Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.
Ölümsüz eser "Anna Karenina" bu cümlelerle başlıyor.Şu ana kadar okuduğum kitaplar içinde çok az kitap, bu kadar güçlü bir girişle başlıyordu.Sade ama bir o kadar vurucu...
Kitabı ikinci kez okuyorum.Henüz bitmedi ama kitap üzerine konuşacak şey var, ki zaten tek bir paylaşım kitabı anlatmaya yetmez.Bu paylaşımımda neden "Anna Karanina" yı okumalıyız?Bir kitap nasıl olur da bu kadar okunur?19.yy da kendi dönemini, o dönemin insan ilişkilerini , aşk hikayesini anlatan bir eserin yankısı nasıl günümüze değin ulaşır?Bu soruları cevaplandırmaya çalışacağım.
Öncelikle Tolstoy'u sadece bir edebi kişilik olarak değerlendirirsek çok eksik değerlendirmiş oluruz.Edebiyat,sosyaloji,psikoloji, felsefe,din, ekonomi hatta tarım gibi çeşitli alanlarda bilgi sahibi olan çok yönlü biri.Kitapta bu konulardaki düşüncelerini "Levin" karakteriyle seslendirmiş.Levin adeta romanda Tolstoy'un düşüncelerinin ete kemiğe bürünmüş hali olmuş.Romanı okurken şöyle bir hissiyata kapıldım.Sanki Tolstoy bilge bir kişi olarak karşımda oturmuş, sohbet havasında; insan ve insana dair her şey üzerine anlatıyor, ben de dinliyorum.İnsanlığa dair her türlü hali anlatırken de hiçbir karakteri yargılamadan, "iyi" ya da "kötü" sıfatlarını yapıştırmadan anlatarak tüm karakterleri ilmek ilmek işlemiş.Tarafsız bir şekilde öyle psikolojik tahliller yapmış ki kimseye kızamıyorsunuz, herkesi anlayabiliyorsunuz."Ben yüreğimin sesine göre yaşıyorum, başka türlü yaşayamam, sizse kurallara göre yaşıyorsunuz." diyen Anna'yı haklı bulmuyor belki ama anlayabiliyorsunuz.Keza "İnsanlardan kurtulmanın tek yolunun yaralarını onlardan gizlemek olduğunu biliyordu." diyen Aleksandroviç' in içinde bulunduğu ruh halini tam olarak