AYDOĞAN AYDIN
Doksan kişiydik biz o gün,
Aç, susuz, uykusuz,
Nasır tutmuş ayaklarla
Yürüyorduk Kaygusuz.

Sis, çamur, kanla, terle
Üzerindeydik bulutların.
Ayrım Hanke yaylasında
Yeşerirken umutlarım.

Soğuk namlular elimizde,
Yürüyorken dağlara
Şehitlerden selam geldi
Savaşan tüm sağlara

Uzaklarım yakınlaştı,
İnancımla, davamla
Uyan Hanke geliyorum
Heybetimle, havamla.

1992
AYDOĞAN AYDIN
Topçu Üsteğmen


Kayıt Tarihi : 2.6.2017 00:39:00

inisiyasyon, bir alıntı ekledi.
15 May 22:03 · Kitabı okuyor

Birbirlerinin oyuncaksız yaşamına aynı yerden bakmaya çalışan, aynı yerde durmaya zorlanmış bitkiler gibi gözden kaçmış çocuklardı onlar.

Doyma Noktası, Sema Kaygusuz (Sayfa 14)Doyma Noktası, Sema Kaygusuz (Sayfa 14)
inisiyasyon, bir alıntı ekledi.
15 May 22:02 · Kitabı okuyor

Anımsamanın en çileden çıkaran yanı, anımsamaya bir türlü son verememek.

Doyma Noktası, Sema Kaygusuz (Sayfa 11)Doyma Noktası, Sema Kaygusuz (Sayfa 11)
Nesrin Korkmaz, bir alıntı ekledi.
14 May 22:10 · Kitabı okuyor

Ey güçsüz insan! Ne düşünüyorsun da bu toprak üzerinde kaygusuz yürüyorsun? Neden hiç öleceğini aklına getiremezsin?

Allah'ın Gazapları (4 Cilt), Ragıp Şevki Yeşim (Sayfa 155 - Akpınar)Allah'ın Gazapları (4 Cilt), Ragıp Şevki Yeşim (Sayfa 155 - Akpınar)
Zbyd ertkn, Barbarın Kahkahası'ı inceledi.
14 May 16:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Fesatlığın son demidir vesvese. Her vesveseli kişi fesat değildir elbette ama fesat kişi eninde sonunda vehmeder, zihninde geleceği değiştirir, o muazzam hayal gücünde iç karartan manzaralar oluşmaya başlar. 

Demian, bir alıntı ekledi.
14 May 10:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Gerçekte hiç doğmadığın, böylece hiç ölmeyeceğin başka bir zamana, çağrısımsız bir alana sıçramayı diliyordun belki. Asırlık bir uzaklık vardı aramızda. Yeryüzünün aynı köşesinde farklı zamanlarda duruyorduk ikimiz.

Yüzünde Bir Yer, Sema KaygusuzYüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz
Sena Meriç, bir alıntı ekledi.
13 May 01:11 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Benim adım Kinyas. Gün ağrıyor. Başım ağrıyor. İsmimi kendime ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınım. Yaşadıkları için. Hayattan midem bulanıyor... Ateşle oynarım. Yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim. Benim adım Neron. Geceleri, çaldığım arabalarla gezerim. Tokyo'da doğdum. İki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirttim. Sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. Benim
adım Steve McQueen. Bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. David Bowie'yi rüyamda gördüm. Sabah bir gözüm yoktu. Şiir yazdım. Tam üç tane. Birini rendeleyip makarna sosuma kattım. Diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. Biraz zaman kazandım böylece. Sonuncusunu ise şimdi yazdım. İşte geliyor:

Sözlerimin sonunu duymadığın zaman.
Cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.
Değiştiriyorum son kelimelerimi.
Değiştiriyorum sonumu.

Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mekân ve zamandan kopalı yıllar oluyor. Bir kıza âşık olmuştum. Onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. Âşık olmaktan vazgeçtim. Kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bilirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı'dan vazgeçtim. Ölmekten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti. Ölmek istemiyorum, çünkü Tanrı'yı da öldürürüm diye
korkuyorum. Ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz... Platon'un Mağara İstiaresi'ne karşılık, ben de Kuyu İstiaresi'ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insanların, yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını
ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişebilmek için yaptıklarını anlattım. Ancak ellerini ağızlarına sokup, parmaklarını ısırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da anlattım. Ve sordum, Tanrı'nın yukarıda mı yoksa aşağıda mı olduğunu.
Eskiden poker oynardım. Şimdi de, Tanrı'nm aşağıda, kuyunun dibinde olduğuna oynuyorum. Hayatım masada, birkaç kırmızı oyun fişiyle.
Az yedim, çok içtim. Hâlâ içiyorum, içki ayırmadım. Alkolü kendime yakıştırdım. Her türlü uyuşturucudan tattım. Bağımlılıktan nefret ettim. Gitmemi, terk etmemi engeller diye. Ne bir maddeye, ne de bir insana bağlandım. Sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, âşık oldum. İkisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. Geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. Bugünü ise uyuyarak geçirdim. Benim adım Houdini. Dünyayı bir oyuncağa çevirdim. Ayak basmadığım yer kalmadı. Kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim! Duvarlara, bedenime resimler çizdim. Bir gün öyle gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. Benim adım Hitler. Kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumlarımı bıraktım... Şimdiyse ağlıyorum. Hepimiz için. Çünkü hiçbiri işe yaramadı...

Kinyas ve Kayra, Hakan Günday (Sayfa 22)Kinyas ve Kayra, Hakan Günday (Sayfa 22)
Burak BAĞRIAÇIK, bir alıntı ekledi.
 10 May 16:26 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Âmin denmeden Sarı Saltuk'un gürlemesi duyuldu: "Kaygusuz, oğlum Kaygusuz! Beni eyi dinle şimdi. Ben öldüğümde, cenazemi altı yere gömecektin, yedi yere göm. Altısını biliyordun, yedincisi İznik olsun. Sakın haa.. aklından çıkarayım deme; İznik'teki mezarım kalenin surlarına pek uzak olmasın..."
Barak Baba gerçekten afallamıştı: "O niye o? O niye o? deyip durdu.
Sarı Saltuk: "O niye osu var mı Barak?" diye cevap verdi; "Senin de yaşın geldi çattı ama bakıyorum ölümün aklına geldiği yok. Benimse Azrail Aleyhisselâm gelip dizlerime çöreklendi; yakında yüreğimin başında taht kuracak. Ola ki Osman'a sağlığımda yardım edemem. Ama İznik'te mezarımı gören duyan gelip beni bulur. Gelip beni bulan da İznik'e sahip olduğumuzu anlar, benden medet bekler; mezarımın yanına yerleşen bile olur. Cesedim toprağa sahip çıkar, toprağa.. anladın mı şimdi? Aklın varsa gâvur içine gömülmeni vasiyet eyle..."

Konak, Mustafa Necati Sepetçioğlu (Sayfa 172)Konak, Mustafa Necati Sepetçioğlu (Sayfa 172)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
07 May 00:33 · Kitabı okuyor

Kaygusuz Abdal bu sırrı okudum anladım bildim
Şimdi bu alemin hükmü kâmil insan elindedir

Alevi - Bektaşi Şiirleri Antolojisi, İsmail Özmen (Sayfa 234)Alevi - Bektaşi Şiirleri Antolojisi, İsmail Özmen (Sayfa 234)