Giriş Yap
Azerbaycan Milli Komitesinin Durumu 1945 senesinin Nisan ayı başlarında Amerikalılarla İngilizler Rein ırmağını geçmiş ve Berlin'e doğru ilerliyorlardı. Ruslar ise Breslav şehrini işgal ettikten sonra Oder ırmağından Frankfurt'a doğru ilerliyorlardı. Artık Alman savunma kuvveti kalmamıştı. İngiliz ve Amerikalıların hava kuvvetleri 1942 senesinden itibaren her gün gece ve gündüz beş altı bin uçakla Almanya'nın altını üstüne getirmişlerdi. Almanya'nın yarıdan fazlası enkaz haline gelmişti. Demir yolu bağlantısı ise tamamıyla kesilmişti. Sadece karayolu veyahut arabalarla hareket veyahut yolculuk imkanı kalmıştı. Bu yolculukların da gündüz yapılması imkânsız olmuştu. Her taraf Amerikan ve İngiliz uçaklarının tehdidi altındaydı. Sivil arabalar ve bisiklet ve motorsikletler ile yolculuk yapmak bile imkansızlaşmıştı. Bir bisiklet yolcusu iki üç bomba ile yok edildiği yazılıyordu. Berlin'in dörtte üçü harabe haline gelmişti. Harabe haline gelmiş olan Alman şehri yalnız Berlin değildi. Hamburg'dan tutun da Münih'e kadar bütün Alman kentleri yerle bir edilmişti. 1945 senesine kadar bomba taarruzuna uğramayan tek Alman şehri Leipzig (Laypsik) ti. Leipzig'in bombalanmamasını ise orasının tarihi bir şehir olmasına ve müzelerinin Avrupa ve dünya tarihinin en kıymetli eserlerini kendilerinde bulundurmasına bağlıyorlardı. Fakat bu ümit de kısa sürede boşa çıktı. Mart 1945 senesinde Laybsik'te ağır bombardımana maruz kaldı. Laybsik'i bu ağır bombardımana tabi tutan ise İngiliz Hava kuvvetleriydi. Nisan ortalarında Ruslar artık Oder Irmağı sahillerine ulaşmışlardı. Berlin'in 90-100 km uzaklığında bulunuyorlardı. Hatta Berlin'in dış mahallesi olan Erkner'den Rus Katyuşa füzelerinin sesi işitiliyordu. Rus işgali altındaki topraklarda kalmamak için Alman aileleri bile batı Almanya'ya göç ediyorlardı. Türk illerinin Millî Komite mensupları olarak bizlerin Berlin'de kalmamızın tehlikeli olduğu Alman makamları tarafından da takdir ediliyordu. Bunun için de bizlere diplomatik vesikalar vererek İtalya'ya gitmemizi ve İtalya'daki Amerikan veya İngiliz makamlarına teslim olmamızı tavsiye ediyorlardı. Bu bir hakikatti ki Ruslar bizi bucak bucak arıyorlardı ve bizleri yok etmek için büyük mükafat bile vereceklerini bildirmişlerdi. Türkistan, Kırım, İdil Ural ve Kuzey Kafkasya milli komitelerinin nereye gideceklerini bilmiyorduk. Artık herkes başının çaresine bakıyordu. Azerbaycan Milli Komitesi'nin üyesi ve Kültür Maarif bölümü başkanı olan bu kitabın yazarı ben Milli Komite'nin Başkanı olan Abdurrahman Fetelibeyli, Berlin'de yayınlanan "Azerbaycan” adlı haftalık gazetenin yazı işleri müdürü Celil İskender ve yine aynı gazetenin yazarlarından olan Latif bey, 22 Nisan 1945 senesinde Berlin'den ayrıldık ve İtalya'ya doğru yolculuğa başladık. Yolculuk çok zor bir durum gösteriyordu. Çünkü Berlin ile İtalya arasındaki bütün Demiryolu köprüleri, aynı zamanda Demiryolu şebekesinin kendisi bombalanarak yok edilmişti. Trenler çalışmıyordu. Nasıl gideceğimizi bilemiyorduk. Durumu yine Alman Dışişleri Bakanlığıyla OST Ministeriuma bildirerek yardımlarını istedik. Bu yardımı esirgemediler ve hâlâ mukavemet eden Kuzey İtalya'daki Alman Ordularına malzeme taşıyan bir kamyonla gidebileceğimizi söylediler ve kamyonun askeri yetkililerine de durumu bildirdiler. 1945 senesinin Nisan ayının 22'sinde akşama doğru Berlin'den hareket ettik. Fakat gündüz yolculuğunun yapılma imkanının olmadığı hemen kendini gösterdi. Berlin'den daha elli kilometre uzaklaşmamıştı ki düşman uçaklarının saldırısına uğradık ve bundan sonra gece yolculuğu yapmamızın gerektiğini kamyondaki yetkililer bildirdiler. Gece yolculuğumuz da tehlikeden uzak sayılmazdı. Düşman uçakları durmak bilmiyordu. Gece karanlıklarını bertaraf eden özel ışıklandırma fişekleri atıyorlardı. Hatta fişekler paraşüt gibi özel bir tertibat içine alındığından yarım saat kadar havada kalıp ve iki kilometre kadar alanı gündüz gibi aydınlatıyordu. Nihayet altı gün bin türlü tehlikeyle karşılaşa karşılaşa Güney Trolün Bozen veyahut İtalyanların dedikleri gibi Bolzano'ya geldik. Bozen eski Avusturya toprağıydı ve ahalisinin yüzde doksanı Almandı. Birinci Dünya harbi sonundaki Barış anlaşmasıyla İtalya'ya verilmişti. Bozen'deki Alman kumandanlığına uğrayarak vesikalarımızı gösterdik ve özel bir araba ile Milano'ya geldik. Fetelibeyli'nin ailesi de Milano'nun kuzeyindeki Bergama şehri yakınlarında bir köyde bulunuyordu. Fetelibeyli, Kızılordu'da Kurmay Mühendis Binbaşı olarak Baltık bölgesinde görev yaptığından eşi Leyla hanım, Ukraynalı olan kaynanası ve beş yaşındaki oğlu Ali ile Baltıklarda bulunuyordu. Almanlara iltica ettikten ve gönüllü ordulara yazıldıktan sonra Almanlar ailesini o zamanlar Almanlar'ın elinde bulunan ve Almanya'yı ilhak edilmiş Çekoslavakya'nın Karlsbad kasabasının yanındaki bir köye yerleştirmişlerdi. Bizler Berlin'den ayrılmadan aylarca önce ailesini İtalya'ya yukarda yazılmış olan bölgeye göndermişti. Şimdi Milli Komite Başkanı ve üyesi olarak bizler de aynı bölgeye giderek durumun ne olacağını bekleyecektik. Bu sırada Polonya'dan karısı ve çocuklarıyla birlikte İtalya'ya gelmiş olan Ali Asgerli adlı bir teğmenle karşılaştık ve Fetelibeyli kendisini askeri müşaviri olarak yanına aldı. Artık günler sıkıntılı olarak geçiyordu. Kuzey İtalya hariç bütün İtalya'daki Alman birlikleri geri çekiliyordu. İtalyanlar ise müttefiklere teslim olmuşlardı. Hatta İtalyan diktatörü Mussolini bile tutuklanarak kapatılmıştı. Fakat Hitler, vefa borcunu ödemek için Mussolinin kurtarılmasını kararlaştırmış olacak ki, Albay Skorzeni idaresindeki bir fedai grubunu vazifelendirerek Mussoliniyi tutuklandığı yerden kurtardı. Fakat çok geçmeden Kuzey İtalya'daki Alman birlikleri silah bırakarak müttefiklere teslim olurken, İtalyanlar Mussolini ile sevgilisi Klara Petcei'yi yakalayarak kurşuna dizdiler ve ayaklarından baş aşağı asarak teşhir ettiler. Kuzey İtalya böyle keşmekeş içinde, kimin ne olduğu bilinmeyen günlerini yaşarken, biz de ne olacağımızı düşünüp duruyorduk. Nihayet bir sabah Bergamo'ya gelen Amerikan birliklerinden birisinin kumandanı binbaşıya vesikalarımızı göstererek teslim olmak istediğimizi bildirdik. Almanca bilen binbaşı meğer İtalya'nın Komo gölü bölgesindeki Türk gönüllü Tümeninin karşısında bulunmuş ve Türklerle savaşmış bir subaymış. Vesikalarımızı bir taraftan tetkik ediyor, bir taraftan da sitem ediyordu. "Sizin birlikleriniz bizi çok uğraştırdı. Siz Alman olmadığınız halde Almanlar silahlarını bırakarak teslim olurken, sizin vatandaşlarınız bizimle savaşıyorlardı. Halbuki biz sizinle harp içinde değildik ve sizlerin İtalya'da savunacak aileniz ve vatanınız yoktu. Bakalım Amerikan makamları sizin ve sizin birlikleriniz için ne karar verecektir," dedi ve bizleri Bergamo'daki bir otele yerleştirdi. İki gün sonra da özel bir araba ile İtalya'nın Montekatini adlı bir kasabasındaki diplomatlar kampına gönderdi. Diplomatlar kampı büyük bir oteldeydi. Bizden başka İtalya'daki Alman sefareti, Japon elçilik mensupları, Macar, Romen, Slovak ve Taylandlı diplomatlar da aynı kampa yerleştirilmişlerdi. Japon diplomatlarıyla birlikte Alman Sefiri Rann bize çok yakınlık gösteriyordu. Fakat burasına bir esir kampı demek imkânsızdı. Her türlü konfor mevcuttu. Muameleler insanîydi. Yemekler sivil hayatta göremediğimiz çeşitlerdendi. Kampa gelir gelmez hüviyetlerimizi tespit etmiş ve bizlerin Sovyet vatandaşı olarak önce Kızılordu'da, Almanlara karşı savaştığımızı, sonra da gönüllü ordular kurarak Ruslara ve müttefiki olan İngiliz ve Amerikalılara karşı savaştığımızı öğrenmişlerdi. Bizleri sorguya çeken (Major) Binbaşı Hills adlı birisiydi. Hatta benimle konuşurken neden gönüllü birlikler kurduğumuzu ve kendi devletimiz olan Sovyetler Birliği'ne karşı savaştığımızı soruyordu. Kendisine şunu söyledim: "Vesikalarımızdan da öğrendiğiniz gibi biz Rus değiliz ve vatanımız da Rusya değildir. 1550 senesinden itibaren Rusya 16 milyon kilometre kare büyüklüğünde olan Türk yurtlarını bugün düşman oldukları Alman subay ve silahlarının yardımıyla istila etmiş ve bizleri köle haline getirmiştir. Ordularımızı dağıtmış, subaylarımızı, münevverlerimizi yok etmiş, bizi bölüp parçalamış, okullarımızı kapatmış, münevver yetiştirmemizi yasaklamış ve vatanımızın servetini yağmalayarak alıp götürmüştür. Barış anında bizden asker alarak eğitmemiş, silah taliminden uzak tutmuş, harp başladığı zaman ise milyonlarca Türkü toplayarak kısa bir eğitimden sonra Almanların önüne cepheye sürmüştür. Bunun da maksadı imha edilmemizdi. İşte biz kurtulmayı beklediğimiz bir zamanda Almanlar Rusya'ya savaş açtılar. Bu bizim için kurtuluş savaşı demekti. Almanlar yalnız Rusları yenecek değillerdi. Savaşı kazandıkları takdirde biz de kurtulacaktık. Rusya'nın yenilmesi bizim, vatanımızın ve milletimizin kurtulması demekti. Biz beşyüz seneden beri Rusya'nın yenilmesini ve bizlerin kurtulmamızı beklemiştik. Eğer bizim yerimizde siz olsaydınız, siz de bizim yaptığımızı yapardınız," dedim ve daha sonra da şunu ekledim. "Eğer Ruslara karşı siz savaşsaydınız biz sizinle müttefik olarak Ruslara karşı savaşırdık." Bu cümleme tebessüm eden Albay, şunu sormaktan da kendisini alamadı. "İtalya'da bulunan askerleriniz bize karşı savaşırken muhakkak bizlerin Ruslarla müttefik olduğumuzu, onlara yardım ettiğimizi düşünerek savaştılar değil mi?" Kendisine şunları söyledim. Albayım siz Rusları ve bugünkü komünist rejimi tanımıyorsunuz. Rusları yenilgiden kurtardınız. Fakat kendiniz için Almanlardan daha tehlikeli bir düşmana yardım ettiniz. Dikkat buyurunuz bir müddet sonra Ruslar sizden ve İngiltere'den neler isteyecekler? Hatta komünistliği içinize sokarak sizi yıkmaya çalışacaklar. Bugün Avrupa'yı kurtaralım diyerek Almanlara açtığımız harple Avrupa'yı aşağı yukarı Ruslar'a teslim etmiş durumdasınız. Bakınız Yunanistan hariç bütün Balkanlar komünistleşmiş ve Ruslarla birleşmiş duruma gelmiştir. Baltık sahillerindeki Estonya, Litvanya ve Letonya'yı Rusların işgâlini kabul etmiş bulunuyorsunuz. İkinci Dünya Harbi'nin başlama sebebi olan ve Almanların istilasından kurtulması için harbe girdiğiniz Polonya'yı da Ruslara armağan ettiniz. Madem Polonya'yı istila altına vermekte mahzur görmeyecektiniz, bıraksaydınız Alman istilası altında kalsaydı. Çünkü, Almanlar hiçbir zaman Polonyalıları Almanlaştırmayacaklardı. Polonya lisanı Almancaya hiç bir yönden benzemeyen bir lisandı. Fakat Rusça ile Polonyaca aynı lisanın değişik şiveleridir. Ruslar, Polonya okullarını kapatacaklar, Polonya ağzıyla konuşmayı yasaklayacaklar. Gençleri uzak başı elli sene içinde Rus ağzına bağlayacaklar ve Polonya adi artık tarihi bir tabir olarak kalacaktır. Bunun dışında Çeko-Slovakya'yı da Rus işgaline terk ettiniz. Çeko-Slovaklar da Slav ırkından ve Ruslarla akraba bir millettirler. Onların lisanı da Rusçaya çok yakın bir şivedir. Ruslar Polonyalılara yapacaklarını aynen Çeko-Slovakya'ya da yapacaklar. Macaristan'ın da Rus işgaline verdiniz. Bununla da kalmayarak Oder ırmağı ile Neisşa ırmağına kadar binlerce senelik Alman vatanını Polonya'ya vererek Slav ırkının, Slav lisanını Orta Avrupa'ya getirdiniz. Bugün Berlin'in ikiyüz kilometre batısında bulunan bütün Alman topraklarını Rus işgali altına verdiniz. Avrupa'yı Rus istilasından yüzyıllarden beri koruyan Prusya'yı ortadan sildiniz. Evet Hitlerin Nazi ve yüksek ırk teorisi insanlık için bir yüz karasıydı ve Alman milletinin lehine bir teori değildi. Bunu herkes kabul ediyor. Hatta Almanlar içinde de çoğunluk münevverler dahi Nazi ve yüksek ırk (Ober Mansch - Yüksek ırk veya insan) teorisinin aleyhindedir. Almanlar bile bunun sakat olduğunu kabul ediyorlar. Fakat komünist teorisi Nazi teorisinden binlerce defa tehlikeli bir teoridir. Yüksek Irk teorisi diğer milletleri Almanlardan aşağı ırk saydığından, Alman olmayan milletler, içlerinde Almanlara karşı nefret ve kin duyacaklar ve bunun örneği bugün ortadadır. Almanlar'ın işgal ettikleri memleketlerin hiç birisinde Almanlara karşı sevgi ve bağlılık yoktur. Herkes Almanlara nefret ve düşmanlık duygusu içindedir. Fakat bugün Avrupa memleketlerinin hiçbirinde, hatta siz Amerikalılarda bile Rus komünistliğine karşı nefret bulunmamaktadır. Halbuki Fransa'da, İtalya'da, Hollanda, Danimarka ve Belçika'da işçi ve köylüleri bırakalım, münevverlerin çoğunluğu Stalin'e, Kremlin'e ve Moskova'ya büyük bağlılık duyuyor. Bakınız, Fransa seçimlerini azımsanmayacak çoğunlukla komünistler aldılar. Avrupa devletlerinin hepsinde komünistlik kendisine köklü bir yerleşme imkanı bulmuştur. Şimdi Rus işgaline verdiğiniz Balkanlarla doğu Avrupa ülkelerinde Marksizm, Leninizm, Stalinizm okutulmaktadır. Rusların bizlere yaptıklarını işgal ettikleri memleketlerin münevverlerine, milliyetçilerine ve Rusluğu veyahut komünistliği kabul etmeyenlere tatbik edecektir. Sizlerin ruhunuzun bile duymayacağı bir baskı uygulayacaklar. İtiraz edenleri veya komünistliği kabul etmeyenleri Sibirya buz çöllerine sürecek ve imha edecekler. Tıpkı otuz seneden beri bizim münevverlerimizi imha ettikleri gibi... İngilizler ve siz Amerikalılar çok büyük hata yaptınız, Amerikalı olarak siz Avrupa'yı tanımıyorsunuz. İngilizler ise Avrupa'nın durumunu çok iyi biliyorlardı. Rus komünist tehlikesinin ne demek olduğunu otuz seneye yakındır en iyi inceleyen İngilizlerdi ve İngilizlerin başında Çörçil gibi büyük şöhret sahibi, tecrübeli, Birinci Dünya Harbinin galip liderlerinden biri bulunuyordu. Almanlar'ın yenilgisinden sonraki Rus komünist felaketini Amerikalı devlet adamlarına açıklayabilecek bir insandı. Fakat o da gerekeni yapmadı. Bugün Avrupa'nın yarıdan fazlası Rus işgali altındadır. İşgal altındaki Almanya, Çekoslovakya, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, şeklen müstakil devlettirler. Hakikatte ise bunlar Sovyetler Birliği'ni teşkil eden Ukrayna, Letonya, Litvanya, Estonya, Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan ve diğer kukla Sovyet Cumhuriyetlerinin durumuna düşmüş sömürge devletleridir. Bunlar Moskova'nın ve Politbüronun ve Stalin'in emirlerinin dışına çıkmak istedikleri takdirde Kızıl Ordu hemen memleketi yakıp yıkacak ve kendilerine kafa tutan, müstakil devlet gibi hareket etmek isteyenleri Sibirya'da can çekiştirecektir. Nitekim birkaç yıl sonra dediklerim birer hakikat oldu. Macaristan "müstakil devletim" dediği zaman Rus tankları Macaristan'ı bir baştan bir başa yakıp yıktı. Binlerce vatanseveri öldürdükten sonra, on binlercesini de Sibirya cehennemine sürdü. Kendi ırkından olan Çekoslavakya bağımsız devlet olduğunu söylediğinde (1967) yine Rus ordusu, tanklar ve zırhlılarla girerek Çekoslovakya'yı cehenneme çevirdi. Polonya'da Rusların yaptığı mezalimi Almanların yapmadığı bir hakikatti. Binlerce Polonyalı subayı Katyn ormanlarında kurşuna dizerek, toplu mezarlara gömen Almanlar değil Ruslardı. Bu hakikatler kendini gösterdiği zaman acaba Amerikalı istihbarat albayı Hills benim yıllar önce söylediklerimi hatırladı mı? Fakat bu bir hakikat ki, harpten sonra Amerikalı ve İngilizler hayal kırıklığına uğramışlardı. Fakat ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Yukarda açıklamaya çalıştığım konuşmanın sonuna doğru Amerikalı albay bana şunu sordu: - Rusya'nın bu kadar tehlikeli olduğunu bilen sizler müttefiklerden neler bekliyordunuz? Zira siz Almanlarla birlikte çalışmışsınız. Kendisine şunu söyledim, "Biz Almanlar'ın Avrupa ve dünya için oluşturdukları tehlikeyle birlikte, Rus komünist tehlikesinin de müttefikler tarafından yok edileceğini sanıyorduk. Almanlar silahlarını bıraktıktan ve teslim bayrağını çektikten sonra kaşlarınızı çatarak Ruslara dönecektiniz. Komünist rejimi ortadan kaldıracaktınız. Baltıkların, Ukrayna, Kafkas ve Orta Asya'nın müstakil devlet olmasını sağlayacak ve onları himaye edecektiniz. Bunu yaptığınız takdirde dünyaya barış getirdik diye övünecektiniz. Fakat siz bunun hiçbirini yapmadınız ve yapmayı aklınıza bile getirmediniz. Almanlara karşı açtığınız ortak savaşla Avrupa ve dünyaya tehlike sandığınız Hitler Nazizm'ini yok ederken, komünist Rus belasını dünyanın başına musallat ettiniz. Siz bizleri bu kamplarda can çekiştirirken, Almanlara karşı acımasız davranırken, Ruslar işgalleri altındaki Almanya'dan fabrikaları sökerek Rusya'ya taşıyor. Sizin harp suçlusu sayarak hapishanelere tıktığınız Alman bilim adamlarının arkadaşlarını, hatta Alman kurmaylarını Ruslar yakalayarak Rusya'ya götürüyor ve kendilerine cennet yaratarak Rus tekniğini, Rus sanayiini Almanya'nın seviyesine çıkarınız diyor. Alman kurmaylarıyla generallerine de Kızıl Ordu'yu, bir sene bile olmadan Avrupa'yı istila eden Alman ordusu seviyesine yükselttin ve sizin kurmaylar gibi Rus kurmayı yetiştiriniz diye emrediyor. Ellerine geçirdikleri beş milyona yakın Alman esirinin eliyle Rusya'yı yeniden kuruyor: Hatta eskiden Almanların yaptığının daha fazlasını yaparak Alman kız ve kadınlarını, eli iş tutabilen erkeklerini köle işçi olarak hem de zorla Rusya'ya götürüyor, Rusya'yı kurunuz ve dünyayı fethedecek seviyeye getiriniz diye emrediyorlar. Birgün bir barış anlaşması olsa bile Ruslar bu insanların vatanlarına dönmesine müsaade etmeyecekler. Albay bunları hayretler içinde dinliyor ve bazı notlar alıyordu. Son olarak ben Albay'a bir soru sordum: Biz Rusların çiğnediği bir ülkenin münevveri olarak geniş bir şekilde izah ettiğim sebeplerle Almanlarla işbirliği yaparak vatanımızı çiğneyen Ruslara karşı savaştık ve bugün diplomat olarak sizin esaretinizdeyiz. Acaba insanlığa hürriyet getireceğini söyleyen, hümanizmin savunucusu Amerika devleti ve onun siyasileri bizi ne yapacaklar? Gazeteler milyonlarca talihsizi makinalı tüfek tehdidi ile Ruslara verdiğinizi yazıyor. Acaba bizi de mi Ruslara teslim edeceksiniz? Fakat unutmayınız ki çok geçmeden bizleri arayacak, fakat bulamayacaksınız. Albay benim bu soruma herhangi bir cevap vermedi ve sadece "ben devlet adamı değilim, siyasetten anlamam" diyerek ve bana açıklamaların için teşekkür etmekle yetindi. Aradan iki ay geçtikten sonra diplomatlar için Montecatini şehrindeki kamp kuzey İtalya'nın Salsomaggiore şehrine taşındı. Buradaki kamp yeri çok büyük, bir turistik oteldi. Park denecek kadar bahçesi vardı ve yüzlerce odası bulunmaktaydı. İlk zamanlar Montekatini kampında Asyalı ve Avrupalı ayrımı yapmadan bütün diplomatlar aynı kampta bulunuyorduk. Yemek salonumuz aynıydı. Otelin taraçasında bulunan basket sahasında hepimiz birlikte oynuyorduk: Alman diplomatlar bizden Rusça öğrenmek için çaba harcıyorlardı. Hatta Almanya ile birlikte Ruslara karşı gönüllü ordular kurduğumuzdan bize memnuniyetlerini bildiriyorlardı. Alman, Macar, İtalyan, Slovak ve Romanyalı kızlar ve kadınlar bizlerle satranç ve dama oynuyor ve iltifat görüyorlardı. Bu kısa bir süre sonra durum kamp idarecisi Amerikalıları memnun etmediği her hallerinden belli olmaya başladı. Ağustos 1945 senesinde bir gün kamp kumandanı bir bildiriyle Avrupalı diplomatların başka bir kampa taşınacağını haber verdi ve iki gün içerisinde Alman, İtalyan, Macar, Slovak ve Romanyalı diplomatlar, biz Asyalılardan, yani Japonlar, Koreliler, Vietnamlılardan ayrılarak yeni kamplarına taşındılar ve bir kerecik bile olsun yüzlerini görmedik. Bilindiği üzere Amerika'da bir Avrupa ırkçılığı vardı. Çünkü Amerika'ya yerleşen İngilizler, Avrupa milletlerini İngiliz dil kültürüyle Amerikalı yapmışlardı. Hatta 1960 senesine kadar Avrupa asıllı bir Amerikalı kadın veya erkek, Avrupa asıllı olmayan bir milletle evlenemezdi. Hatta Japonya'nın işgalinden sonra, bir Amerikalı yüzbaşı bir Japon kadını ile evlenmek için MC Arthur'a (Japonya'yı işgal ordusunun kumandanı) müracaat ettiği halde, evlenmesine müsaade edilmesi kalsın, kendisini Japonya'daki birliğinden alarak Amerika'ya geri göndermişlerdi... O günün Amerika devlet adamları ile bilim adamlarının nazarında Avrupalıların dışında diğer bölge ve ırkların insanları geri zekâlıydı. Yani Avrupalıların dışındaki insanların hepsi aşağı ırktı. Bunun sebebiyledir ki Avrupa asıllı birisinin Avrupa asıllı olmayan birisiyle evlenmesi, Avrupa ırk üstünlüğünü zedeler diye düşünülüyordu. Hitlerin ırkçılığıyla, Amerikalının ırkçılığının farkı buydu. Hitler Alman milletinin üstün ırk olduğunu savunurken, Amerikalı da Avrupalı olanların üstün ırk olduğunu savunuyordu. Almanlar kendi erkek ve kızlarının yabancılarla evlenmelerinin kendi ırklarını bozacağını düşünürken, Amerikalılarda Avrupalı birisinin Avrupalı olmayan birisiyle evlenmesinin, Avrupa üstünlüğünü bozacağı düşüncesi içindeydi. Bunun sebebiyledir ki yüzlerce sene önce Amerika kıtasında yerleşmiş Japonlarla, hatta diğer Asyalılarla Avrupa asıllı olanların evlenmelerine izin vermemişlerdi. Hatta Avrupalı olmayan birisiyle bir Avrupa asıllının birlikte yaşaması, arkadaşlık etmesi Avrupa'nın karakteri üzerinde kötü etki edeceği düşüncesi içindelerdi. Bunun içindi ki diplomatlar için olan esir kampında biz Türklerle, Japonları, Korelileri, Taylandlıları Avrupa asıllılarla aynı kampta tutmayı mahzurlu bularak bizleri başka bir kampa yerleştirmişlerdi. Bu düşünce sebebiyledir ki daha sonraki 1950 yıllarda Türkiye'ye müttefik olarak gelen Amerikalılar bile, Türkiye Türkleri'ne de aşağı ırk gözüyle bakıyorlardı ve Türk kızlarıyla Amerikalıların evlenmelerine müsaade etmiyorlardı. Hatta Amerikalı bir yüzbaşı görevli bulunduğu kıtanın Türk albayı ile bile konuşmaya tenezzül etmediği, doğrudan doğruya Genelkurmay ile konuşmak istediğini o günlerin gazeteleri yazarak hayretlerini dile getiriyorlardı. Hatta gazeteler şunu yazıyorlardı, Amerikalılar kendi menfaatlerine, yani Ruslara karşı bizi kullanmak için bizimle müttefiklik kurmuşlar, fakat biz onların nazarında ikinci dereceli insanlardık.
Reklam
Nazizm-Stalinizm mukayesesi
Bizleri sorguya çeken (Major) Binbaşı Hills adlı birisiydi. Hatta benimle konuşurken neden gönüllü birlikler kurduğumuzu ve kendi devletimiz olan Sovyetler Birliği'ne karşı savaştığımızı soruyordu. Kendisine şunu söyledim: "Vesikalarımızdan da öğrendiğiniz gibi biz Rus değiliz ve vatanımız da Rusya değildir. 1550 senesinden itibaren Rusya 16 milyon kilometre kare büyüklüğünde olan Türk yurtlarını bugün düşman oldukları Alman subay ve silahlarının yardımıyla istila etmiş ve bizleri köle haline getirmiştir. Ordularımızı dağıtmış, subaylarımızı, münevverlerimizi yok etmiş, bizi bölüp parçalamış, okullarımızı kapatmış, münevver yetiştirmemizi yasaklamış ve vatanımızın servetini yağmalayarak alıp götürmüştür. Barış anında bizden asker alarak eğitmemiş, silah taliminden uzak tutmuş, harp başladığı zaman ise milyonlarca Türkü toplayarak kısa bir eğitimden sonra Almanların önüne cepheye sürmüştür. Bunun da maksadı imha edilmemizdi. İşte biz kurtulmayı beklediğimiz bir zamanda Almanlar Rusya'ya savaş açtılar. Bu bizim için kurtuluş savaşı demekti. Almanlar yalnız Rusları yenecek değillerdi. Savaşı kazandıkları takdirde biz de kurtulacaktık. Rusya'nın yenilmesi bizim, vatanımızın ve milletimizin kurtulması demekti. Biz beşyüz seneden beri Rusya'nın yenilmesini ve bizlerin kurtulmamızı beklemiştik. Eğer bizim yerimizde siz olsaydınız, siz de bizim yaptığımızı yapardınız," dedim ve daha sonra da şunu ekledim. "Eğer Ruslara karşı siz savaşsaydınız biz sizinle müttefik olarak Ruslara karşı savaşırdık." Bu cümleme tebessüm eden Albay, şunu sormaktan da kendisini alamadı. "İtalya'da bulunan askerleriniz bize karşı savaşırken muhakkak bizlerin Ruslarla müttefik olduğumuzu, onlara yardım ettiğimizi düşünerek savaştılar değil mi?" Kendisine şunları söyledim. Albayım siz Rusları ve bugünkü komünist rejimi tanımıyorsunuz. Rusları yenilgiden kurtardınız. Fakat kendiniz için Almanlardan daha tehlikeli bir düşmana yardım ettiniz. Dikkat buyurunuz bir müddet sonra Ruslar sizden ve İngiltere'den neler isteyecekler? Hatta komünistliği içinize sokarak sizi yıkmaya çalışacaklar. Bugün Avrupa'yı kurtaralım diyerek Almanlara açtığımız harple Avrupa'yı aşağı yukarı Ruslar'a teslim etmiş durumdasınız. Bakınız Yunanistan hariç bütün Balkanlar komünistleşmiş ve Ruslarla birleşmiş duruma gelmiştir. Baltık sahillerindeki Estonya, Litvanya ve Letonya'yı Rusların işgâlini kabul etmiş bulunuyorsunuz. İkinci Dünya Harbi'nin başlama sebebi olan ve Almanların istilasından kurtulması için harbe girdiğiniz Polonya'yı da Ruslara armağan ettiniz. Madem Polonya'yı istila altına vermekte mahzur görmeyecektiniz, bıraksaydınız Alman istilası altında kalsaydı. Çünkü, Almanlar hiçbir zaman Polonyalıları Almanlaştırmayacaklardı. Polonya lisanı Almancaya hiç bir yönden benzemeyen bir lisandı. Fakat Rusça ile Polonyaca aynı lisanın değişik şiveleridir. Ruslar, Polonya okullarını kapatacaklar, Polonya ağzıyla konuşmayı yasaklayacaklar. Gençleri uzak başı elli sene içinde Rus ağzına bağlayacaklar ve Polonya adi artık tarihi bir tabir olarak kalacaktır. Bunun dışında Çeko-Slovakya'yı da Rus işgaline terk ettiniz. Çeko-Slovaklar da Slav ırkından ve Ruslarla akraba bir millettirler. Onların lisanı da Rusçaya çok yakın bir şivedir. Ruslar Polonyalılara yapacaklarını aynen Çeko-Slovakya'ya da yapacaklar. Macaristan'ın da Rus işgaline verdiniz. Bununla da kalmayarak Oder ırmağı ile Neisşa ırmağına kadar binlerce senelik Alman vatanını Polonya'ya vererek Slav ırkının, Slav lisanını Orta Avrupa'ya getirdiniz. Bugün Berlin'in ikiyüz kilometre batısında bulunan bütün Alman topraklarını Rus işgali altına verdiniz. Avrupa'yı Rus istilasından yüzyıllarden beri koruyan Prusya'yı ortadan sildiniz. Evet Hitlerin Nazi ve yüksek ırk teorisi insanlık için bir yüz karasıydı ve Alman milletinin lehine bir teori değildi. Bunu herkes kabul ediyor. Hatta Almanlar içinde de çoğunluk münevverler dahi Nazi ve yüksek ırk (Ober Mansch - Yüksek ırk veya insan) teorisinin aleyhindedir. Almanlar bile bunun sakat olduğunu kabul ediyorlar. Fakat komünist teorisi Nazi teorisinden binlerce defa tehlikeli bir teoridir. Yüksek Irk teorisi diğer milletleri Almanlardan aşağı ırk saydığından, Alman olmayan milletler, içlerinde Almanlara karşı nefret ve kin duyacaklar ve bunun örneği bugün ortadadır. Almanlar'ın işgal ettikleri memleketlerin hiç birisinde Almanlara karşı sevgi ve bağlılık yoktur. Herkes Almanlara nefret ve düşmanlık duygusu içindedir. Fakat bugün Avrupa memleketlerinin hiçbirinde, hatta siz Amerikalılarda bile Rus komünistliğine karşı nefret bulunmamaktadır. Halbuki Fransa'da, İtalya'da, Hollanda, Danimarka ve Belçika'da işçi ve köylüleri bırakalım, münevverlerin çoğunluğu Stalin'e, Kremlin'e ve Moskova'ya büyük bağlılık duyuyor. Bakınız, Fransa seçimlerini azımsanmayacak çoğunlukla komünistler aldılar. Avrupa devletlerinin hepsinde komünistlik kendisine köklü bir yerleşme imkanı bulmuştur. Şimdi Rus işgaline verdiğiniz Balkanlarla doğu Avrupa ülkelerinde Marksizm, Leninizm, Stalinizm okutulmaktadır. Rusların bizlere yaptıklarını işgal ettikleri memleketlerin münevverlerine, milliyetçilerine ve Rusluğu veyahut komünistliği kabul etmeyenlere tatbik edecektir. Sizlerin ruhunuzun bile duymayacağı bir baskı uygulayacaklar. İtiraz edenleri veya komünistliği kabul etmeyenleri Sibirya buz çöllerine sürecek ve imha edecekler. Tıpkı otuz seneden beri bizim münevverlerimizi imha ettikleri gibi... İngilizler ve siz Amerikalılar çok büyük hata yaptınız, Amerikalı olarak siz Avrupa'yı tanımıyorsunuz. İngilizler ise Avrupa'nın durumunu çok iyi biliyorlardı. Rus komünist tehlikesinin ne demek olduğunu otuz seneye yakındır en iyi inceleyen İngilizlerdi ve İngilizlerin başında Çörçil gibi büyük şöhret sahibi, tecrübeli, Birinci Dünya Harbinin galip liderlerinden biri bulunuyordu. Almanlar'ın yenilgisinden sonraki Rus komünist felaketini Amerikalı devlet adamlarına açıklayabilecek bir insandı. Fakat o da gerekeni yapmadı. Bugün Avrupa'nın yarıdan fazlası Rus işgali altındadır. İşgal altındaki Almanya, Çekoslovakya, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, şeklen müstakil devlettirler. Hakikatte ise bunlar Sovyetler Birliği'ni teşkil eden Ukrayna, Letonya, Litvanya, Estonya, Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan ve diğer kukla Sovyet Cumhuriyetlerinin durumuna düşmüş sömürge devletleridir. Bunlar Moskova'nın ve Politbüronun ve Stalin'in emirlerinin dışına çıkmak istedikleri takdirde Kızıl Ordu hemen memleketi yakıp yıkacak ve kendilerine kafa tutan, müstakil devlet gibi hareket etmek isteyenleri Sibirya'da can çekiştirecektir. Nitekim birkaç yıl sonra dediklerim birer hakikat oldu. Macaristan "müstakil devletim" dediği zaman Rus tankları Macaristan'ı bir baştan bir başa yakıp yıktı. Binlerce vatanseveri öldürdükten sonra, on binlercesini de Sibirya cehennemine sürdü. Kendi ırkından olan Çekoslavakya bağımsız devlet olduğunu söylediğinde (1967) yine Rus ordusu, tanklar ve zırhlılarla girerek Çekoslovakya'yı cehenneme çevirdi. Polonya'da Rusların yaptığı mezalimi Almanların yapmadığı bir hakikatti. Binlerce Polonyalı subayı Katyn ormanlarında kurşuna dizerek, toplu mezarlara gömen Almanlar değil Ruslardı. Bu hakikatler kendini gösterdiği zaman acaba Amerikalı istihbarat albayı Hills benim yıllar önce söylediklerimi hatırladı mı? Fakat bu bir hakikat ki, harpten sonra Amerikalı ve İngilizler hayal kırıklığına uğramışlardı.
304 syf.
·
34 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Üstümdeki tozu, pisliği atıp kendime gelme amacıyla okuduğum, Şamanlık ile ilgili yazılan en kapsamlı kitaplardan biri. Verilen bilgiler son derece ufuk açıcı, genel anlamda konuyla alakalı bir aydınlanma yaşıyorsunuz; en azından benim kadar cahilseniz. Şamanlığın; ne olduğunu, ne olmadığını öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Malum, Avrupalılar her halta ortak olmak istedikleri için, her iyi olanı kendilerine atfetme peşindeler. Cadılar ve Şamanları birbirine eş değer nitelikte göstermeye, veyahut şamanlığın aslında gerçek anlamda zamanında Avrupa'da yaşandığını falan iddia etmeye kalkarlar, belirli bir azınlık etmiştirdir de. Şamanistler dünyayı gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç kısma ayırırlar. Gökte, “yukarıdaki dünya”da, Ülgen adı verilen Gök Tanrı ile ona bağlı iyi ruhlar vardır. “Orta dünya”da yeryüzünde, insan yaşar. “Aşağıdaki dünya” yeraltı, ise Erlik ile ona bağlı kötü ruhların meskenidir. Şamanlık aydınlık gökle, karanlık yeraltı ikiciliğine dayanan bir anlayıştır. Şamanizm, insanın ve dünyanın özel bir tasarımını içerir. Dünya üzerindeki, hemen hemen her yerindeki kandaş toplulukların Şamanizm ile birbirlerine derin bir şekilde bağlı oldukları aşikar. Japon şamanlar olsun, Türk şamanlar veyahut Avusturalyalı şamanlar; belirli farklılıklar olmakla birlikte temelde aynı kültürü oluştururlar. Mesela, Tatarların bir kısmı özellikle Hakasya Türklerinin hemen hemen tamamı Şamanist’tir. İskandinavya, Moğolistan, Yakutistan, Kazakistan ve Kore gibi ülkelerde de Şamanist topluluklara rastlanmakta. Sayıları gittikçe azalmakla birlikte günümüzde yaklaşık yedi yüz bin kadar Şaman olduğu tahmin edilmekte. Bir şamanla tanışmayı çok isterim, zira sadece iyi taraflarını biliyorum. Diğer yandan, çok özeller. O kadim hisleri tatmak, felsefelerini öğrenmek... en büyük hayallerim arasında. Nasıl yollardan geçtiklerini bizzat öğrenmeliyim (çünkü merak), zira sadece belirli bir eğitimi almak kişiyi şaman yapmaz. Şamanlık doğuştan ve kaçınılmaz bir özelliktir. Tüm Şamanlar ruhlar tarafından seçilmiş olduklarını ve Şamanlık seçiminin kişisel iradeye bağlı olmadığını belirtiyor. Hatta kimi zaman kişide tanımlanan bir takım belirtilere göre yapıldığını ifade ediyorlar. Mesela, bir bebeğin altı parmaklı doğması. Bunun dışında hastalık gibi bir nedenle uzun süre klanından uzak kalan kişi daha sonra ortaya çıkarsa da şaman adayı olarak kabul ediliyor. İÖ 15-13 bin yıldan kaldığı tahmin edilen resimlerde Şamanizm’in en eski motiflerine rastlanmıştır, fakat arkeolojik olarak 20-30 bin yıl öncelere dahi dayanmakta olduğu kanıtlanabilir. Zira Arkeolojik buluşlar bunu savunur. Haliyle oldukça köklü geleneklere sahip Şamanlık. Türklerin inanışlarında bugün bile Şaman geleneğinin izlerini görüyoruz: Ağacı kutlu saymak; çocuklara uzun ömürlü olması için dualar etmek, adaklar sunmak, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için Yaşar, Durmuş, Duran, Satılmış, Satı gibi isimler koymak; çeşitli nedenlerle türbelere adak adamak; dilek ağaçlarına çaput bağlamak gibi adetler, muska ve kurşun dökme ve nazar değmemesi için tahtaya ya da bir zemine vurmak veya üç kere vurmak. (Yöreden yöreye değişiyor.) Hepsi Şamanizm mirası, Anadolu'ya göç ederken beraberimizde getirdiklerimiz. Şamanizm'e inanan bütün halkların temel inancında tanrı-doğa-insan üçgeninde sürüp giden kopmayan bir bağlantının bulunduğu inancı görülür. Bir tanrı insana doğrudan buyruk göndermez, gerekli yasakları koymaz, onu hayatın zevklerinden mahrum etmez. Belirli ruhlar ile insanlarla iletişime geçer, doğruyu ve yanlışı ona gösterir. Bu raddede ise, Şaman'a ihtiyaç duyulur, ruhlarla insanlar arasında iletişim kurar. Hala Orta Asya'da halk arasında bir din unvanı taşımaktadır. Bazı araştırmacılara göre ise tam anlamıyla din sayılmamasına rağmen dine doğru bir gelişme evresi olarak görülmüştür. Kimi araştırmacılar da Gök Tanrı ve Yeraltı Tanrısı ve bunlara bağlı ruhlara dayanan bir din olarak kabul ederler. Fakat Fuzuli hocaya göre, Şamanizm’in bir din olarak değil de insanın anlamlandıramadığı olgular için bir açıklama yöntemi ve buna bağlı olarak da bir inanç sitemi olarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır. Etimolojisi hakkında da kısaca bilgi vermek isterim; ilk olarak 13. yüzyılda kullanılmış olan "şaman" sözcüğünün eski Türkler tarafından kullanılmadığını bilmeliyiz. Eski Türkler Kam sözcüğünü kullanırlardı. Genel anlamda bir cinsiyet belirtilmezdi, fakat belirli bir süre sonra Anahan ve Babahan dönemleri gelip çattığında, Kam Ana ve Kam Ata olarak belirtilmeye başlanmış. Kam denildiğini, Eski Çin kaynaklarından öğreniyoruz. (Şamanların varlığına ait ilk bilgiler 6. yüzyıl Çin kaynaklarından elde edilir.) Şaman kelimesinin etimolojik kökeni üzerinde yapılan çalışmalar bu terimin Tunguzcadan Rusça yolu ile Batı bilim dünyasına geçtiği bilinmektedir. Shaman olarak çevrilmiştir.
Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı
9.0/10 · 49 okunma
1 yorumun tümünü gör
Kazakistan ve Kırgızistan'ın farklı siyasi alanlar olarak ortaya çıkmasına neden olan "Kara Kırgız" ve "Kaysak Kırgız" tanımlarının yapılması da yine 1919 yılına denk gelmektedir.
Reklam
Ceditçilikten mülhem düşünceler
Türkistan'da ceditçilik neden ortaya çıktı? Hangi şartlar ve temeller hocaları, alimleri, askerleri benzer ülkülerde bir araya getirdi? "Yenilik" nefestir. Tekamül durmaz. Ceditçilik, Türkler nefslerine ve öz kültürlerine zulüm etmesinler, istiklal sahibi olabilsinler diye ortaya çıktı. Kuzey Afganistan ve Mısır Özbekleri'nde, selefi gruplarda silah altına giren Uygurlar'da kaçgöç (haremlik selamlık) varken, Özbekistan'da, Kazakistan'da, Kırgızistan'da, Türkmenistan'da, Tacikistan'da niçin yok? Kamuda kadın erkek ilişkileri niçin sağlıklı? Elbette sırf ceditçilik demek tafsilatı epey geniş meseleyi basite indirgemek olur. Ancak başat sebep ceditçilik. Afganistan on yıllardır kadın ve kız çocukları için cehennem. Erkek çocukları için de. Süleyman Demirel'in başbakanlığı döneminde, perde arkasında Afganistan'daki Özbek, Türkmen ve Hazaraları, Türk kimliğinde birleştirecek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti model alınarak kurulacak bir Türk Devleti için girişimde bulunulmuştu. Kadim toprakları nazenin yarin bahçesine dönüştürebilecek, insanın insan onuruyla yaşayabileceği, beluça, peştuya, tacike de can olabilecek nefes, üflenemedi. Afganistan ibret laboratuarı gibi memleket. Millet olamadı. Yangından kaçarcasına göç ediyor halkı. Bak ölç biç, Türkiye'yi düşün.
1 yorumun tümünü gör
Reklam
2
87
870 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42