Kazım

Gökyüzünde dağınık bulutlar vardı, hava soğuktu, ısırıcı bir rüzgar esiyordu dağlardan. Avluda horozlar ötüyor, insan ve hayvanlar uyanıyorlardı yavaş yavaş. Öküzler günlük yorucu işlerinin başına gitmişlerdi.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne güzeldi yola çıkışımız o sabah!
Her insanın, dinsizin bile et ve yağ tabaklarına bürünmüş kalbinin derinliklerinde Tanrı vardır. Seni de çağıran içindeki Tanrı'dır.
Arkamdan biri seslendi: ‘Nereye koşuyorsun Francis, nereye kaçıyorsun? Asla kurtulamayacaksın?’ Dönüp arkama baktım, kimseyi göremedim. Koşmaya devam ettim. Birazdan sesi tekrar duydum: ‘Francis, Francis, sen — şarkı söylemek, eğlenmek ve kızları baştan çıkarmak için mi dünyaya geldin sadece ?’
«Uçurum mu,» diye bağırdım, «bu mudur yolumuz?» «Evet uçurum. Bütün yollar toprağa yönelirler, uçurum Tanrıya götürür insanı. Atla!» «Yapamam pederim.» «öyleyse git evlen ve dertlerini unut,»