İncecik fincanları doldururken Lee’nin eli titriyordu. Kendi içkisini bir yudumla içti. “Anlamıyor musunuz ?” diye haykırdı. “Standart Amerikan çevirisi insanlara günaha hükmetmelerini emrediyor; günaha cehalet de diyebilirsiniz. Kral James çevirisi ‘hükmedeceksin’le bir vaatte bulunuyor; insanların mutlaka günahı yeneceklerini söylüyor. Ama İbranice timşel kelimesi -‘hükmedebilirsin’- bir tercih hakkı sunuyor. Yeryüzünün en önemli kelimesi belki. Yolun açık olduğunu söylüyor. Yani top insanda. Çünkü eğer hükmedebilirsen, hükmetmeyebilirsin de. Anlamıyor musunuz ?” “Evet, ben anlıyorum. Anlıyorum. Ama sen bu ilahi yasaya inanmıyorsun. Niye önemli olduğunu düşünüyorsun ?” “Hah!” dedi Lee. “Bunu size uzun zamandır söylemek istiyorum. Hatta sorularınızı öngördüm, hazırlıklıyım. Sayısız insanın düşünüşünü ve hayatını etkilemiş olan her yazı önemlidir. Tarikatların, kiliselerin milyonlarca üyesi ‘hükmet’teki emri hissedip var güçleriyle itaat ediyorlar. Milyonlarca başka kişi ise ‘hükmedeceksin’deki yazgıyı hissediyor. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar olacak hiçbir şey değiştiremez. Bir de ‘hükmedebilirsin’i düşünün! Bu insanı üstün kılan, tanrılar nezdinde ona önem kazandıran bir şey, çünkü zaafına, pisliğine, kardeşini katletmesine rağmen hâlâ büyük tercih hakkı onun elinde. Yolunu seçip mücadele edebilir ve kazanabilir.”