'Baban, yapacak bir şey bulamadığı, hiçbir tutkusu, inanacak hiçbir putu kalmadığı için sıkılmaya başladı bu dünyadan, ama ben daha hala bir şeyler yapabileceğimi düşünüyorum, en azından düşlüyorum; işlerimi bitirmedim bu dünyada gibi geliyor bana, onun için yaşıyorum!'
En azından merak diye bir şey vardır, değil mi evlat? İnsan, en azından kedilerden ibret almalı. Her yere, her şeye burunlarını sokarlar mübarek hayvanlar. Bizimkiler de sözümona insan! Ama yok, ne gezer! Yaşamasını bilmiyor bu millet! Akşam oldu mu, tavuklar gibi erkenden yatsınlar. Tek satır bir şey okumasınlar. Tek bir şey düşünüp de kafalarını yormasınlar!
Yalnızlıktan yakınanlardan değildi Seyit Amca. Kendi işini kendi görür, konuşacak kimse bulamazsa, kendi kendisiyle konuşurdu. Her şeyi olduğu gibi kabul etmek gerektiğini söylerdi. Başta kendisi, herkesle biraz alaycı bir tarzda konuşur, yaşamı fazla ciddiye alanlarla da önemsemeyenlerle de dalga geçerdi.
En küçük duygusal bağlarına bile böylesine önem veren bir ölümlü, nasıl aşabilirdi kendisini? Koza örer gibi çevresinde durmadan yeni bağlar arayarak, o kozanın içinde kendisini durmadan yeni bağlarla bağlamaya kalkışarak...