Birincisi: Keramet-i kevniyedir ki maddî, zahiri, hissî ve sûrîdir. Az yemek, az içmek, az konuşmak, az uyumak gibi riyazet neticesinde Allah (c.c)’ın lütfuyla letafet kazanıp havada uçmak, su ve ateş üstünde yürümek, az gıdanın bereketlenmesi ve çoğalması, bast-ı zaman ve tayy-i mekân ile az zamanda çok iş yapmak, uzun yolu kısa sürede gitmek gibi hâllerdir ki ne her riyazet yapan da zuhur eder ne de bunlarla Allah (c.c)’ın rızası ve sevgisi kazanılır. Bununla ancak nefis tatmin edilir. Hem bu tarz hâller ahirete ait baki meyveleri bu dünyada fâni bir surette yemektir.
İkincisi: Keramet-i ilmiyedir, mânevî, bâtınî, ruhî ve hakikî ve gerçek keramettir. Vehbi olan ilm-i marifettir, Marifetullahtır, Allah’ı tanımak ve tanıtmaktır. Bu tarz keramet sahipleri ilimde, marifette, Kur’an ve sünnet ile amel etmede çok ciddi mesafe kat ederek iffet, istikamet ve takva üzere yaşayarak insanların hidayetine vesile olur, Allah (c.c)’ın rızasını ve sevgisini kazanırlar, O’nun katında makbul ve mahbub ender bir kul, gerçek bir veli olurlar.