Danimarka prensi Hamlet’in; babasının amcası tarafından öldürüldüğünü öğrenmesiyle başlayan hikaye, bir intikam hikayesi gibi görünmesine rağmen aslında çok farklı bir durum üzerinde yoğunlaşıyor.
Shakespeare insan zihninin kendi kendini nasıl felce uğrattığını bu kitapla çok güzel yansıtmış.Çünkü Hamlet’in savaşı aslında amcasıyla değil,kendi düşünceleriyledir. Hamlet gerçeği bilmesine rağmen sürekli düşünür,sorgular ve harekete geçmekte gecikir.
‘’ Bütün nedenlerim,isteğim,gücüm ve imkânlarım varken,hâlâ neyi bekliyorum’’ derken aslında kitap boyunca kendine kızıyor. Bu kararsızlık aslında tembellik değil. Aksine, fazla bilinç. Ve belkide mükemmel zamanı beklemek dediğimiz şeydir bu,bende ve de çoğumuzda fazlasıyla olan.
‘’ Fazla ölçüp biçiyorum yapacağım işleri
Kılı kırk yaran bu duraklamanın,
Dörtte biri akıl,dörtte üçü korku.’’
Ve Hamlet kendince intikam zamanını beklerken kendini deliliğe vurur belki de gerçekten delirir sürekli düşünmekten, sorgulamaktan. Ölüm gerçeğiyle yüzleşir. Sorguladıkça, sordukça şu kanıya varır ki’’Oyun bittiğinde şahta piyonda aynı kutuda olur.’’ Anlamaz, insanın karşısında bu gerçek varken yaptıklarını.Anlam veremez bir türlü bu iktidar hırsına,yalanlara,arzulara,dalaverelere…
Hamlet bu bekleyiş sürecinde yanlış hareket etmesi sonucu çok fazla hata yapar ve oyun trajediye dönüşür.
Çünkü en başta Ophelia olmak üzere çok fazla kişinin canı yanar. Ve Opheila…
Güzel,masum,saf Ophelia. Erkek egemen düzeninin ezip yok ettiği kırılgan,aşık kadın. Hamlet’e olan karasevdası, babasının ölümü derken,bunları kaldıramayan bu güzel kız sonunu belki de kendi getirir.
Kral,anne,danışman.. Oyunun içindeki her bir karakter sistemin belli bir kesimini eleştirir.
Sevmedim dememe gibi bir lüksüm yok.Shakespera gibi büyük bir usta için