“Ama hayat böyleydi, illa bir yerde insana hiç istemediği soruları sorduruyordu, daha kötüsü bazen insan kendini iyi hissedeceği cevaplara inanmayı istese de inanamıyor; saf, çıplak, en hakiki gerçeği bulmak istiyor ama gerçekle yüzleşmeye de gücü yetmediği için arafta kalıyordu.”
...o fotoğraf çekilirken gerçekten mutluyduk. Özel bir nedeni yoktu, sebepsizce mutluyduk. Mutluluk zaten böyle bir şeydi, bazen sebebi olmayan, göz kırpışı kadar çabuk geçen anlardan oluşuyordu.
Dünyanın güvenilmez bir yer, insanların da içinin karasını göstermeyen varlıklar olduğuna ilişkin yoğun eğitimimi çok küçükken almıştım. Ama aldırmamıştım, insanın insana güvenmesi gerektiğini, bizimkilerin her şeyi olduğu gibi bunu da abarttıklarını, yaşadıkları tesadüfi kötü örnekler nedeniyle böyle düşündüklerini düşünüyordum.
Ama insanın bilinciyle bildiği ile içinin bildiği çoğu zaman aynı olmuyordu.
Mantıklı olanın doğru, mantıksız olanın yanlış olması gerekmiyordu.