"İnsanın kendi hayalini, başka hiç kimseye hesap verme zorunluluğu duymadan, paylaşmadan ve tartışmadan, hiç kimseye inandırmak zorunda kalmadan ama aynı zamanda bir inanca dönüştürecek denli kesinleştirip granitleştirdiği anlar vardır. İnatçı kaşiflerin, deli korsanların, gezgin ve ketum dervişlerin hayallerinin başkalarınınca ne kadar çılgınca, beyhude ve akıl dışı bulunduklarını düşünün. Bu katılaşma anları aynı zamanda yalnızlaşma anlarıdır. Hayalin sahibi, artık umduğu son hoşgörülü ve anlayışı uğurlamış olmanın verdiği hafiflikle, gözlerini kısıp ufka bakar. Hayali ona orada, eskiden olduğundan daha yakın ve daha kesin olarak görünür. Hayalinin tek sahibi olmuştur artık ve bu denli yalnızlaşma onun kendisine hayalini adamasını kolaylaştırır. Dahası o farkında değildir ama o hayali çoktan salgısı ile onu sarmalayarak kozasının içine hapsetmiştir."
Kur'an'ı reddeden kafirler, güçlü bir argüman bulamadıkları için onunla alay etmek ve dalga geçmek zorunda kalırlar ki bu da şerefli bir düşmanın karakteri değildir.