Güneş

“ Bırak allah aşkına, sen sevmekle ilgili ne biliyorsun? Ne anlıyorsun? Devamlı kendini onaylayan, ruh bozukluklarını onarıp onarıp yeniden kıran yamuk, ucubik, acıklı bir bakışın var dünyaya, insanlara, şeylere. Herkes mutlu olmaya çalışır, sen sanki tersine çalıştın, insanın asla mutlu olamayacağını kendine kanıtlayıp durmaya çalıştın. Ben değil sen yaptın bunu. Sen hiçbir zaman gerçekten gitmek istemedin. Sen sana gelinsin istedin. Kendisine doğru yola çıkılacak bir yer, her zaman biri için bir menzil olmak istedin.”
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“ Hayatın müthiş bir kibirle, yakıcı bir aşağılık duygusu arasında gidip gelmekten ibaret. İkisi arasındaki, uzak sandığın mesafeyi koşmaktan - halbuki dursan da olurdu- nefesin daralacak. Sonunda tamamen tükeneceksin. O gün geldiğinde seni duyan, sana cevap veren tek ses ben olacağım. Senin hayallerin bile hesaplı. Her zaman öyleydi. Asla gerçekleşmeyecek olanı hayal etmiyorsun, içinde hep bir gerçeklik payı, hep bir imkan var. Düzenbazsın. Üstelik böyle yaptığın için asla gerçekten hayal kurmamış oluyorsun. Seninkiler hep mümkünler, planlar, projeler, taslaklar. Hem hesapçı, hem korkak ve hem de budala olmayı bir seferde beceriyorsun.”
“Senin içinde kendine sebep arayan bir keder vardı başından beri. Al işte şimdi sebebin de var. Sende iyileşme arzusu yok, hastalık ihtiyacı var. Geçmiş, içinde renklerin, kokuların, bazı eşyaların bulunduğu, koridorların ve geçitlerin onları hatırladığın yerde sabitlendiği, istediğin zaman ziyaret edebileceğin bir müze değildir. O seninle birlikte yürüyen, girdiği her kapıya, gördüğün her yeni yere şekil veren, kendini sürdüren canlı bir şeydir. Salih unuttun mu evde mutluluk yoktur, dışarı çık. Sen profesyonel bir mağdursun. Kendini bildin bileli büyük bir tecrübe için dua ettin, diledin ve nihayet onunla karşılaştın. Doruktan sonra uçurum gelir. Keşke dilerken eksiksiz dileseydin. Bir doruk değil de mesela bir kapı dileseydin. Nihai bir kapı olsa da nihayetinde bir kapı, kendisinden geçilince yeni bir yerin içine girilecek. Ama sen bir doruk diledin, bir kapı değil. Bu nedenle vardığın yer bir mesken değil, bir uçurumun yüksekliği. Bunu sen istedin.”
“Birazdan pılımı pırtımı toplayıp bir yere gidecekmişim de her şeyi orada halledecekmişim, yaşamaya orada başlayacakmışım gibi şimdi ve burada sadece bekledim. Sanki bir istasyonda bir durakta hep bekledim, bekliyorum. Otobüs gelecek, bineceğim, bir yere gideceğim, her şey orada başlayacak. Beni gerçek hayatımın başlayacağı yere götürecek bir araç,- tren, gemi, uçak ne olursa- mutlaka gelip beni alacak. Benim hayatım bu değil, olamaz. Bir gün bir şey olacak, bir şey kökten değişecek ve gerçek hayatım başlayacak, ben de onu yaşayacağım, yaşarken de diyeceğim ki hah işte buydu. O zaman bütün eylemsizliklerimin, tereddütlerimin, kelimlere dökülmemiş muhteşem görüşlerimin, içimde sır gibi tuttuğum heveslerimin, vermediğim müjdelerimin, dilemediğim özürlerimin, inmediğim yokuşların, edip de dönmediğim vaatlerin bir açıklaması olacak.”
“ Dünyayı anlamaya ilk heves ettiğinde çok okuma, çok düşünme kafayı üşütürsün dediler. Direnip devam ettiğinde ergenliğinde şuna bak, çıktığı kabuğu beğenmiyor dediler. Devam edip yetişkin olduğunda ne oldu hani o kadar kitap okudun bir baltaya sap olabildin mi, şimdi tutunamayanları oynuyorsun dediler. Kimse bütün değerlerin uzlaştığı bir ortamda tutunmanın en iyi ihtimalle onursuz bir beceri olduğundan bahsetmedi.”