İnsanların onayını Rabbimizin rızasının önüne geçirmek, depresif bir haleti ruhiyedir. Kendisini iyi hissetmesi, diğerlerinin ona nasıl davrandığına bağlı olan birinin, başka türlü olması nasıl beklenir? Yüzümüzü, özümüzü var edene çevirip, ondan başkasına minnet etmediğimizde, ulaşacağımız huzurun bir hediyesi de evvelce sürekli bizi kırdığını düşündüğümüz insanların, aslında sadece kendi özlerinin gereğini yapıp durduklarını ve bunun bizimle hiçbir ilgisinin olmadığını görmek olacaktır.
Elimizdeki imkanları en çok yakınımızdakiler bilir, görür. Onlardaki kıskançlık ve haset duygularını, sevdiğimiz şeyleri onlarla paylaşarak kısmen gidermiş, ayrıca göz hakkı denilen insanlık görevini de yerine getirmiş oluruz. Buradaki bir inceliğin de şu olduğunu düşünüyorum: İnsanın sevdiği bir malını, mesela bir bahçesini/mülkünü, değeri olan bir eşyasını yakınındaki birine vermesi, gözünün görmediği uzaktaki birine vermesinden daha büyük bir vazgeçiştir. O kıymetli malı yakınlara vermek demek onu sürekli göreceksin,demektir. Düşkün olduğun o şeyden bir defa değil her gün vazgeçmek demektir. Bunu da hatırda tutmak gerek.