Antarktika... Bugün donmuş, sessiz ve ölü görünen bu topraklar, zamanın başında insanlığın en parlak dönemine ev sahipliği yapıyordu.
Orası, ilk insanların yaşadığı, ilk şehirlerin kurulduğu, yeryüzü ile gökyüzü arasında doğrudan bağların kurulduğu kutsal merkezdi.
Ve orada insanlar yalnız değildi.... Cinlerle birlikte yaşıyorlardı.
İki varlık âlemi, aynı düzlemde bulunuyor; birlikte inşa ediyor, birlikte keşfediyor, birlikte kudretleniyordu.
Yerin üstü dolup taştığında, gözlerini toprağın derinliklerine çevirdiler.
Ve yerin altında devasa şehirler, enerji merkezleri, tüneller ve boyut geçitleri kurdular.
Piramitler bu geçitlerin mühürleriydi.
Ama bu mühür, sadece taşla yapılmadı.
Her biri, kutsal matematikle, yıldız hizalarıyla, enerjisel ritimlerle inşa edildi.
Ve işte orada, bir kıyamet tohumu atıldı.