları öldürüyor kanun da mi yok? Kanun var ama uygulayan yok? Bazen uygulayan da var ama uymayan kazanıyor.. Ne anlar diyorlar köylü için .' Ordu gıdasız , memleket parasız mı kalsın' En iyisi çocuklar ölsün diyorlar

Ve saf , tertemiz bir Kaymakam. Aklı bir karış havada geliyor köye , o ne karşılama , bu ne iltifat . Kaymakam ruhsat verecek Çeltik için bölgenin güçlü adamlarına ; ne iyidir o vakit

Sonra Zeyno çıkıyor köylünün karşısına yüzlerine tükürüyor, ' böyle oturacak mısınız' diyor . ' Varıp gidelim kaymakama üstümüz başımız zaten çamur , görsün ne haldeyiz '
Kürt Mehmet başından beri karşı çeltik işine, ama eşkıya imiş eskiden zor tutuyor kendini. İçi kan ağliyor ,Zeyno ana konuşunca utanıyor insanliğından. Yarı Kürtçe yarı Türkçe ' Dogri der zeyno ane ' der, ve giderler kaymakamın kapısına

Kaymakam gerçekleri anlıyor. Meğer bu Çeltikci kısmı bunu kandırmışlar , meğerse bunlar insan kamı emiyorlarmış..

Kaymakam savaşmaya başlıyor , tehtitlere rağmen ödün vermiyor, korkuyor da, ama izin vermiyor haksızlığa

" bak kaymakam gençsin yiğit ve namuslu ve de vatanseversin. Bunun için kendine güvenirsin..
kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin"

" yalan bu kadar güçlü mü?"

"yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir.Yalan teşkilat kurmuş , doğru yalnızdır"

.....

çocukken bize yalan söylemişler , büyüyünce geçmiyor ; büyüdükçe çoğalıyor...

"Aşk; bir ummanda iki yarım ruhun karşılama ihtimaliydi. Tamam olanlar Leyla ile Mecnun oldu. Yarım kalanlar ise aşkın mavisinde "hiç" olmuş şair"

Merve Betül Karakuş, Bilinmeyen Adanın Öyküsü'ü inceledi.
29 Nis 13:40 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabı. Güzel bir karşılama oldu benim için. Masalsı metaforları ve kısa olmasına rağmen etkili karakterleri öyküyü daha zevkli kılıyor.