• Kitabın satın alınmasını teşvik etmek amacıyla, çarpıcı kelimeler içeren kitap isimlerinden uzak durmaya çalışıyorum aslında. Bu nedenle "Türk Peygamber" ifadesini rafta görsem almayı kesinlikle tercih etmezdim. Bir arkadaşımın okumam için getirmesinden dolayı O'nu kırmamak için okuduğumu öncelikle vurgulamak isterim.

    Tarihi roman tarzında yazılmış bu kitabı, edebi açıdan, roman tarzı ve sürükleyicilik anlamında (beklentimin üzerinde) başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Yazar konuyu ve karakterleri sürekli bir bütünlük içinde ve heyecanı koruyarak kitabın sonuna kadar başarıyla taşıyor. Birçok kitapta rastladığımız zaman zaman tekrara düşme ve bıkkınlık hissinden uzak bir anlatım tarzı olduğunu söyleyebilirim.

    Yalnız içerik hakkında aynı olumlu ifadeyi kullanamayacağım. "Bir Türk Peygamber" in tarihte Hanif dini akaidi üzerinde uyarıcı olarak gönderilmiş olduğu fikri kitabın ana temasını oluşturuyor. Buna dayanak olarak vurgulanan "124.000 Peygamberin gönderilmiş olduğuna dair" hadis-i Şerif ve Türklerin Gök-Tengri dininde domuz etinin yasak olduğu gibi argümanların gönderilen peygamberlerden birinin Türk olduğuna delil olarak gösterilmesi son derece temelsiz göründü bana. Sadece bir kurgu olarak edebi açıdan değerlendirilebilir.

    Bununla birlikte, yazarın ciddi bir ön-çalışma ile geçmiş peygamberler ve Hanif dinini aktarma konusunda başarılı olduğunu ve ayetlere yapılan ithaflarda dini akaide vakıf olduğunu kabul edebiliriz.

    Benim açımdan kitabı okumakla elde ettiğim en somut bilgi; Issık Tiginine ait olan altın elbisenin 3000 yıl toprak altında kaldıktan sonra 1970 yılında Kazakistan' da bulunmuş olması ve elbisenin halen Alma-Ata Devlet Müzesi'nde sergilenmesi oldu.

    Son olarak söyleyebileceğim; Tarih yönüyle başarılı, akaid açısından sorunlu, üzerinde çok çalışılmış, edebi açıdan kayda değer fakat kurgudan ibaret bir eser olduğunu ve bütün olumlu ve olumsuz yönlerine rağmen okumaya değer bulduğumu belirtmek istiyorum.
  • Son aylarda, eğitim dilini değiştirerek Türkçe'yi yok etme planı uygulanmasında büyük bir hızlanma fark edilmektedir. Hatırlayalım ki bir ülkenin eğitim dili tümüyle yabancı bir dile çevrildiğinde o ülkenin kendi dili bir buçuk nesil sonra yok oluyor. Yakın tarihten örneklerini vermiştik. İlk önce, babalar kendiçocukları ile kendi dillerinde konuşamaz oluyorlar, Kazakistan'da, İrlanda'da, Cezayir'de olduğu gibi... Sonra, eğer uyanıp uyandırıp tedbir alan aydınlar çıkmazsa o ülkenin, milletin adı bile tarihten silinip gidiyor. Hani nerede Hititler, Likyalılar, Keltler? Ama sadece dilini, inanç ve kültür kimliklerini , devletleri olmadığı zamanlarda bile korumasını bilmiş olan 5000 yıllık kavimler hâlâ duruyor.
  • 19-20. yüzyıl Kazakistan'ı hakkında çok güzel hazırlanmış bir kitap. Alaş Hareketi gibi önemli siyasi olayları detaylı ve belgeli olarak anlatır. Doğal olarak Kazakistan'ın modernleşmesi Rusya'yı taklitle olmuştur. Türkiye'nin modernleşmesinin daha çok Fransa'yı taklit etmesi gibi. Rus modernleşmesi konusunda da detaylı bilgiler bulunabilir kitapta. Kazakistan ile ilgilenenlere tavsiyedir.
  • Son aylarda, eğitim dilini değiştirerek Türkçe'yi yok etme planı uygulanmasında büyük bir hızlanma fark edilmektedir. Hatırlayalım ki bir ülkenin eğitim dili tümüyle yabancı bir dile çevrildiğinde o ülkenin kendi dili bir buçuk nesil sonra yok oluyor. Yakın tarihten örneklerini vermiştik. İlk önce, babalar kendi çocukları ile kendi dillerinde konuşamaz oluyorlar, Kazakistan'da, İrlanda'da, Cezayir'de olduğu gibi...
    Sonra, eğer uyanıp tedbir alan aydınlar çıkmazsa o ülkenin, milletin adı bile tarihten silinip gidiyor. Hani nerede Hititler, Likyalılar, Keltler? Ama sadece dilini, inanç ve kültür kimliklerini, devletleri olmadığı zamanlarda bile korumasını bilmiş olan 5000 yıllık kavimler hâlâ duruyor.
  • Tengir Ordo, 2000 li yılların başında Kırgız milletvekili Dastan Sarıgulov tarafından kurulmuş kültürel bir harekettir. Hareketin ilk önemli faaliyeti 9-12 Kasım 2003 yılında düzenledikleri uluslararası "Altay Halklarının Dünya Görüşü: “Tengricilik” kongresidir. Bu kongrede başta Orhun Kitabeleri ve Yenisey bölgesinde bulunan arkeolojik bulgular ışığında bazı akademik analizler yapılmışsa da kongre daha çok Altay halklarının ortak kültürel geçmişi üzerine odaklanmıştı. Kırgızistan'ın ilk Türkologları sayılan ve Orhun alfabesi hakkında Akademik çalışmalar yapmış Konkobayev and Sıdıkov da kongrede konuşmacı olarak yer almıştır. Gök Tanrı inancı ve Kam/Şaman geleneğinin mistik yanından çok felsefi ve kültürel yönü tartışılan kongrenin organizatörü Sarygulov konuşmasında Tengricilik (Tengrizm/Tengrianizm) felsefesini insanlık için diğer ideoloji ve felsefelerin hepsinden daha faydalı bulduğunu, çünkü bu ideolojilerin insanlara yıllar içinde hiçbir şey kazandırmayıp sadece hem doğa hem insanoğlu üzerinde tahribatlar yarattığını söylemiş, doğanın artık insanoğlunun kaderinde hiç olmadığı kadar etkili olduğuna değinmiştir. Ona göre gelecekte doğanın tahribatı yüzünden meydana gelecek sorunların çözümü ancak bu antik inancın felsefesine dayanarak (doğa ile tam bir uyum içinde yaşamak) bulunabilirdi. (Diğer konuşmalarda da ara ara hem komünist hem kapitalist ideolojilerin doğa ve insan üzerindeki tahribatı bu bağlamda değerlendirilmiştir.) Bir diğer konuşmacı Nurgül Osmanova da küreselleşmenin yeni modernleşmeye başlamış Kırgız toplumunda meydana getireceği sorunların ancak kültürel anlamda öze dönüş ile aşılabileceğini belirtti.

    Kongrenin ardından derneğin çalışmaları akademik boyutta devam etti. Özellikle Hakasya ve Sakha bölgelerinden gelen akademisyenlerle ortak etkinlikler düzenleyen hareketin esas ivme kazanması 2005 yılında Dastan Sarygulov'un milletvekili seçilmesi ile oldu. Bu dönemde Akayev'in tam desteği ile Moğolistan 'da bulunan Golomt Şamanist Araştırmalar Merkezi ve Astana'daki Türk Akademisi de dâhil birçok ünlü kurum ile beraber çalışmalar başlatıldı. Özellikle Nursultan Nazarbayev'in de desteğini aldıktan sonra Kırgızistan sınırları dışına çıkarak Türk Dünyasında yayılmaya başladı.
    Bugün Tengricilik alanında en yetkin araştırma merkezlerinden biri sayılan Tengir Ordo teşkilatı, sadece felsefi veya dini değil aynı zamanda siyasi bir harekettir. Görüşleri seküler ve fundamentalist Pan Türkizm olarak tanımlanabilir. Sibirya’dan Macaristan'a kadar tüm Altay halklarının ortak kültür mirası etrafında birleşmesini savunur; bu da ancak yıllar içinde diğer toplumlarla etkileşim sonucu gelişen coğrafi kültürel farklılıkların öze dönüş yoluyla aşılması ile mümkün olacaktır. Tarihte farklı sebeplerle sürekli savaş halinde olan yüzlerce boy ve kabileler, aslında aynı atalardan gelen ve aynı kültürü paylaşan tek bir halkın bugünkü temsilcileri, artık farklılıklar değil ortak noktalar üzerinden yola çıkarak hareket etmelidir.

    90’lı yıllarda Tataristan'da ortaya çıkan Bizneng Yul akımından etkilenerek kurulan diğer Tengrist gruplarla beraber Kırgızistan'da yaklaşık 500.000 civarı üyesi olduğu sanılmaktadır. Başta Mamas ve Celalabad Üniversitesi olmak üzere üniversite gençliği ve entelektüel çevrelerde hızla yayıldığı bilinen teşkilat, Kazakistan'da da son derece aktiftir. Bunun dışında diğer Türk cumhuriyetleri ve Rusya'daki otonom Türk devletlerinde de faaliyet göstermekte, özellikle bu inancın halen canlı olduğu iç Sibirya Türkleri ile orta Asya arasında önemli bir köprü vazifesi görmektedir.
    Teşkilatın özellikle Kırgızistan'da paramiliter yapılanması olduğu bilinse de bu yapı henüz gün yüzüne çıkmamıştır.

    Nursultan Nazarbayev ve Almazbek Atambayev de dâhil birçok siyasetçi tarafından desteklenen teşkilat son yıllarda Rusya'da Türk bölgelerindeki yerel siyasetçilerinden de sık sık destek görmeye başlamıştır.

    Not: Tengir Ordo "Tanrı'nın Ordusu" değil "Tanrı'nın Halkı" anlamına gelir. Ordo/ Orda kelimesi birçok Türk Lehçesi ve Moğolca'daki özgün anlamı ile kullanılmıştır.

    ~ Alıntı ~
  • "Oğuz Yabgu Devleti'nin subaşısı görevini sürdüren Selçuk Bey'in Samânilerin sınırındaki Cend şehrine (bugün Kazakistan'da) yerleşmesinin, zamanla dünya tarihinin en önemli devletlerinden birisinin temellerinin atılmasına yol açan bir süreç ve Anadolu'nun bir Türk yurdu haline gelmesiyle sonuçlanacak göçün ilk adımı olacağını hiç kimse tahmin edemezdi. Selçuk Bey, Cend'e yerleşir yerleşmez İslam dinini kabul etti. Selçuklular, bölgedeki Samâniler, Karahanlılar ve Gazneliler arasında bölgenin hâkimiyeti konusunda yapılan siyasî çekişmelere ve bazı ittifaklara o dönemde ailenin reisliğini yürüten Arslan Yabgu vasıtasıyla dahil oldular. Babaları Oğuz Yabgularına karşı giriştiği savaşta şehit olduğu için dedeleri Selçuk Bey tarafından büyütülen Çağrı ve Tuğrul kardeşler, günümüzden 1000 yıl önce, Horasan bölgesinde yaşadıkları siyasi baskıdan bunalınca kendilerine yeni yurtlar aramaya karar vermişlerdi. (Amcaları Arslan Yabgu'nun otoritesini kabul etseler de ondan bağımsız hareket etmişler ve amcalarının aksine kaos ve ittifaklardan mümkün oldukça uzak durmaya çalışmışlar ancak en sonunda böyle bir karar almışlar.)"
  • Geçen yıllara ve ilerleyen yaşına rağmen enerjisinden ve merakından hiçbir şey kaybetmeyen profesörümüz Martin Mystere, bana göre heyecan yüzdesi ortalamanın üzerinde olan güzel bir macerasıyla karşımızda. Bu sefer karşı karşıya olduğumuz komplo ve gizem arkeoloji ve bilinmeyen uygarlıklara değil, bilakis oldukça yakın bir tarihe dayanıyor. ABD'nin SSCB ile kıyasıya mücadele ve yarış içerisinde olduğu nükleer deneylerin ve uzay araştırmalarının ilk yıllarına. O dönemde SSCB egemenliği altındaki geniş toprakları kullanarak nükleer denemeler yapmaktadır. Özellikle Kazakistan'ın Semipalatinsk step bölgesinde kayda geçmiş 450'den fazla nükleer bomba denemesi ne yazık ki bölge ve insanları üzerinde pek çok kalıcı etki bırakmış. Sovyetlerin, 1947lerde başlayan bu deneyleri sırasında insan hayatına yönelik etkileri minimize edeceği önlemleri aldığını söylemek maalesef mümkün değil. Hikayemizin ana teması da bu sayısız nükleer denemelerden biri sırasında meydana gelen bir anomalilik üzerine kurulmuş. Patlamalardan etkilenen bir grup insanın hikayesi günümüzde ABD'de devam etmekte. ABD gizli servisinden bazı karanlık kişiler çoktan rafa kaldırılmış bazı deneylerin sonuçlarının ortaya çıkmaması için cinayetlerine devam etmektedirler.

    Kurgu ile gerçek olayların harmanlandığı maceralarının çok daha başarılı olduğu düşündüğüm bu çizgi romandan öğrendiklerime gelince:
    - Sovyetler Birliği ve ABD nükleer patlama deneyleri yaptıkları yıllarda, bu deneylerin yapıldığı bölgelerin yakınlarında yaşayan yüzbinlerce insanın radyoaktif etkilere maruz kalmalarına neden olmuşlar. Dönemin sorumlu yöneticileri, bunu gizli tutmak için cinayet işlemekten çekinmemişlerdir.
    - 1950li ve 60lı yıllarda ABD zihin kontrolü üzerine yoğun çalışmış hatta uzaya attıkları ilk uydulara insanların zihinlerini etkileyebilecek (gerekirse insanlara istem dışı telkinlerde bulunabilecek) cihazlar yerleştirerek deneyler yapmışlar.
    - 1985te ABD Anayasa Mahkemesi zihin kontrolüne yönelik her türlü deneyi yasaklayıncaya kadar bu çalışmalar devam etmiş.

    Rahatlıkla tavsiye edebileceğim güzel bir macera.

    NOT: Çizgi romanı küçük görmeyin. Çocuklarınıza okutun. Cep telefonu, tablet ve internet oyunlarından çok daha zararsızdır...