Nefaset Lokantası

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.422
Gösterim
Adı:
Nefaset Lokantası
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750844867
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
“Hatırlamak kalbin düşünmesidir. Bırak kalbin düşünsün. Hatırla.”

“Varoluşu anlamsız bulanları anlamıyordu. Ona göre varoluşun sorunu nihayetinde anlamsız değil aşırı anlamlı olmasıydı. Katlanması zor olan da anlamsızlığı değil sonsuzcasına uzayıp giden anlamlarıydı. Şu sakin sakin yürüyen insanların kafalarının içinde ne dolaplar, ruhlarında kim bilir ne tufanlar dönüyor, bedenlerinin içindeki katilleri, maktulleri, âlimleri, adileri saklamak için kim bilir nasıl mucizevi bir mücadele veriyorlardı.”

Bir ay önce, on altı yıldır çalıştığı gazeteden kovulmasının ardından Türkiye’yi terk edip Rio de Janeiro’ya yerleşme kararı alan gazeteci Salih’i, yıllardır müdavimi olduğu Nefaset Lokantası’nda, neredeyse ailesi haline gelen lokanta sahiplerinin düzenlediği veda yemeğinde başka bir “sonun başlangıcı” beklemektedir.

Salih’in, kendi deyimiyle “zehirlenmiş bir topraktan” gitme hayali önce bir geçmiş aşk hikâyesine, sonra çocukluk hikâyesine takılır. Belleğin labirentlerinde geçmişe yapılan bu yolculukta iç içe geçen zaman parçaları, bir yandan bugüne bulaşıp onu belirsiz bir boşlukta asılı bırakırken, bir yandan da geleceği bulanıklaştırır.

“Musa’nın Uykusu” ile tanıdığımız Tuğba Doğan ikinci kitabı Nefaset Lokantası ile günümüz Türkiyesi’nde hayatın somut gerçeklikleriyle boğuşan bireyin açmazlarını, ana karakteri Salih’in bakış açısıyla ele alırken, zaman ve coğrafya ikiliğinin kıskacında dile gelen varoluşun içsesini de anlatıya dahil ediyor.
Kişi arzusuysa coğrafya kaderdir.
128 syf.
·Puan vermedi
#nefasetlokantası günümüzün çok yeni kalemlerinden #tuğbadoğan ın ikinci kitabı.. ben çok merakla okumaya başkadım sırf içerisindeki bir bölüm sebebiyle iyiki okudum dedim.. salt aşk gibi görünse de içinde siyaset bile var. içimizden bir kitap yani herkesin bir yerlerde bir şekilde muhakakk düşünmüş ve yaşayabilecek olduğu durumları konu almış. mekankoli sevdamın getirisi mi bilmiyorum ama eğer siz karamsar kitapları sevmiyorsanız ayrışan bölümlerde adapte olamayıp sıkılabilirsiniz. birsürü altını çizdiğim uzuuun satırları alıntı olarak giremesem de sayfa sayfa çekip atar, alıntı storylerine eklerim. Şans verin ama eğer okumaya başlarsanız ara vermeyin. ancak öyle seversiniz :) iyi akşamlar.
#senacakitaplar
Benim gibi yarım bırakan olacak mı kitabı merak ediyorum ,ilk yarısı çok güzel gidiyor derken bir baktım ikinci konuda kitabın içine giremedim aynı sıkıntıyı Musa’nın uykusunda da yaşadım Ve okurken daraldım.
128 syf.
·6/10 puan
Büyük bir hevesle başladığım, başlarda oldukça keyifli ve akıcı giden fakat ikinci bölümden itibaren oldukça kopukluk olan bir roman. Salih yalnız ve melankolik bir kişiliğe sahip. Yaşadığı duygusallık ve ülkeden gitmek istemesi gerçekten etkileyiciydi. Buradan sonraki kısımda ise sanki her şey romanın akışından bağımsız ilerliyor. Açıkçası hayal kırıklığı yaşadım. Ve beklentimi karşılamadı. Okunabilir mi derseniz tabi ki çok güzel alıntılar yapılabilir ve üzerine düşüneceğiniz taraflar olacaktır ama okumazsanız da çok bir şey kaybetmiş sayılmazsınız.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
çok çok sevdiğim ve değer verdiğim bir arkadaşımın hediyesi olması nedeniyle büyük bir hevesle okudum. yeterince beğendim ama beğenmediğim bir yüzdelik dilime de sahip. yazarın anlatıcı bakış açısını ve üslubunu çok çok beğendim.
kitap 3 bölüm ve salih’in hayatının 3 yüzü.
ilk bölüm kitaba adını veren nefaset lokantasını ve insanlarını merkeze alıyor. en sevdiğim bölüm bu oldu. derken hiçbir şey anlamadan ikinci bölüme geçtik ve bambaşka bi hikaye anlatmaya başladı kitap. nihan ve salih’in aşkı klişe olmamak için sıradan gördüğü her şeye saldırıp parçalayan ama klişenin de kurbanı olan bir aşktı. ardakalan mektup ise salihin bir milyon kere okumasına değecek kadar dağınık ve cevapsızdı fikrimce. sonuncu olarak üçüncü bölüm; okuyucuyu aldı ve salihin çocukluğuna ışınladı. aman aman nereye geldik daha demin evdeydim. salih hayatı boyunca mutsuz bir adamdı sebebi ise çok basitti ve bu bölümde okuyucuya verilmişti. bizim salih yıllarca kerahat vaktinde uyumuş da o yüzdenmiş. şaka. tüm bunlara ek olarak son bölümde anlatılan salih ile metinin dostluğunun saf ve gerçekliği ise romanı güzelleştiren, değer katan bir detaydı.
sonuç olarak; anlatıcı bakışı harika, üslup harika, salih ve metin harika, modern dünyadaki günlük hayatın içinden cımbızla çekip çıkartılan nokta atışı tespitler harika, ben bunu düşünmüştüm ama böyle ifade etmek hiç aklıma gelmemişti dedirten cümleler harika. altını çizme sanatında ustalaşmanızı sağlayacak kadar fazla güzel cümle var. ancak diğer yandan adını koyamadığım bir eksiklik hissettim. tüm bu güzel şeyler -sehpa gibi- varoluş şekli ve varoluş gayesi bakımından bir bütünlüğe sahip değil sanki.
128 syf.
·7 günde
Yeni bir yazar, yeni bir söylem, leziz bir üslup...
Genelde birçoğumuz yeni bir kitapla hele ki yazarla tanıştıysak önyargının basamaklarını üçer beşer çıkıyoruz şüphesiz fakat hem yazar hem de nurtopu gibi doğurduğu bu kitap, kafamızın içindeki o önyargı bulutunun üstüne güneş gibi doğmayı becermiş, bunu tüm kalbimle söyleyebilirim.

Dogmatikleşmeden dogmatik nasıl olunur, Salih isimli karakterin yaşam çizgisi bu soru üzerine asfaltlanmış şüphesiz. Hayatta her yönden müşkil yaşayan insanlar, belli bir döngüden sonra bildiği inandığı ne varsa tatmamışçasına yaşamaya devam eder, duygularından azad eder kendini ya hani, karakterimiz ve çevresindeki tiplerin de yaşam, ölüm, aşk, yalnızlık, arkadaşlık, aile gibi temel duygu ve kavramları yeniden anlamlandırıp, adlandırdığı, sancılarını varoluş süreçleriyle harmanlayıp ballandırdıkları türden bir kitaptır bu diyebiliriz.

Hoşuma giden başka bir husus, konuşma çizgisinin bile isteye ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü bir şeyleri yüreğinin en derininde yaşayan, bunu anlatan, içselleştiren her bireyin çizgiye ihtiyacı yoktur, esasen konuşmaya da ihtiyacı yoktur. Çünkü bazen yaşanılan şeyler dilde vuku bulsa da hissedilen kadar canlılığını devam ettiremez. Bundan mütevellit olsa gerek yazar satırlara anne görevi icra etmiş, duyguların tümünü kucağına bırakıvermiştir. Bu yönüyle Bilge Karasu'nun tabağından yedim diyebilirim.

Yine yazarın, Flashback, Monolog, İç konuşma gibi temel anlatım yöntemlerini ustaca konuçlandırmasıyla, özellikle ve özellikle bana Oğuz Atay'ın Tutunamayanlarını yeniden keşfediyorum izlenimi verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Ve şahsım adına zihnimin içini kaplayan önyargıyı yerle bir edip, üstüne kendi sağlam varlığını güçlü duruşuyla inşa ettiği için yazara şükranlarımı sunuyorum. Diğer kitabıyla tanışmak için şimdiden heyecanlanıyorum.

Keyif dolu okumalar dilerim.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Böyle bir üslubu özlediğim ve aramakta olduğumu okurken en yoğun şekilde fark ettiğim bir kitap oldu benim için. İnsana ve hayata dair derinlikli tespitleri ziyadesiyle çok hoştu. Altını çize çize ve incelikli satırlarını defalarca okumak istediğim bir anlatıydı. Tuğba Doğan'ın kalemine bereket dilerim.
128 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Son zamanlarda okuduğum en iyi genç Türk Edebiyatı romanıydı Nefaset Lokantası. İnsanların kendileriyle, arkadaşlarıyla, aşklarıyla, sevdikleri yahut sevmedikleri her türlü canlı cansız şeyle hesaplaştıkları bir serüvendi. İlk defa hemen her sayfada altını çizdiğim ve 'aman tanrım' dediğim cümleler oldu. Muazzam bir öz eleştiri, inanılmaz siyasi ve dünyevi görüşler... Bir lokanta pek çok kişi...Birbirleriyle bağımlı bağımsız pek çok yaşanmışlıklar. Sanki kendi lokantanız.
Kesinlikle bir an önce okumalısınız
128 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Nefaset Lokantası, 40 yaşında bir kadının ikinci romanı.
40 yaşında bana, özelliklede bugünlerde, ağzımda sütlü nuriye tadı, gözümde yaş bıraktı, kalbimdeki yarayı kanattı.
Roman günümüzde geçiyor, gidenler, gitmek isteyenler, kalanlar, yitenler, yitirenler, geçmiş, gelecek ve asla yakalanamayan bugün

En çık Nihan’ı sevdim, enerjisini, hayallerini, hikayelerini, oyunlarını...
Ama anlamamışım, Salih’te anlamamış

Orda çiçekler açıyor mu,
Orda kuşlar süzülüp uçuyor mu,
Orada yıldızlar ışık saçıyor mu,
Biliyordun değil mi???

Ve evet düşünen kalpler atmıyor Fernando Pessoa.
128 syf.
·8/10 puan
Varlığını sorgulayan ve hiçbir yere ait olmadığını, hiçbir yerin de ona ait olmadığını hisseden Salih’in hikayesini okuyoruz.
Hikaye, çalıştığı gazeteden kovulan Salih’in Rio’da yaşamaya karar vermesi ve sonrasında sıklıkla gittiği Nefaset Lokantası’nın sahibi Afitap Hanım’ın Salih için bir veda yemeği vermesiyle başlıyor.
Sonrasında gelişen olayları, Salih’in iç sesini ve zaman zaman geçmişe dönerek aşkını, çocukluğunu, ailesini okuyoruz.
Tabi bunların yanında birde gidişleri/gidemeyişleri var.
Kitabın karamsar bir havası var. Kullanılan dil oldukça yoğun ancak akıcı. Kitap bittiğinde bir bardak edebiyat içmiş gibi oldum. Kesinlikle çok sevdim.
128 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitabı sizlere anlatmadan önce şunu söylemeliyim ki ben kitaplardaki cümlelerin altını çizmeyi seven biri değildim. Nedendir bilmem ama bu kitapta altı çizilesi o kadar çok beni kendine çeken cümle vardı ki...
Çok sevdim kitabı, bitsin istemedim. Özellikle kitabın son sayfasında yaşadığım şaşkınlığım kitap bittikten sonra bir müddet daha sürdü çünkü gerçekten böyle bir detay beklemiyordum.
Baş kahramanımız Salih... Konu; Salih'in başka bir ülkeye gitme isteği ve buna rağmen çıkan engellerden dolayı bir türlü gidememesi.
Bir akşam Salih'in başka bir ülkeye gidecek olmasından dolayı Nefaset Lokantasında veda yemeği veriliyor. Masadakilerin farklı farklı hikayelerine, itiraflarına şahit oluyoruz. Aslında tutunamama teması var bu kitapta. Salih'in melankolik kişiliği ışığında dün ve bugün anlatılıyor.
Ben kitabı okurken çok keyif aldım. Özellikle Nihan'ın naif yüreğini sevdim. Salih için Nihan, varoluşsal bir anlam taşırken o da yok olup gitmişti. Melankolik tadında kitaplar okumayı sevdiğimden ötürü Nefaset Lokantası'nı çok beğendim.
Benim gibi düşünen herkese tavsiye ederim.
Gitmek istemek ve gidememek... Sahi, kimi zaman biz de bunu yaşamıyor muyuz?
128 syf.
·12 günde·Beğendi·6/10 puan
Hangimiz Salih gibi gitmek istemedi ki? Kaçımız başardı? Ya da yarı yoldan döndü veya o yola çıkmaya bile cesareti yoktu.

3 bölümden oluşan kitapta,
1. Bölüm Salih’in çalıştığı gazeteden kovulup bir süre işsiz kaldıktan sonra İstanbul’dan gitmeye karar vermesiyle başlar. Nefaset lokantasında geçen bu bölümden ve bahsedilen karakterlerin hepsinden ayrı ayrı keyif aldım.
2. Bölüm de ise okuyucuları güzel ve farklı bir gönül hikayesi bekliyor ve keşke biraz daha uzun sürseydi, bazı kısımları daha açık anlatılsaydı dediğim kısım oldu..
3. Bölümde ise Salih’in çocukluğuna doğru bir yolculuk yapıyor ve tekrar günümüze dönüyoruz. Son sayfasında ise beklenmedik bir şey bekliyor okuyucuyu. Şaşıracaksınız.

Yazarın okuduğum ilk kitabı genel olarak kullandığı benzetmler ve farklı anlatım tarzını sevdim fakat bazı kelimeler biraz zorlama geldi. Bölümler arası geçişlerde biraz kopukluklar olduğunu düşünüyorum, daha bütünlük ve detay aradı gözüm belki de yazarın tarzı bu ilk defa okuduğum için bilmiyorum ( İlk kitabı olan Musa’nın uykusunu da okuyacağım) ama bazı şeyler çok yarım kaldı bende. Yer yer sıkıldığım kısımlar oldu eğer sizde sıkılırsanız bırakmayıp bitirmenizi tavsiye ederim. Hayatın içinden, herkesin kendinden birşeyler bulabileceği, zaman zaman hepimizin benzer hissiyatlardan geçtiğini düşündüğüm yerler var, bol bol alıntı yapılacak güzel cümleler mevcut.
Herkese keyifli okumalar:) Nefaset Lokantası Tuğba Doğan
Kırılmak için kendini yaşantıya bırakman yeterli dedi. Çünkü hayat kırar. Çaba isteyen esnemektir, kırılmak değil.
Tuğba Doğan
Sayfa 89 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nefaset Lokantası
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750844867
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
“Hatırlamak kalbin düşünmesidir. Bırak kalbin düşünsün. Hatırla.”

“Varoluşu anlamsız bulanları anlamıyordu. Ona göre varoluşun sorunu nihayetinde anlamsız değil aşırı anlamlı olmasıydı. Katlanması zor olan da anlamsızlığı değil sonsuzcasına uzayıp giden anlamlarıydı. Şu sakin sakin yürüyen insanların kafalarının içinde ne dolaplar, ruhlarında kim bilir ne tufanlar dönüyor, bedenlerinin içindeki katilleri, maktulleri, âlimleri, adileri saklamak için kim bilir nasıl mucizevi bir mücadele veriyorlardı.”

Bir ay önce, on altı yıldır çalıştığı gazeteden kovulmasının ardından Türkiye’yi terk edip Rio de Janeiro’ya yerleşme kararı alan gazeteci Salih’i, yıllardır müdavimi olduğu Nefaset Lokantası’nda, neredeyse ailesi haline gelen lokanta sahiplerinin düzenlediği veda yemeğinde başka bir “sonun başlangıcı” beklemektedir.

Salih’in, kendi deyimiyle “zehirlenmiş bir topraktan” gitme hayali önce bir geçmiş aşk hikâyesine, sonra çocukluk hikâyesine takılır. Belleğin labirentlerinde geçmişe yapılan bu yolculukta iç içe geçen zaman parçaları, bir yandan bugüne bulaşıp onu belirsiz bir boşlukta asılı bırakırken, bir yandan da geleceği bulanıklaştırır.

“Musa’nın Uykusu” ile tanıdığımız Tuğba Doğan ikinci kitabı Nefaset Lokantası ile günümüz Türkiyesi’nde hayatın somut gerçeklikleriyle boğuşan bireyin açmazlarını, ana karakteri Salih’in bakış açısıyla ele alırken, zaman ve coğrafya ikiliğinin kıskacında dile gelen varoluşun içsesini de anlatıya dahil ediyor.
Kişi arzusuysa coğrafya kaderdir.

Kitabı okuyanlar 443 okur

  • tuce y.
  • Sevgi Özer
  • Seçkin Kılınç
  • Ayşe Çelik
  • Nergiz Nemutlu
  • caner dilsiz
  • Hakan çeliktuğ
  • E.K
  • Özlem
  • Ayşe

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.7 (47)
9
%20.8 (38)
8
%23.5 (43)
7
%17.5 (32)
6
%7.1 (13)
5
%3.8 (7)
4
%0.5 (1)
3
%0.5 (1)
2
%0.5 (1)
1
%0