En çok sana kırıldım. Bu cümleyi kurarken bile
parmaklarım titriyor, içimde bir yerlerde eski bir yara
yeniden sızlıyor. Evet, en çok sana… Hayatıma giren onca
insana, yaşadığım onca hayal kırıklığına rağmen, en
derin, en keskin kırgınlığı sana karşı hissettim. Neden mi?
Cevabı o kadar basit ki aslında, bir o kadar da karmaşık:
Çünkü seni en çok ben sevdim. Kalbimin kapılarını ardına
kadar sana açan, ruhumun en gizli bahçelerinde sana yer
veren, en savunmasız, en çıplak halimle sana güvenen
bendim. Seninle başlayan her yeni gün, benim için yeni
bir umut, yeni bir hayal, dokunabileceğim somut bir
mutluluktu. Senin varlığın, griye çalan dünyamı
gökkuşağının renkleriyle boyayan bir mucize gibiydi.
Ama işte tam da bu yüzden, bu hesapsız, bu sınırsız sevgi
yüzünden, en çok da sana kırıldım. Kalbimi avuçlarına
bıraktığımda, içimdeki tüm o saf, o çocuksu sevgiyi
gözlerinin önüne serdiğimde, belki de ne kadar kırılgan,
ne kadar incinebilir olduğumu fark etmedin.