• “Hayatımı aydınlatan ve zaman içinde hayatı neşeyle karşılama cesareti veren ideallerim hakikat, iyilik ve güzelliktir.” Albert Einstein
  • Arkadaslar benden size tavsiye yurtta kaldığım için biliyorum az çok. Kesinlikle üniversite dönemlerinde kızların her giderini karşılama girişiminde bulunmayın hem iki tarafta öğrenci aklı başında bi kız olsa zaten ödetmez çocuğa parayı. Boşuna baba parasıyla recon kesmeye gerek yok. Ben yurtta bi kızın parası için konusuyorum yoksa banane dediğini duydum ve çok üzülmüştüm bilin yani.
  • Bir adam. Hukukçu, akademisyen, hassas, saygılı, nazik, deli gözleri olduğunu düşünsem de kesinlikle iyi bir dinleyici, duyguyu anlayan, hisseden ama onlara karşı olan saygısını kaybetmeyen ve bunları iyi bir şekilde ifade etme yeteneğiyle donatılmış. İnsanlar ne kadar çok konuşursa, o kadar kendisini gizliyordur diyor bir televizyon programında, belki de bu yüzden öykü ya da şiirle ifade etmeye çalışıyor kendisini.

    Elimdeki kitabı, ödül almamış tek öykü kitabı. Buna rağmen büyüleyici, sarsıcı, sadeliğiyle tunçtan bir yumruk midenize, boğazınıza ve vicdanınıza vurulmuş gibi hissettiren, belki aykırı, belki bilindik, belki yabancı ancak hepimizin kendisinden bir parça bulabileceği hikayelere sahip harika bir kitap. Türk öykücülüğü neymiş böyle, ne yazarlarımız varmış, neler kaçırıyormuşum! Kesinlikle benim ayıbım ve kesinlikle benim ayıbım.

    Yazar, kendisiyle yapılan bir söyleşide yazdığı öykülerin/kitapların isimlerine ve sonlarına çok önem verdiğini söylüyor. Gerçekten öyle. Kitabın adı Dokunma Dersleri ya mesela, evet kitabı genel olarak değerlendirdiğinizde, kitabın ismi içindeki bir öyküden esinlenerek konulmuş değil: Kitabın tamamını kapsayan bir isim. Dokunma derken aklımıza neler gelir? Fiziksel temas mı sadece ya da ruha dokunmak mı? Bu kadarla kalır mı dokunmak? Kalmazmış, kalmamalıymış. Bir hayata, bir insana, bir adamın/kadının bir kadına/adama, bir ruha, bir hayale, bir fanteziye, bir anıya, bir yaraya, yabancı bir duyguya, tanıdık yabancılara ve bilindik sırlara.. Nelere dokunulabiliyormuş aslında..

    Kitap beni çok etkiledi, aklıma hiç gelmeyen konularda, gerçek olduğuna inandığım öyküler okudum. Gerçek olduğuna inandığım kısmına ayrıca vurgu yapmak istiyorum. O kadar hayattan ki, "yaaa sırf öykü yazacağım diye kurgunun dibine vurmuş, böyle şeyler var mı canım, a a" diyemedim. Ki emin olun, çokça derim bunu. Aile hayatı, erotizm, eşcinsellik, ayrımcılık, kadın olmak, erkek olmak, insan olmak, yabancı olmak, tanıdık olmak, açıklanamaz hislere ya da çıkıntılıklara sahip olmak.. Hepsi 120 sayfalık kitaba sığdırılmış, 120 sayfaya!

    Anadilimde böyle bir kitap okumak beni öyle heyecanlandırdı ki, kendimi çok şanslı hissettim, çok gururlandım. Yazarın var olanları dile getirirkenki naifliğini ise kelimelerle yeterince ifade edebileceğimi sanmıyorum. Özellikle erotizmi ve eşcinselliği öyle bir anlatış şekli var ki, birçok yazarın düştüğü hataya düşüp bu iki durumu ne yüceltiyor, ne aşağılıyor ve ne de yazdıklarını ucuzlaştırıyor. Belki bu durum başka bir söyleşisindeki şu soruya vermiş olduğu cevabıyla alakalıdır:
    "S: Hüzün: Edebiyatın olmazsa olmazıdır hüzün. Ancak sizin metinlerinizde adeta elle tutulur, gözle görünür – hatta kimi tokat atan – bir hüzün var. Acının ve hüznün arabesk yanının sizi ilgilendirmediğini biliyoruz; bize hüznün öykülerinizdeki rengini, ağırlığını anlatır mısınız?

    C: Hüznü duygu sömürüsünden ve aylaklıktan ayırarak, olduğu gibi karşılama, karşısında dimdik durabilme taraftarıyımdır. Hüzne saygı duyuyorum ben, onun bir şeylere katık edilmesinden hoşlanmıyorum. Öykülerim de benimle aynı fikirdedir, öyle sanıyorum."

    Yabancı kelimeleri elimden geldiğince kullanmamaya çalışsam da, Türkçe karşılığını bulamadığımdan kitap ve yazar hakkındaki son ve en genel yorumumu yaparken affınıza sığınıyorum: "WOW"!

    Umarım okur ve okutursunuz.
  • Kenya’nın Kraliyet parkında yaban hayvanların yaşamının korunduğu bölgeye adım atan anlatıcımızın gözlemledikleri, yaşadıkları kaleme alınmış. İlk sayfadan sabah ceylan ve miniş bir maymunla uyanmanın tatlı bir havasıyla hayvanların dünyasına adımımızı atıyoruz . Orada yaşadığı zaman boyunca en saf, karşılıksız sevgiyle ceylan ve maymun arkadaşlığını tadıyor anlatıcımız .

    10 yaşındaki küçük kızımız Patricia’nın yaban hayvanlarına karşı cesaretine,koruyuşuna, saflığına tanık oldukça orada kalma isteği artıyor anlatıcının. Kraliyet parkının başkanı küçük kızın babası ile de dostluğu kitap boyunca pekişiyor. Patricia’nın yabani hayvanlara karşı sevgisi ki özellikle 2. buçuk aylıktan itibaren onunla zaman geçiren aslanıyla ilişkisi anne ve babayı endişelendiren bir durum oluyor. Ailede yaşanan sıkıntılar, iletişim problemi bunun üzerinden sebep gösteriliyor. Psikolojik tahliller iyi işlenmiş kitapta.

    Küçük kızın aslanı King ile neşeyle oynaması, birbirlerini anlamaları, aslanın söz dinlemesi, içtenliği keşke benimde bir aslanım olsa serzenişine sürüklüyor. Ormanın derinliklerindeki gezintiler, her an yabani hayvanlarla karşılama olasılığı , doğal yaşamın vahşi ama bir o kadar da sadeliğini kitapta görebiliyoruz.

    Kitapta Masai halkından bahsediliyor, konunun temel direklerinden bu halkı tanımak. Kitaptan ve netten araştırmam ile Masai halkı;
    Afrikanın savaşçı kabilesi , geleneklerine sıkı sıkı bağlı, açlığa, kıtlığa, savaşa karşı mücadele eden ataerkil bir toplum. Özgür ruhlu, kendi kendilerine yeten, cesaret sahibi bir halk. Ağaçları, ormanları sevmiyorlar. Düz, kurak yerlerde egemenler. Dans etmeyi ve kutlamayı da seviyorlar. Göçebe hayatları olduğunu kulübelerinin yapılışından anlıyoruz. İnek dışkılarıyla zorlu mücadeleler eşliğinde barınaklarını kurmaya çalışıyorlar. Beslenmeleri akşam süt sabah kan.. Kan onlar için çok önemli. Hayvanı mızrakları ile boğup boyunlarından kan içmeyi seviyorlar. Nette baktığım bilgiyle öğrendiğim ‘’Masai erkeklerinin ne kadar çok ineği varsa hayvan oranında birden çok kadınla evlenme hakları oluyormuş.’’ ( http://www.gezgincift.com/afrika-masai-insanlari) Epey şaşırttı bu bilgi de. Bir başka özellik de bir kadınla evlenebilmek için aslan öldürme zorunluluğu. Tüfek vs değil mızrak ya da bıçak ile olması imiş. Kitap okurken en sevilen durumlardan biri belki de hiç araştırmak bile akla gelinmeyen bilgileri öğrenmek.

    Yazarın gezgin olduğunu anlatımındaki detaylar, benzetmelerle ortaya çıkarabiliriz. Bazen o kadar detaya iniyor ki sıkılıyorsunuz yani ben bazı yerlerinde sıkıldım, daha kısa olabilirdi diye.
    Kitabın arka kapağındaki yazıyı da kitap bitince okumanızı tavsiye ederim. Zira kitabın tadı kaçabilir. Bazı yerlerinde kendimi veremediğim için kaçırdığım, anlamadığım hususların olduğunu fark ediyorum . Okuyan olursa, üzerinde de konuşmak isterim.:)

    Kitapta hayvan sevgisini hissediyoruz lakin bu sevgide bir aşırı duygu bağılılığı varsa orada bir bozukluk olduğunu görebiliriz. Duygu bağımlılığı olarak kıskançlık, bencillik dengesini yitirirse birbirine müdahale etmeler, öfke ve kavgalar söz konusu olur. Bu da huzursuzluk nedeni olarak karşımııza çıkar. Neyi çok seversek körü körüne o elimizden kayıp gider ya, yine her şeyin dengesi kurulmalı sözü kilit noktamız oluyor..

    Şarkımızı da ekleyelim ^_^
    https://www.youtube.com/watch?v=btPJPFnesV4

    Kitabı benimle buluşturan, burada tanıdıığım ve değer verdiğim güzel yürekli abime çok teşekkür ederim. ^_^
  • •Bir klonlama dramı: Beni Asla Bırakma

    Uzak Doğu edebiyatından bir şeyler okumaya niyetlenip aldığım kitaplardan sıra bu kitaba geldi. Edineceğim zaman, konusu ve bilhassa Nobel Edebiyat ödülü almış olmasıyla daha çok ilgimi çekmişti. Araştırıldığında temelinde bilim kurgu kitabı olduğunu görüyorsunuz. Fakat ben yer yer dramın ağırlıklı olduğunu düşünüyorum. Dram,ütopya ve distopya... Çoğu bilim kurgunun aksine temelinde insan olduğu için belki de...Bilim kurgu deriz aklımıza şunlar gelir: Muhteşem yapay zeka ürünü robotlar, devasa gökdelenler, uzaya açılmış yollar, uzay araçları vesaire...
    Temelinde insanlar yer alıyor dedik hem de ne insanlar! Kitaptan bir alıntıda şöyle diyor: Şu sanat eserlerine bakın! Bu çocukların birer insan olmadığını kim iddia edebilir?
    Hailsham, yatılı okulunda kalan çocukların dış dünyadaki insanlardan birkaç farklı ana özelliği bulunuyor. Bu özelliklerden en önemlisi kitabın konusu olan ve neden bilim kurgu diye düşündüren sorunun cevabını sağlayan "klonların" oluşu...
    İnsanlardan kopyalanan klonların;ölümcül hastalıklar için çare bulma, insanlığın organ ihtiyacını karşılama hayalleri birer ütopya diye düşündürsede bir azınlığın iyiliği için, diğer bir azınlığı feda etmeyi göze alacak her davranış, her yalnız kalan çocuk ve kaderi belirlenmiş; yapacakları eylemlerin çoktan belli olduğu çaresiz klonlar, insanı okurken bu bir distopya dedirtiyor!
    Bu yatılı okulda öğrenci olan Kathy H. yaşadıklarını film şeridi gibi gözünün önünden geçirirken, bizleri hüzünlü kabullenişlerine ortak ediyor. •
  • Aksi yönde şuurlu gayretler bulunmadığı sürece, daima istekler onları karşılama yeteneğinden daha hızlı artacaktır.
    İbrahim Refik
    Sayfa 121 - Albatros Yay. - Ernst Friedrich Schumacher
  • önce
    hain bir uykunun sevimsiz sabahı
    gibi sıradan mahmur,
    aynı sabahın
    ilk sıcak çayı gibi ferah
    bir karşılama...
    Merhaba !

    Mart 1994