📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Selam! Bu kitabı görmeyen, yorumuna bir kez bile denk gelmeyen kaldı mı? Kalmaması için bir de ben deneme yapayım
Elizabeth Zott, 1950’li yılların feminizm öncüsü diyebileceğimiz bir kimyager. Zorlu çocukluk yılları onu hiç olmayacak yollardan kimyaya sürükledi. O yıllarda bırakın kadınların kimyager ya da biliminsanı olmasını, normal işte bile çalışmaları ayıplanıyordu -e sonuçta kadındı bu; evde dizini kırıp oturacak ve doğurabildiği kadar çocuk doğuracaktı- ama Elizabeth bu sınırları yok sayıyordu. Çoğu erkek “sözün sahibi” olmak istiyordu, onları da , onları dinleyen kadınları da anlamak zordu. Meslek hayatında boyun eğmediği, ezilip bükülmediği için “dize getirmek amacıyla” erkekler tarafından tacize uğradı ve istismar edilmeye çalışıldı, bu yüzden modern düşünceli erkeklerin bir mit olup olmadığını sıklıkla düşünürdü. Ama mit falan değildi, Calvin Evans tam da Elizabeth’i etkileyebilecek bir erkekti.
Daha önce de güçlü kadın karakterler okumuştum, aşina olmadığımdan değil fakat böylesine emin adımlarla ilerleyen, mücadelesini hiç bırakmayanı kalmamış aklımda. Bu kesinlikle romantik türde bir kitap değil yanılmaca olmasın, evet içinde aşk var ama okuduğumuz bambaşka bir şeydi. Kimyasal moleküller içeren tariflerini yaptığı yemek programında kadınlara güçlü olmayı, dik durmayı aşılayan bir biliminsanı okuduk biz. 1950’li yıllarda çocuğuyla tek başına olan, hiç evlenmemiş bir kadını gördük ve o toplumsal baskıyı hissettik. Ataerkil bir toplumda sırf evlenmeden çocuğu oldu diye kovulan, hakaretler alan, “başında erkeği olmadığından” çöp gibi değersiz görülen bir kadını okuduk. Ayrıca yine o dönemde Tanrı’ya inanmadığını söylediğinden ölüm tehditleri alan bir kadındı bu. Ama onlar; bir köpeğe sınırları dışına çıkarak 981 kelime öğreten, çocuğuna bakabilmek için