• Yaklaşıyor bir son hepimize. Yaklaştıkça anlıyor insan biraz. Yavaş yavaş vehmediyoruz geleceği. Sonsuzluğu bakiyi düşünmeye başlıyoruz. Mezardaki kırkayağı düşünmeye başlıyoruz. Bundandır artık namaza başlasak mi sorusu. Herşey gidiyor , bunu görmek yıllar alıyor. Bunu vehmetmek. Örneğin çok sevdiğiniz bir yakınınız vefat ettiğinde. Birde cenaze yikamasina vs girdiyseniz. Yardım ettiyseniz hocaya yıkarken sararken kefene. Tabi size hiç korkutucu ürkütücü gelmiyor. Sadece agliyorsunuz bolca. Hatıralar canlanıyor gözünüzde. Ne güzel insandı diyorsunuz. Neler yaşadı neler gördü ne cenderelerden geçti. Ama işte yaşı erdi ömrü yetti ve bir gün bitti. Burada uzunca yatıyor huzurluca. Arkasından herkes güzel konuşuyor bu güzel birşey öyle bir omur yaşamak.

    İşin özü şu , geldik ve gidiyoruz. Zaman durmuyor. Faniyiz, dünyada fanı kalıcı değil. Küçük hesaplara değecek , onlara vakit harcayacak bir yer değil. Zamanımız kısıtlı sınırlı. Dolu şeylerle uğraşmak gerek bu yüzden. Vaktini değerli şeylere manası büyük şeylere vermek gerek. Bunu kendi nefsime ruhuma söylüyorum öncelikle. Güzel şeyler biriktirmeli velhasıl. Ölümle ölmeyecek dostluklar iyilikler ,. Bizden sonrada yaşayacak olan güzel fikirler, üretimler . Bunu şiar edinmeli , yaşarken önceliğimiz bu olmalı.
  • 98 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Deneme türüne ait olan son kitabım “insan insanın geleceğidir” sonunda çıktı. Bu konuda biraz hasbihâl edelim diyorum. Kitap taslağını yayınevine göndermeden önce kendime defaatle sormuştum bunu: bu yazılar okuyucusunun karşısına çıkmak için kendilerini hazır hissediyorlar mı? Zira deneme türü bir yazarın en büyük becerisidir. Ya da beceriksizliği.

    Çünkü deneme yazmak için veri tabanınızın dişe dokunur dolulukta olması gerekir. İçinde bilgi olmadan akıl neyi öğütecek? Deneme yazmak demek, arşivi sürekli karıştırmak demektir.

    Denemeci hakikatli bir yargıç gibi ortada durup adaletli olmalı. Akıl bütün ideolojilerin, inanç ve geleneklerin üzerinde durursa gereksiz duygusal tehlikelerden de uzak durmuş olur.

    Benim için öğrenmenin bir diğer yolu da deneme yazmaktır. İlkin kendimle konuşurum. Bu süre kimi zaman saatlerce sürer. Bilgiyi bilgiye ulayıp yeni çıkış yolları keşfederim. Öğrenmenin bir başka adı da düşünmektir benim için.

    Gel gelelim bu kitapta ne bulacağınıza. Evlilik, aşk, kadın, yoksulluk, inanç gibi konularda yazılmış elli dokuz tane deneme yazısı. Yani insanı ve toplumu ilgilendiren; cüretkar, kırılgan, ateşli, alaycı ve en çok da bilimsel bir eser.

    Günay Aktürk
  • Özlüyorum çocukluğumu..
    Mahalleye gelen salıncakçı amcanın yanında sıraya girmeyi, seksek oynamada profesör olduğum için (!) :) tüm mahalleyi oyuna çağırmayı :), reçelli ekmeğimle beş taş oynamayı, arkadaşlarım evde olmadığında abimin yanına gidip 10 kişilik erkek futbol takımına 11.olarak girmeyi özlüyorum :) (Topu bana çok atmazlardı, düşerim diye korkarlardı :) Yaz tatilinde köye gideceğiz diye her gün hayaller kurmayı , tetris ve mario oynamayı, akşam ezanı okunsa dahi dışarıda kalmak için anneme yalvarmayı özlüyorum.
    Ama en çok neyi özlüyorum biliyor musunuz?
    “O zamanki bakışımla, insanların sadece temiz kalpli, iyi niyetli tarafını görebilmeyi özlüyorum.”
  • Evet bir geceyi daha sırtımıza yükleyip, sabahının umut dolu ışıklarını bekliyoruz.Bilmiyoruz ki sabah belki güneşli belki bulutlu belki de kar yağışlı... Beynimiz sabah kar kış kıyamet desede kalbimiz, ruhumuzla arkadaş olmuş sabah güneşli diyor. en sıcak gün ışığı göz kapaklarını açtığında seni bulacak diyor, umutla gözlerini kapıyor, duayla dilini sakinleştiriyorsun.
    Başını yastığa koyduğunda bugünde birşeyler eksikti diyorum, bugün de mutlu değilim, bugünde isteklerimin hiçbiri gerçekleşmedi, bugünde hüzünlüydü kalbim, sükut ilişse de dilime kalbim sürekli hasbihal halindeydi. Mutlu değildim, 5 güzel isteğimin sadece 2 tanesine kavuştuğum için.3nü beklemekle geçiriyorum. Niye bekliyorum onu da bilmiyorum.
    Sonra diyorum, bir isteğime daha kavuşacağım, başka bir istek çıkacak önüme. Yine istek sayım sabit kalacak. Ee o zamanda mı mutlu olmayacağım.o zaman ne yapmalıyım.her halde mutlu olmalıyım, mutlu olmayı başarmalıyım. Sabah uyandığımda bugün mutluyum diye kırk kez tekrarlamalıyım.kırk kez tekrarlarsam olur mu dersiniz ?
    Sabah uyandığımda ilk yapmam gereken mutlulukla gözlerimi açıp yürüyeceğim. yolda yürürken kendi kendine konuşana deli derler bilirim fakat nedense ben hep kendimle konuşur, yoluma kendimi yoldaş edinirim. Dert anlatıp deva bulurum,dert anlatıp dert edinirim,yeri gelir derdimi devasız bırakırım. Bunca açlık, susuzluk, yetimlik öksüzlükle sınanlar varken derdime dert dediğim için de kendimden utanırım.
    Geceye bir notta bizden olsun, bugünkü notum; "şükür olsun."
    " Alıntı"
  • bunca hengâmenin, telaşın içinde oturup kendimle hasbihâl edememek bana zulüm.
  • bir alaz göğe inandım
    başakların gecede akan hışırtısına bir de
    anla beni ayışığı
    kentler tükürdüm beton ve çelik soluyan akşamlarda
    söktüm omzuma takılan apoletleri
    meczupluk hırkasını yakıştırdım eğnime
    bir mezar çukuru sayarak yatağımı
    her gece kendimle ölerek hesaplaştım
    ey çağ
    bütün aşkların taşladı beni

    türlü türlü kapısı var şu insan yüzlerinin
    ahşap-teneke-çelik -plastik
    samimiyet kurt kapmış kuzunun artıkları
    mermer gülüşlerle hasbıhal etmenin acısını bildim
    bütün karanlık gecelerde
    sizin hiç bilmediğiniz bir dildim
    sadece inlemeler-azap çığlıkları -ölümle yaşam arasındaki o kanlı
    o korkmuş
    o ürkek sözleri okudum
    acısı bataklık insanların alnında
    onları dokudum yalnızca
    ama isyanla
    öfkeyle
    hınçla
    bu yüzden sayın bayım
    sevişmelerim sayılmayacak kadar azdır ömrümce
    dışarıda ay olurdu ve bahçemde güller şakırdı çılgınca
    o zaman ben hep bir ağlayışın vadisinde çıkış arayan mecalsiz yolcu olurdum
    çoğaldıkça çoğalırdı içimin yırtıkları


    kitaplar ve sayfalarca akan düşünce
    ben onların arasında kuru bir otum belki
    sesim geçmiş kafilelerden kalan ocak külleri
    yalaka mevkiler
    haksız makamlar
    son model ön model arabalar atlar
    limitet komandit anonim evlilikler
    ey çağ
    sanki umurumda gibi
    bütün değerlerin dışladı beni

    giderek daha çok benziyorum alıç ağaçlarına
    tek başına yaşayan kaya kartallarına
    eski bir ağlamanın yankısıyım ıssız dere yataklarında
    bir koyakta yardan ayrı düşene benziyorum
    bir dağın yamacında pusulanana
    ama isyanla
    öfkeyle
    hınçla
    sanırım insandan başka bir şeyim artık
    yağmur gözlü çiçek yüzlü çocuklar bir tarafa
    hiçbir yüz ifadesi tanıdık değil
    betondan yontulmuş gülüş
    ruhunu kaybetmiş söz
    yalnızca binlerce yıl önceden bir adamın
    kara taşa yonttuğu gül kabartması
    yurtsuz bulut - yoldaş rüzgar -yar yağmur
    deli ayaz -gebe çamur…

    Allahın her akşamı
    duvarlaşmış yüzleriyle evine dönen işçiler
    avurdu yer göçüğü ırgatlar
    geçinemeyen memurların demir parmaklık takılmış gözleri
    çiğnenerek-sancıyarak-acıyarak sürüklenen
    sayısız köle
    insanlıktan ötelerde bir yerde yaşıyorum sanarak
    körelten karanlıkta soluk alan bir beden
    her soluk öle öle

    bu yüzen sayın bayım
    artık yırttım reçetelerini
    mutluluğa –insanlığa –adalete yazılan
    derisi kavlamış gök
    sırtı yağır yer
    arasına sığmayan öfke ve keder
    tükürmüşüm suratına sizin aşklarınızın
    tartılı dostluklarınızın mostluklarınızın
    varsın bir kuru yaprak ömrüm
    düştüğü yerde kalsın
    hiç kimse ardımdan üzülüp ağlamasın

    yüreğimi en eski devrimcinin kayrağında biledim
    ne ömrün kısalığı – ne yarsiz kalmak
    çok insandan çok şey katar hayata bir çalı
    bu soytarılar panayırı- şaklabanlar curcunası
    su yerine içilen insan kanı
    tükürmüşüm bütün putlarına-değerlerine-ey çağ
    katlettiğin kim varsa yandaşım
    bütün düşmanların yoldaşım olsun
    varsın o büyük umut bizden de sonraya kalsın

    doğuştan cürümlü aşıktım
    ta başından çobanın o yaralı kavalı
    yara yara akıp giden bir yanık bozlak
    kanadı kırık turna
    boynu vuruk gül dalı
    korunaksız hedef kadar açıktım
    iyi ki taşladın beni
    iyi ki dışladın
    ey kanlı çağ
    iyi ki ben senin insanın olmaktan çıktım
    -Adnan Durmaz
  • 142 syf.
    ·3 günde·Beğendi·6/10
    Birkaç ay önce netteki bir haberi okuduğumda; Dücane Cündioğlu’nu okunacak yazarlar listemin başlarına ekledim. Zamanın Aile Bakanının engelli çocukları ziyarete gittiğinde minicik yüreklere uygun gördüğü hediyenin çerçeveli Cumhurbaşkanı ve Başbakanın fotografları olmasına verdiği derin, cesaretli ve bir o kadar hassas bir kalemin tepkisiydi haberin konusu… Her şeyden önce bir insan olarak, bir anne olarak, meslektaşı olarak kızgınlığıma, menfaatine secde eden zihniyete duyduğum öfkeye, ve dahi yüreğimin tarif edemediğim tepkisine tercüman olduğu için teşekkürler borçluyum Dücane Cündioğlu’na …

    Cenab-ı Aşk ilk okuduğum eseri yazarın. Bence Cündioğlu okumak Alzheimer hastalığını engelleyecektir zira okurken o kadar beynimi zorladım ki, ciddi başağrıları yaşadım diyebilirim:) Uzun zamandır bu kadar düşünerek okuduğum bir kitap olmamıştı.

    Görünürde kelime ancak içinde kocaman cümleler içeren, anlamak ve sindirmek için bir cümlede 5 dakika tefekkür ettiğim sonu üç noktalarla biten satırlar. Kendim de edebi ve yazı hayatımda çok sık kullanıyorum cümlelerin sonunda çoklu noktaları. Anlatılmak istenenin, hissedilenin çok yoğun olduğundan kelimelerin kifayetsiz geldiğini ve belki de noktaların yardımcı olduğunu düşündüğümden muhtemel…

    Kitabı okumaya başladığımdan beri daha az konuşur, daha çok susar oldum. Kendimce yazarın yaptığı gibi kelimeler üzerine tefekkür seanslarına başladım. Kendime daha çok zaman ayırma, kendimle hasbihal etme, kendimi dinleme , tanıma ve sorgulama yapmak adına güzel bir adım oldu bu kitap. Okuduklarımı sindirip, zihnimi biraz dinlendirdikten sonra yazarın diğer kitaplarını biran önce okumayı planlanlıyorum.

    Tasavvuf ve felsefeyi çatışmadan, ahenk içinde buluşturması bence çok başarılı yazarın. Belki de en başta kendini sorguladığı için paylaştığı eleştiriler itici ve rahatsız edici değil bence. Ama derin, içten, hassas,ve oldukça gerçek…

    Kitabın -kendini bilen Rabbini bilir mesajını – özellikle vurgulayarak, kendini tanımak isteyen ya da dünyevi kalabalıklar içinde kendini unutan herkese tavsiye ediyorum.