"Hayatın sıkıntılarından, kahrından ve velvelesinden herkes yakınıyor ama hayatı düzene sokmak, her şeyi daha iyi hale getirmek için hiç kimse bir şey yapmak istemiyor. Hepimiz bu hayatı bir köşeden seyreden izleyiciler gibiyiz, sanki her birimiz her şeyin ve herkesin yargıcı olmak üzere görevlendirilmişiz. Herkes büyük işler, büyük insanlar ve büyük mutluluklar peşinde, herkes bunlara susamış vaziyette ancak kendilerini ve çevrelerinde olan bitenleri sıradan bayağılıkların, kalın kafalılıkların ve beyhudeliklerin ötesine bir milimetre bile olsa geçirmeyi pek azı düşünüyor."
Bilimsellik olmadan, bilime sevgi beslemeden, bilimsel bilgiye susamadan ne bilim yapılabilir ne de bilim insanları yetiştirilebilir. Benzer bir kıyas yaparsak, sanatsallık olmadan, sanatsal his olmadan, güzelliğe ihtiyaç duyulmadan sanat da olmaz.
Önce bilimsellik, sonra bilim. Önce sanatsallık, sonra sanat.
Bilimsellik ve sanatsallik, bilgiye ve güzelliğe susamışlık topraksa, bilim ile sanat ise bilimselliğin ve sanatsallığın toprağında yetişen çiçeğin özüdür."
"Çünkü miadi manen dolmuş okullarımız çağdaş fikirler vermek yerine kuru ve sıkıcı okul formüllerinin ölü tozunu serpiyor öğrencilerine. Bilgiye susamışlık uyandırmıyor. Ders kitaplarında bilimselliği uyandırmıyor. Bilimi anlamayı ve bilime kıymet vermeyi öğretmiyor onlara."
"Bu konuda Lev Tolstoy'un çok güzel bir öğüdü var: 'İnsan hayatında görülen aşırı kargaşanın asıl sebeplerinden biri herkesin hayata iyi atılmak istemesi, ancak kimsenin hayat kurmak istememesidir.' Herkes hayattan küçük de olsa bir parça koparmak ister ama hiç kimse hayata ne katacağını aklından geçirmez. Bencil, eşkıya, sömürücü ve parazit olarak hayata atılırlar. Hayatın anlamını bu parazitlikte görürler."