Sar beni, üşüyorum... (Öykü)
Eskiden çok seviyordum o şiiri. Şimdi daha çok seviyorum. Vallahi üstümü başımı yırtacağım, avazım çıktığı kadar bağıracam. Bağırmak istiyorum çünkü. Öyle normal bağırmak değil. Mahalleye anons arabası çağırıp bağırmak. Haydin yazarınız geldi ha! Düşünceler bilenir! İç sıkıntıları tamir edilir! Yalnızlıklar dikilir! Okur lazım, okur! Ulan ben bu şiiri dinlediğimde başka bir ruh halindeydim, demek duygu değişince şiir de değişiyor. Aynı şiir başka yerden vuruyor. Yaz bunu bir kenara Alper, bir yerde işlersin, okursan beğenirsin. Dur ya bu bilinç nasıl bir şey? O Zindankale'de geçiyordu, böyle değildi ki. "Ay şimdi camı çerçeveyi indirip avazım çıktığı kadar baaracam!" Şimdi ne alaka, bu nasıl şiirle kafamda birleşti? Yanlış şekilde. O şiir nasıldı yaa... Haydin yazarınız geldi ha… Güzelmiş aslında. O güzel adam eşeklerin sırtında kitap taşıyormuş, adam dağa taşa çıkmış, köye girince bağırıyormuş. Şimdi olsa öyle olmazdı. Kaçıran üzülür! İlk yüz okuyucuya imzalı! Bir alan ikinci yalnızlığını bedava götürüyor! Yav adam eşeğin üstünde kitap taşımış. Ben birkaç öteye kitap yollarken kargo hesaplıyorum. Kargo da ayrı mesele. Sen Sevil'in oğlusun demi? Evet. Bunlar ne? Kitap yazdım, arkadaşlarıma yollayacağım. Hıı güzel. Güzel dedi geçti. Benden sana abla tavsiyesi, böyle yoğun günlerde gelme. Aramızda müthiş bir senkronizasyon var. O öyle bir vurguluyor ki ben hemen anlıyorum, diğer bilgiyi tamamlayıp bekliyorum, diğer detay, ve diğer... İnsanın hayalindeki uyumlu harika çift olduk. Kargo üç yüz elli lira. Üç yüz elli lira iki kişi güzel köfte ekmek yer, biliyorum, dede mesleği. Üç yüz elli lira bir buçuk kitap. Üç yüz elli lira dört paket sigara değil, daha az oldu galiba, dur. Yaa her şeyi kitaba çevirmeye başladım ben. Dolar kaç olmuş, 43,85. Altın kaç, dur hesaplayayım,
✏️ Bir Öğretmenin Kaleminden: Hayaller ve Gerçekler 📌 Yazıya bir anıyla başlamak istiyorum. Mesleğe ücretli öğretmen olarak adım attım. (Evet, eğitim sisteminin “ücretli kölelik” olarak adlandırılan o meşhur uygulaması.) Bir lisede, lise birinci sınıfı ikinci kez tekrar eden 30 erkek öğrencinin bulunduğu iki sınıf verildi bana. Bir gün öğrencilerden biri — neredeyse iki katım büyüklüğünde — üzerime yürüyerek beni tehdit etti. ⚠️ Öğretmenlik hayalimin ilk kırıldığı an işte o gündü. 🎓 Mezun olduğumda mesleğim için kurduğum hayaller çok büyüktü. Ama yıllar geçtikçe hem yaşadıklarım hem de çevremde gördüklerim bu hayallerin yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı. 📖 Saygı ve itibarın sözlük anlamı değişmedi. Ama öğretmene duyulan saygı her geçen gün biraz daha eksildi. Bugün konuşulan şeyler hep aynı: 💬 öğretmenin maaşı 💬 öğretmenin tatilleri 💬 “yatarak (!) para kazanmak” Ama kimse şunları konuşmuyor: ⚠️ 55 kişilik sınıfta ders anlatmaya çalışan öğretmeni ⚠️ Bir dediği iki yapılmayan öğrencilerle mücadeleyi ⚠️ Her şeyi bildiğini sanan hadsiz velilerle yaşanan gerilimi ⚠️ Öğrencisi tarafından hakarete uğrayan, şiddet gören hatta öldürülen öğretmenleri 🕯️ Fatma Nur öğretmenimiz ne yazık ki ilk değildi.
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İçinden geçenleri biliyorum benim iki katım içinden geçenler içimden geçenlerden
Genç kız mektupta şu ifadelere yer verdi:
"Hakim amca ben yaşadıklarımı utandığım için bir de polisler ve siz bana inanmıyor gibi davrandığınız, alay ettiğiniz için anlatamıyorum. Her erkeğin bana tecavüz edeceğini sanıyor, korkuyorum. Hakimsin bir daha bana bağırma. Beni azarlamayın. 15 yaşında 38 kilo bir kızım. Benim gücüm bu adama yetmez ki karşı koyup onu yeneyim. Polisler de, siz de beni suçladınız, 'Neden karşı koymadın' diye. Bu adamın benim üç katım kilosu ve gücü var. Bir erkekle benim gücümü nasıl bir tutuyorsunuz. Sizi adalet ve vicdanınızla baş başa bırakıyorum."
Duygu ve Düşünce
Edip Akbayram
Daralır duvarlar bazen gelir üstüme Sıkılır bir sıkılır yüreğim Gözlerim karanlık istiyor lakin Yoruyoru yalnız geceler Sigaramı katım fırladım attım kendimi Belki bir yol bulurum sokaklarda Pervane gibiyim döndüm durdum Aklıma niye geç geldin köhne liman Yanaşır limana açılır kapılır Deli bir sevda yükü almıyor gemiler Ne olur beni de yükleyin götürün Bakalım ne zaman sonum nerede…
Müzik
Neden bilmiyorum...
33 yıldır yaşıyorum. Eskiden bu yaştaki kişilere çoktan yolu yarılamış hatta yaşlanmış gözüyle bile bakılıyordu. Bunun en önemli nedeni ortalama yaşam süresinin 40 ve daha aşağıda olması. Biyolojik olarak bakarsanız da bir kişinin bedeni bu yaşlardan sonra sorun çıkarmaya başlar; dişler, gözler, yürek, saç dökülmesi ve türlü hastalıklar. Üreme etkinliği açısından da sekteye uğrar. Gerçi bunlar olmasa bile savaş ve salgınlar yüzünden de yaşam süresinde bir azalma görülür. Her insan yaşlanır, ancak pek azı büyür. İşte ben de büyümeye çalışıyorum. Çocukluğunda ve gençliğinde öğrendiğini 50-60 yaşlarında yineleyen kart horozlardan olmak istemiyorum. Bedensel olarak genç göstermenin yanında zihinsel olarak yaşlı duyumsamıyorum kendimi (ülkenin ve bölgenin verdiği yorgunluk duygusu dışında). İşte bir yıl daha büyüdüm ve yaş aldım. Belki arabam yok, malım mülküm yok, evlenmedim, çocuğum yok. Peki neyim var: Çok başarılı olmasam da iki lisans bölümü okudum. Bir dönem müzikle ilgilendim ve gitar çaldım. Kısa süreliğine amatör tiyatro oyunculuğu yaptım. Birkaç İşte çalıştım ve bu yönde de bir deneyimim var. Okuma konusunda kendimi iyi geliştirdiğimi düşünüyorum. Nesnelere pek anlam yüklemediğim için tarla tokatım, yatım katım olsun istemiyorum. Eğlenme konusunda da kendinden geçip dağıtacak kadar eğlenmek isteyen biri de değilim. Pek pahalı zevklerim yoktur (kitap sayılır mı bilmem). İşte 33 yıl bana bunu öğretti.
Duygu ve Düşünce