Selam! Bugün 200 sayfa olmasına rağmen benim için aşırı duygusal, toplum problemlerini çok yakından izlediğim uzun bir yolculuğumu anlatacağım. Kitap “Taç Kapısı” gibi farklı yapıların da hikayesini hayatıma katmış oldu.
Konusu; İngiltere’de arkeolog akademisyen olan Lisa, Türkiye’ye yapacağı seyahat için bir turist rehberi olan Cuma’ya ulaşır. Çeşitli tarihi yerlere yapacakları yolculukta bir karavan kiralamayı seçerler. İki farklı insan, iki farklı kültür, konuştukları ortak dil. Lisa’nın özgür ruhu, Cuma’nın yeni görüşlere yelken açması… Cuma yıldırım hızıyla aşık olur. Aynı hisler Lisa’da da yeşeriyordur fakat ikisinin sonu nasıl olacaktır?
Kitap 2 kısım: birinci kısım daha çok aşk, macera; ikinci kısım ise psikolojik dram olarak ilerliyor. Birinci kısmı okurken özellikle ilk 40’lı sayfalarda akıcılık yoktu ve Cuma karakterine daha kitabın başından ısınamadım. Lisa’ya olan hisleri yıldırım aşkı da olsa aşırı hızlı gelişti. Daha sonradan zaten bu karakterin yanında yöresinde var olacak herhangi bir kadına aşık olabileceğini görüyoruz, tek kriteri yakınında olması. Lisa gerçekten Cuma için çok olgun ve ufku geniş bir insandı. Ancak hiçbir zaman Cuma’ya olan hislerini belli edemedi. Yeşil ışık yaktığını en azından ben göremedim. “Zirvelerin Ötesinde” adlı bir blog açmasına teşvik etti, deneyimlerini aktardı. Vedası biraz beklenmedikti ve o da ani oldu. Cuma’nın itirafına izin vermeliydi diye düşünüyorum Ayrıca Cuma’nın din ayırıyor olmasından rahatsız oldum. Sayfa 91’de karakterimiz evlenmek için ortak dinde buluşmak gerektiğini, Lisa’nın ise dinini değiştirmeyecek kadar erdemli biri olduğunu söylüyor. Zaten neden değiştirsin anlamadım? Bu kısıma dair bir de şu var: Lisa ve düşünceleri aşırı tozpembe geldi. Sayfa 53’de Lisa hayatı birkaç metrekareye sıkıştırmamak