Gökyüzünde dağınık bulutlar vardı, hava soğuktu,
ısırıcı bir rüzgar esiyordu dağlardan. Avluda horozlar
ötüyor, insan ve hayvanlar uyanıyorlardı yavaş
yavaş. Öküzler günlük yorucu işlerinin başına
gitmişlerdi.
Arkamdan biri seslendi: ‘Nereye koşuyorsun Francis, nereye kaçıyorsun? Asla kurtulamayacaksın?’ Dönüp arkama baktım, kimseyi göremedim. Koşmaya devam ettim. Birazdan sesi tekrar duydum: ‘Francis, Francis, sen — şarkı söylemek, eğlenmek ve kızları baştan çıkarmak için mi dünyaya geldin sadece ?’