• Uzun soluklu bir serinin sonuna geldik. Bridgerton ailesini özleyeceğim.Sanki aileden biri gibi olmuştum
    Kardeşlerin yedincisi olan erkeklerin içinde en romantik olan Gregory' i daha yakından tanıyoruz. Diğer serilerde az da olsa karşılaşmıştık.Tabi daha küçük yaşlardaydı o zamanlar.
    Gregory'e eşlik eden zekası ve açık sözlülüyle Leydi Lucinda.
    Hem Gregory hem de Lucy'i çok sevdim. Hatta Gregory gönlüme taht kurdu. Ayrıca Haselby (çok fazla okumasakta) eğlenceli bir karakterdi.
    Genel olarak kitap güzeldi ama yer yer sıkıldığım oldu. Kavuşmasınlar diye her türlü entrika vardı. Bu kısım zorlama olmuş sanki. En çok son sayfalarını beğendim. Kahkaha atarak okudum diyebilirim.
    Seri boyunca erkekler hep yakışıklı hep göz önünde, aranan isimler ama kadınlar ise nedense hep arka planda, göz önünde olmayan, dikkat çekici güzellikleri olmayan karakterlerdi. Bu da canımı sıkan durumlardan oldu. Unutmadan hepsi de zekiydi.Güzel tarafı da bu.
    Son olarak Kate,Anthony,Simon,Daphne,Hyacinth ve Violet ile son kez karşılaşmak güzeldi.Ailenin tamamını görmek isterdim.
    Tekrardan serinin sekiz kitabı baştan okur muyum?Pek sanmıyorum.Belki bir kaçı.
    Keyifli okumalar
  • En Çok Beni Sev'de ailenin en büyük oğlu Anthony'nin aşık olma serüvenini okuyoruz.

    Anthony, vikont ünvanının kendi ailesinde kalmasını istemekte ve bu sebeple de evlenip yuva kurmak, bir erkek evlat sahibi olmak istemektedir. Bu yüzden de Londra'da yeni bir sezon başladığında, gittiği balolarda gördüğü Edwina'yı kendi için güzel bir eş adayı olarak görür ama Edwina'nın evlenmeyi seçeceği adaya karar verirken ablası Kate'in söz hakkı çoktur. Kate, Anthony hakkında hiç de iyi şeyler düşünmememkle birlikte, kardeşi Edwina'nın Anthony ile evlenmemesini sağlamak için elinden geleni ardına koymaz. Ama bu sırada kalbine söz dinletemez.

    Kate ve Anthony arasında geçen çekişmelerle dolu, gayet akıcı bir kitaptı. Tarihi aşk romanı okumak gerçekten çok keyifli. O balo ortamı, elbiseler, danslar gerçekten insan kendini oradaymış gibi hissediyor. Okumak için çerezlik bir şeyler arıyorsanız bu seri çok uygun diyebilirim.
  • Bridgerton ailesi diğer aristokrat ailelerinden çok farklı. Sekiz kardeş ve isimleride alfabetik sıraya göre.
    Anthony Bridgerton kardeşlerin en büyüğü, evin reisi ve vikont. Yakışıklı vikontumuz evlenmeye karar verir ve gözüne Edwina Sheffield kestirir. Ama planları umduğu gibi gitmez. Edwina'nın ablası Kate ile kendisini kilisede papazın karşısında bulur.
    Atışmalar, eğlenceli anlar ve Leydi Whistledown'un Cemiyet Gazetesi'ne yazdıkları romansı daha okunası kılıyor.
  • Ateşte yanmayı, zincire vurulmayı, sopalarla dövülmeyi ve kılıçla ölmeyi kabul ediyorum.
    -Gladyatör Yemini
  • Vikont kesin Kate’i öldürürdü, bundan hiç şüphesi yoktu. Aslında geçen hafta Serpentine’de bunu yapmamış olması şaşırtıcıydı. Yavaşça dönmeye devam etti Anthony. Döndü... ve yürümedi. Kate ise yirmi bir yaşında hayata veda etmek için bundan daha saçma bir sebeb olup olmadığını düşünmeye çalıştı.
    Julia Quinn
    Sayfa 123 - Anthony#Kate
  • Dikkat spoiler içerir.
    1986 yılında açıklanan teoriye göre doğan her yüz çocuktan biri deha seviyesindedir ve onlara Görkemli denmektedir. Ancak Amerika'da bunun tehlikeli bir durum olduğu inancı yaygındır ve bu yüzden Drew Peters'ın başkanlığını yaptığı Adalet Hizmetleri birimi bulunmaktadır. Bu birinin en iyi ajanlarından Nick Cooper da bir görkemlidir ve boşandığı eşi Natalie ile dahi kızı Kate ve normal oğlu Todd ile görüşmektedir. John Smith adında bir görkemli bir lokantada bir senatörü öldürmüştür. Başka bir görkemli olan Epstein borsada dehası sayesinde 300 milyar dolar kazandıktan sonra Wyoming'de sadece dâhilerin yaşayacağı bir yerleşke kurar. Bu arada eski borsa binasında patlama olur ve yüzlerce kişi ölür. Cooper'ın amacı John Smith'ive bombalama eylemlerindeki kızı öldürmektir. Kızının testlere tabi tutulup görkemliler için olan akademiye gönderilmemesi için Drew Peters ile bir anlaşma yapar. Teşkilatta bir hain gibi görünecektir ve Smith'i öldürecektir. Bu amaçla kaçak yaşamaya başlar ve o kızla yani Shannon Azzi ile karşılaşır. En sonunda John Smith'e kadar ulaşır ama gerçekler tüm dünyasını değiştirecektir. Söz konusu senatör cinayeti bizzat ABD başkanı ve Drew Peters eli ile hazırlanmıştır. Bu vakte kadar yanlış tarafa hizmet eden Cooper'ın ailesi de Peters'ın elindedir. Ama Cooper'da da bir video bulunmaktadır. Shannon ve kendisine tek inanan arkadaşı olan ajan Bobby Quinn ile beraber acaba ailesini Peters ve kendisinden nefret eden ajan Roger Dickinson'dan kurtarabilecek midir? Shannon ile olan ilişkisi nasıl devam edecektir? Artık görkemliler konusunda hangi tarafta yer alacaktır? Soluksuz okunan bir roman. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
  • Şaşkınım, şaşkınım, hala çok şaşkınım. Bu sanırım haddinden uzun bir yorum olacak ama hislerimi tam olarak yansıtabilmem için, yazmam şarttı.

    Şunu bilmenizi isterim ki tarihi kurgu/tarihi aşk etiketiyle basılan kitaplarla lise yıllarımda tanıştım ve şu an geriye dönüp baktığımda iki Julia Quinn kitabı dışında bende iz bırakan hiçbir kitap yok ne yazık ki. JQ kitapları ise kütüphanemde saklayacak kadar kıymetli olmamıştı. Peki neden? Bu uzun bir açıklama olacak, o kesin. Öncelikle bu kitaplarda tarihi detay olmamasından yakınabilirim. Sürekli 1750, İngiltere, bıdı bıdı başlığı ile giriş yapılır ama tarihten kasıt bu olarak kalır. Birkaç ufak, hepsinde mecburen gördüğümüz detay vardır yalnızca. İşte giyim kuşam, meşhur balolar, birkaç ıvır zıvır detay ama tarih? Yok. Bunun yanında öyle sığ aşklar yazılır ki bu aşksa teşekkürler, kalsın dedirtir bana daima. Kadınlar yalnızca güzelliği ile önce çıkan, güzelliği için sevilen ve güzelliği üzerine sürekli muhabbet dönen o eşsiz karakterdir. Aşık olduğu adam da tüm çapkınlığı, huysuzluğu, kibri, gururu, inadı, hor görüşünün yanında daima yakışıklı ve unvan sahibi bir zengindir. Bu korkunçluklar yetmezmiş gibi birbirlerine fiziksel çekim dışında hiçbir şey hissetmeyen bu iki kişi bize aşık olarak yedirtilir. Birbirilerini incitir, yeri gelir adam kadını aşağılar ve adının lekelenmesi riskiyle yahut başka bir unvan sahibinin varlığıyla sinir strese sokar, mecburi evlilikler ya da kaçınılmaz kaçamaklar yaşar ama sonunda ne hikmetse çok ciddi bir şekilde aşık ve mutlu olarak aramızdan ayrılırlar. İnsan yazarken bile göz devirmek istiyor, ne yalan söyleyeyim? Bunun yanında bol bol cinsellik sahnesi de eklenince haliyle kitapta sevecek en ufak bir şey bulamaz oluyor ve hüsranla bitiriyorum kitapları. Yani bitiriyordum. Çünkü bir süredir bu türü okumuyor, para vermeyi ve denemeyi reddediyordum. Ama Bir Asi Yürek ve Bir Rüya Gibi, beni şaşkınlık içinde bıraktı. Kitaplığımda mutlaka olmasını isteyeceğim iki tarihi aşk kitabım var artık, çok ama çok şaşkınım.

    Şimdi gelelim Bir Asi Yürek'e...

    Yukarıda söylediğim şeyler bu kitapta yok, en başta bunu bir bilin de yüzünüz gülsün kitap dostlarım. Bu kitabı bana öneren arkadaşıma, mesafeler sebebiyle sarılamıyor olsam da manen onu kucakladığımı hissedebiliyorum. Yüzümde koca bir tebessüm oldu bu kitap, nereden başlasam anlatmaya bilmiyorum.

    Kate ve Henry çok gerçekçi, nahif ve tatlı karakterlerdi. Zamanda geri gitme şansım olsa oralarda görmek isteyeceğim insan tipini yansıtıyorlardı. Henry tam bir beyefendi ve konumuna yaraşır şekilde bilgili, olgun, düşünceli, çalışkan ve mantıklı bir adamdı. Bunun yanında içinde bu koca sevgiyi biriktirmesine asla şaşırmayacağınız bir çocuksuluk kalmıştı, yalnızca Kate'ine özel... O kadar anlamlı bir aşkı vardı ki şu an bile gülümsüyorum.

    Kate... Kate ise... Ah benim canım kızım, dedirtti bana. Arada gözlerim onun hissettiği esaret ve çaresizlikle doldu, yeri geldi elini kolunu bağlayan haksızlıklara karşı dişlerimi sıktım ve tüm enerjisini, araştırma tutkusunu, kuşlara olan özel ilgisini hissederek okudum. Sanki yazar o zamana gitsek bizi en çok ne incitir, gerçekten düşünen bir kadın için en büyük sıkıntılar nelerdir o zamanın şartlarında diye empati yaparak yazmış bu kitabı. O kadar haklı ve güzel yansıtmış ki diyecek sözüm yok. Çok da düzgün bir denge üzerinde ilerletmiş karakteri. Başından sonuna, evet bu benim kızım ya, böyle olması gerekiyordu diye destekledim Kate'i.

    Genel olarak ise kitabın dili sade ve akıcı, tasvirler de bu kurguya uygun düşecek kadar dozunda ve başarılıydı. Gerçekten iyi bir kitaptı anlayacağınız. Sevmediğim ufacık birkaç detay var yalnızca. Birkaç mantık hatası, sonun hayal ettiğimden daha kısa olması -bir kısım var, bilmek istediğim- ve kahraman anlatıcıyla yazılmış olması... Ama onlar dışında gerçekten çok, çok, çok güzeldi. (Kahraman anlatıcı kötü değildi bu arada, ben yalnızca Henry'nin tarafını da okuyabilmeyi isterdim.)

    Bu güzel kitabı, nahif bir aşk hikayesi okumak isteyen herkese tavsiye ederim.