– Gitti...

– Sen ne yaptın?

– Hiçbir şey

– Hiçbir şey mi?

– Ağladım sadece. Önce sessiz sessiz ağladım, ses çıkartmadan ve gözyaşlarımı akıtmadan; sonra bağıra bağıra ağladım. Bazen sadece gözlerimle bazen de bütün vücudumla sarsıla sarsıla.

– O ne yaptı peki?

– Bana mı?

– Sana, kendisine... Neden gitti yani?

– Bilmem... Gitmesi gerekiyormuş. Kafası karışıkmış, kendini iyi hissetmiyormuş benim yanımda.

– Sevmiyor muymuş seni?

– Seviyormuş aslında, ama kafası karışıkmış işte.

– Tutsaydın ellerinden, bırakmasaydın. Gözlerini gözlerinden kaçırmasına izin vermeseydin. O zaman gidemezdi belki.

– Denedim. Ama beceremedim. Gücüm yetmedi.

– Ama böyle de olmaz, gidelim hadi...

– Nereye?

– Kimsenin kimseyi üzmeyeceği bir yere. Üzüntünün tedavülden kalktığı bir yere. İnsanların ağızlarından çıkan her sözün doğru olduğu, sevmenin gerçekten sevmek anlamına geldiği bir yere...

– Var mı öyle bir yer?

– Var... Ama biraz uzak. Üstelik geri dönmek de mümkün değil.

– İsterdim. Ama... Gelemem.

– Neden?

– Beklemem lazım.

– Onu mu?

– Evet.

– Gelir mi? Döner mi tekrar?

– Bilmem...

– Neden bekliyorsun o zaman?

– Belki gelir. Belki ne olursa olsun umudumu kesmediğimi, ağlamamın vazgeçmek demek olmadığını, eğer geri dönerse yaralarını iyi edebileceğimi fark eder. Yalnız kalınca içi acır belki onun da. Eksikliğimi hisseder. Ensesine dokunmamı, saçlarını okşamamı ister belki. Belki gelir... Gel der belki...

– Ya gelmezse?

– Beklerim ben. Usul usul beklerim. Ses çıkarmadan, sadece yağmurlu havalarda ağlayarak beklerim. Hem ya gelirse.

– Haklısın. O zaman gelmiyorsun benimle?

– Hayır...

– Hoşça kal o zaman.

– Bakalım...

“Beklemek”
(ALINTIDIR)

Cemal Süreya
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. 
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. 
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin 
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık 
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı 
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü 
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti 
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz 
Sanki hiç olmamıştı 

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu 
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar 
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların 
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek 
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken 
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti 
Çünkü iki kişiydik 

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya 
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız 
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu 
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük 
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde 
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra 
Sonrası iyilik güzellik.

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Cemal Süreya

Ömer Gezen, Genç Werther'in Acıları'ı inceledi.
17 May 15:37 · Kitabı okudu · 1 günde · 1/10 puan

Linç edilme ihtimalim var ama olsun...
Dünyanın en boş ve gereksiz kitabıdır kendisi.
Bence kitabın ismi Genç Werther'in Ahmaklıkları olsa daha güzel olurdu.
Kitabı beğenmeyip nefret etme seviyesine gelme nedenime gelirsek ki çok fazla sinirlendirdi beni bu kitap.
Ölüm ve intihar hakkındaki araştırmalarıma katkı sağlasın diye okuduğum kitabın ana karakteri saçma bir nedenden dolayı intihar ediyor. Bir kadın seni sevmek zorunda değildir. Niye bu kendini küçültme çabaları...
Demek istediğim o ki çok büyük bir beklenti ile başladığım bu kitaba hayal kırıklığı ile veda ettim. Beni tatmin etmeyen bir kitap olmasının yanında En sevdiğim yayınevi olan İş Bankası'nın böyle bir kitabı da nasıl Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisine koyduğuna şaşıyorum!
Bir insana bağlanabilirsin, aşık olabilirsin ama hiçbir zaman bu kadar salakça davranmamak gerekir bence.
Hayattan hiçbir şekilde anlam çıkaramayan birisinin bir kadın yüzünden intihar etmesini aklım almıyor.
Neyse kitap hakkında fazla konuşmak istemiyorum konuştukça sinirlerim bozuluyor.
Okumak isteyen herkese kolay gelsin.
Herkese iyi okumalar dilerim...

Seni Sevmek
Öyle bir sevdimki seni,
Hiç yarın olmayacakmış gibi.
Metaforik bir intihardı bu aslında
Kuyudaki yusufun yalnızlığını anlamaya çalışmasıydı
Sana ortak olmak, hayata sence bakmak gibi bir şey bu
Seni sevmek...
Tozdan dumandan sıyrılmasıydı yüreğimin.
Gecenin hüznünden sıyrılıp güneşin umuduna bırakmasıydı kendini.

Ali osman akış

inci, bir alıntı ekledi.
16 May 15:01 · İnceledi

İnsan sevmek ne demek olduğunu unutuyor da beni seviyorlar diye kendini avutuyor!

Ayaşlı ile Kiracıları, Memduh Şevket Esendal (Sayfa 160 - Bilgi)Ayaşlı ile Kiracıları, Memduh Şevket Esendal (Sayfa 160 - Bilgi)

Subhanallah!
Hasan gibi sevmek

Burada yazdığım hadise gerçek bir olaydır ethem cebecioğlu hocanın bir konuşmasından alıntıdır ses kaydı mevcuttur. İnanıp yada saçma bulmak tamamen size bağlı beni son zamanlarda en etkileyen hadiselerden biri olduğu için sizlerle de paylaşmak istedim uzun ama okumanızı tavsiye ederim;

''bizim ankara'da hasan diye delikanlı çocuk ya 25 sene oldu yada 30 seneye yakın ama 30 sene falan oldu öyle hatırlıyorum. Yaşadığımız hatıramız. Hasan güzel bir çocuktu. yaşı 11-12 o civarda daha buluğa ermemiş. O sıralarda çağrı filmi vardı ve yaygındı. ilk ingilizce sonra arapça sonra türkçe 
versiyonlarını izledik insan etkileniyor Kaddafi tarafından çektirilmiş Antony quin başrol de oynadığı kaliteli bir yapım. Hz hamzayı anlatıyor Hz. Hamza'nın merkezinden yola çıkarak peygamber efendimizin hayatını kesit olarak sunmaya çalışıyor. İşte bu film çıktığında, Hasan'ın babası bana demişti ki; tabi hasan o zaman vefat etmiş babası bir hatıra olarak bana anlatıyor. Ailecek oturup çağrı filmini dvd koyduk ve izledik 3 saat falan sürdü hepimiz hüzünlendik, duygulandık bi heyecanlandık peygamberimizin hayatı mücadelesi, hz. Hamzan'ın vahşi tarafından şehit edilmesi  uhud , peygamberimizin çektiği çileler vs.
ondan sonra oğlum Hasan okuldan gelince her gün o videoyu koyuyor her gün izliyor cumartesi pazar günleri de sabah izliyor , akşam izliyor. ''Oğlum usanmıyor musun?'' diyoruz ''baba, peygamberimizi ben sevdim'' diyor. ''oğlum nasıl oldu?'' peygamber sevgisi o babacığım diyor anlatılmaz yaşanır'' izliyor ama her gün izliyor bıkmadan usanmadan.
ve sonrasında namaza başladı diyor babası izledi ve namaza başladı.. namaz kılarken annesine ''annecim başörtünü tak sende namaz kıl'' annesine de sürekli böyle söylüyor. ''anne namaz kıl, anne namaz kıl..'' Hasan'ın halleri değişti namazı öğreniyor, süreleri ezberliyor, bize anlatmaya çalışıyor ve her gün peygamberimizin hayatını bıkmadan izliyor.
bir gün baktık üstü başı toz içinde elbisesi yırtılmış efendime söyleyeyim halinden belli ki kavga etmiş birisiyle. sordum ''oğlum Hasan ne oldu sana'' baba dedi ''sınıfımızda bir arkadaşımızın vardı peygamberimize küfretti küfredince dayanamadım onu dövdüm o bana vurdu ben ona vurdum.'' ''oğlum sana ne dedim'' Hasan ''ben peygamberimize küfredilmesine tahammül edemem baba'' dedi.
ondan sonra ertesi gün hademe geldi '' Hasanın öğretmeni sizi istiyor ''dedi. okula gittik hanımla beraber ''Hasan arkadaşlarıyla kavga ediyor çocuğunuza sahip çıkın deyince üzülerek eve geldik Hasanın kulağını tuttum çektim. ''Hasan bir daha kavga etme oğlum öğretmenin bizi azarladı mahçup olduk.'' ama baba dedi '' peygamberimize küfrediliyor küfredilirse ben dayanamam ki ne yapayım'' diye ağlamaya başladı.
yine bu arada Hasan sürekli namaz kılıyor anneye babaya namazı teşvik ediyor. filmi de kesintisiz izlemeye devam ediyor. bir ara baktık, burnundan kan akıyor kafası yarılmış üstü başı toz içinde yine dayak yemiş halde eve geldi ''oğlum bu ne hal dedik'' bu sefer '' baba arkadaşlarımızdan bir tanesi Allah'a küfür etti dayanamadım onu dövdüm'' diyor. o da beni dövdü diyor bunun üzerine çok kızdım kalkıp vuracaktım kaçtı bunun üzerine 2 gece halasında kaldı sinirlerim geçince de halası getirdi anlaşma yaptık bundan sonra bir şey duymayacağım dedim ''baba ama daha öncekinde peygamberimize küfür etti dövdüm ayrı bir şey ama şimdi Allah'a küfür etti ben dayanamadım baba olursa bir daha döverim ben'' bunu bir çocuk diyor.

aradan 15 gün geçti Hasan grip gibi  bir rahatsızlığa yakalandı. Doktora götürdük ilaç verdi kullandık ama Hasan günden güne zayıfladı hastalığı arttı ve güçten  kuvvetten düştü. Tekrar doktora götürdük birde kan tahlili alalım dedi kan tahlillerinden sonra doktor dedi ki; şüphelendiğimiz bazı konular var daha ince bir tahlil yapacağız. daha sonra kan ölçümleri geldi. doktor; oğlunuz ileri düzeyde kan kanseri maalesef tedavisi mümkün değil. dedi
üzüldük yine de çare aramaya koyulduk kemoterapi oluyor ilaç kullanıyor vs o şu bu.. derken Hasan artık yatağa düştü. Arkadaşları, öğretmenleri ziyaret ediyor. Gözümüzün önünde oğlumuz eriyor yemek yemiyor, zayıflıyor, saçları dökülüyor. Kanser ilerliyor. O süreçte kitaplar okuyor annesine sürekli ''anne çorap giy bacağını açıkta bırakma, bileklerin açıkta gezme, başını ört, anne namazını kıl, baba sende kıl'' çocuk hasta, bizde hanımla beraber namaz kılmaya başladık ki gönlü olsun.
sürekli o süreçte peygamberimize salavat getiriyor bize de sürekli sizde salavat getirin onu sevin, Allah'ı sevin, Kuranı sevin diyor.

geceleri sabah namazına kalkıyor ışık uzun bir süre açık aklıyor  yatak odasından da anahtarın deliğinden ne yapıyor çocuk diye bakıyoruz hanımla. Sabah namazını kılıyor, kıldıktan sonra pencereyi açıyor elini  karanlığa doğru bir süre sallıyor bir şeyler söylüyor birisiyle konuşuyor gibi sanki ama biz duymuyoruz ne olduğunu ne yaptığını bilmiyoruz.
biz takip ediyoruz. bir gün iki gün üç gün böyle. Acaba çocuk ölecek, ölümü kaldıramaz aklını mı yitiriyor diye düşünmeye başladık. Yine o gece pencereden elini sallayıp bir şeyler söylerken içeri girdik '' Hasan ne yapıyorsun oğlum'' Hasan ''hiç baba '' diye inkar etti tekrar tekrar sorunca ''baba dedi sabahleyin sabah rüzgarı esiyor ya o esen sabah rüzgarına diyorum ki; ey sabah rüzgarı lütfen benim selamımı medine'ye yolun düşerse peygamberimize iletir misin? diyerek peygamberimize selam yolluyorum'' (Ethem hoca; hasanın babası nadir bey bana bunu anlattığında bende bir nokta olarak bu kaldı bende şimdi 30 seneden bu yana teheccüd namazında  penceremi açıp rüzgarla efendimize selam yolluyorum. kimi gülebilir, kimi tuhaf karşılayabilir benim hoşuma giden bu kıssadan bu oldu ben tasavvuf pr. ama öğretmenim 11 yaşında ki Hasan oldu benim)

ve Gasan artık ne yiyor ne içiyor içtiğini yediğini kusuyor kalkamıyor.
Bir gün sabahleyin Hasan yanımıza gelip dedi ki; babacım bu gece  çok ilginç bir olay yaşadım ama rüya değil çünkü rüya başımı yastığa koyarım uykum gelir uyurum gözümü de yumarım dalar giderim ve  rüyada bir şeyler görürüm. Ama bu öyle değil gözüm var ya bu iki gözümle gördüm bu olayı, belki inanmayacaksın ama babacım şu evimizin çatısı çatır çatır dökülüp ikiye ayrıldı gümbür gümbür sesler geldi ben deprem oluyor zannettim zar zor oturdum baktım yukarıdan iki kişi iniyor bembeyaz giyinmiş, başlarında sarık var ve sakalları da simsiyah gülerek yanıma geldiler. dediler ki; Hasan, biz melekleriz beni kucakladılar öptüler biri saçımı okşuyor biri sırtımı okşuyor çok mutlu oluyorum bana dediler ki; çok yoruldun Hasan seni bir gezmeye çıkaralım 3-4 aydır hep evdesin kendini iyi hissedersin. olur dedim biri bir elimden diğeri bir elimden tuttu göğe yükseldik.
sonra yukarı çıktık güzel yeşillik bir yere geldik burası neresi dedim burası cennet Hasan dediler hadi gezelim. Gezerken çok büyük  bir köşk gördüm önünde durduk bu ne dedim Hasan bu köşk, senin dediler. Hadi gel beraber gezelim. baba köşke girdim benimmiş o kadar büyük ki ucu bucağı yok orada oyuncaklar,arkadaşlar, hizmetkarlar, yiyecekler, içecekler her şey var çok mutlu oldum bana dediler ki; Hasan aşağıya inme burada kal bak şu inek senin (sembolik dilde deve nefs-i Merziye, inek nefs-i raziye, nefs-i mutmainne ise koyun olarak gözükür tabi çocuk o manaya geldiğini bilmiyor sığır görmüş demek raziye makamında) izin ver de ineğini keselim sen de ebedi olarak burada kal.
ben dedim ki olmaz ben annemi babamı özlerim onları isterim olmaz. Ama Hasan biz seni seviyoruz aşağıda hastalıktan acı çekiyorsun sana yazık oluyor burada kal diye ısrar ettiler. inek kesilecekmiş orada kalacakmışım anlayamadım baba ( nefsin ölümüne işaret ediyor)
ben istemedim o yüzden ineğimi kesmeyin dedim onlar da beni aşağı indirdiler. alnımdan öptüler ve gittiler çatı yine aynı gürültüyle kapandı.( ethem hoca; yakaza halinde görülen bir olay diye düşünüyorum ama anlatırken anne babasına canlı canlı her detaydan bahsediyor ve rüya olmadığı konusunda diretiyor). anne baba olarak anlamlandıramadık tamam oğlum dedik..

hasan yine yorgun ama sürekli efendimize salavat getiriyor misafirler geldiği zaman sürekli '' aman bakın namaz mühim namaz kılın ibadetlere önem verin, kavga etmeyin, dedikodu yapmayın bol bol sadaka ,zekat vermeyi Allah'ı peygamberi sevmeyi öğütlüyor.
sadece çorba mama türü besinlerle beslenecek hale düştü namazlarını yattığı yerden kılıyor durmadan dua ediyor. hep böyle uzun uzun aklımıza gelmeyecek güzel güzel dualar yapıyor.

derken bir sabah mamasını yedireceğiz baba anne dedi; bu gece de aynı o geçen sefer ki yaşadığım olayın aynısı yaşadım. Yine evimizin çatısı ayrıldı o iki melek aynı şekilde geldi beni sevip okşadılar epeyi sıkıntı çekiyorsun seni cennete götürelim mi dediler. onlara ama orada kalmak yok tamam mı dedim. onlar da seni zorla orada tutmayız dediler. Yine göğe yükseldik bu sefer daha yukarı çıktık o alan da ziyaret ettiğim köşk var bide baktım bu sefer onun yanında daha güzel daha büyük bir köşk daha var öbür ucunu göremedim süslü, parlak bambaşka bir şey hayret ettim bu kimin dedim? Hasan buda sana verildi dediler. Yine içini gezmek için girdik ama burada kalmam anneme babama gideceğim tamam mı dedim tamam dediler. içeride havuzlar, sular , şerbetler, benim gibi çocuklar var. Onlarla oynadım dünya da görmediğim yemekler vardı hepsinden yedim bisiklete bindim dolaştım, gezdim her taraf altın, gümüş, yakut ışıl ışıl epey bir gezdikten sonra melekler bana ; Hasan rahatladın mı dediler evet dedim yine ineğimi gösterdiler keselim mi dediler bende hayır annemden babamdan ayrılmak istemiyorum dedim tamam dediler yürümeye başladık köşkün dışına çıkmadan önce köşkün içinde kocaman bir kapı gördüm o kadar süslü ki merak ettim ; bu kapı kapalı nereye açılıyor diye sordum. bana dediler ki bu kapının arkasında çok büyük bir zat var ziyaret etmemizi ister misin evet dedim kapının üzerinde kulp yok, anahtar yok nasıl açılacak diye sordum onlar; bismillahirrahmanirrahim lailaheilallah  muhammedun rasulullah diyeceksin kapı açılacak dediler söyledim gerçekten de kapı açıldı. kapı açılırken içeriden bir ışık geliyor ama o kadar kuvvetli ki gözümü tuttum gözüm ağrımaya başladı bide mis gibi kokular geliyor her tarafım nur ışık içinde kaldı. Bir iki adım attım ışık biraz azaldı baktım büyük bir taht kralların oturduğuna benziyordu  biri oturuyor orada eli yüzü düzgün, tatlı, güzel, siyah sakallı muhterem bir zat. Bana tebessüm ediyor Hasan gel dedi o kadar güzel ki baba hayran kaldım içim ısındı hemen gidip yanına oturdum çenemi dizine dayadım sürekli yüzüne baktım gözümü ondan alamıyordum pırıl pırıl parlıyor hayran kaldım o ne güzellik.. o ne güzellik.. o bana bakıyor saçımı okşuyor bana Hasanım Hasanım diye sesleniyor. yüzüne bakmaya doyamadım bir süre o bana ben ona uzun uzun baktım ellerini tuttum pamuk gibi mis gibi kokuyor o kadar güzel bir insan ki hayatımda hiç öyle bir insan görmedim. En sonunda aklım başıma geldi efendim siz kimsiniz diye sordum; saçımı okşadı ah Hasanım dedi ben seni çok seviyorum her sabah namazını kıldıktan sonra pencereyi açıyorsun elini sallayıp sabah rüzgarıyla selam gönderdiğin biri var ya o selam gönderdiğin kişi benim.. sav..
aaa ya Rasulullah  sen misin deyip atladım boynuna sıkı sıkı kucakladım o da beni kucakladı sarmaş dolmaş olduk ah evladım Hasanım diye beni sevmeye başladı. bende ona sıkı sıkı sarıldım mis gibi kokuyordu kokusunu içime çektim anne kucağı gibi merhametli dönüp bana dedi ki; Hasan beni seviyor musun? dedim ki canım sana feda olsun ya Rasulallah seni seviyorum. o dedi ki; Hasan beni annenden babandan çok seviyor musun bende dedim ki; annem babam sana feda olsun seni annemden de babamdan da çok seviyorum. peygamberimiz; peki Hasan aşağıya annenin babanın yanına inmesen de benim yanımda kalsan hoşuna gider mi? gider ya Rasulallah kalırım. sav; ama anneni babanı özlüyorsun emin misin ? dedim ki; senin yanındayken annemi babamı kimseyi özlemem. bunun üzerine efendimizin bak ineğin burada duruyor izin ver onu keselim hep benim yanımda kal. olur dedim o iki melek ineğimi kestiler. Sonra peygamberimiz şimdi aşağıya in bugün öğlen ezanı okununca seni almaya geleceğiz dediler ve beni yanından ayırmayacağını söylediler. sonra aşağı indirdiler. Böyle bir olay yaşadım babacım ben bundan sonra peygamberimizin yanında yaşayacağım.

O gün anladım çocuk öğlen namazında vefat edecek rüya mı görüyor vaka mı yaşıyor bilmiyoruz ama yaşamış kendisine sorarsan rüya değil. Üzüldük ağladık... öğle ezanı okundu o sırada işte olmam gerekiyordu hanım telefon etti; Hasan ağırlaştı vaktim geldi diye sayıklıyor bize yatağımı kıble istikametine çevirin sırtıma yastık koyup beni biraz dikleştirin ayağı kalkamıyorum ama hiç olmazsa yatar vaziyette olmayayım diyor ve seni çağırıyor. koşarak gittim kucakladım ağladım baba dedi niye üzülüyorsun ben peygamberimizin yanına gideceğim. Bütün akrabalar toplandılar 40-50 kişi sürekli peygamberimiz gelecek beni alacak götürecek diyor. etrafındakilere sürekli birbirinizi kırmayın, gönül kırmayın,  peygamberi sevin namaza dikkat edin Müslüman gibi yaşayın,dine hizmet edin, evinizde yemek yedirin diye yaşından büyük biri gibi nasihat ediyor. birden baba diye bağırdı baba peygamberimizi gördüm bak geliyor beyaz bir ata binmiş görüyorum yanında 20 kişilik bir grup var geliyorlar görüyorum Elhamdulillah ben Rasulullaha kavuşacağım biz baktık kıble tarafına bir şey göremiyoruz Hasan birden hareketlendi yüzüne can geldi halbuki elini kolunu zor kaldırıyor bi dirilik geldi elini kaldırdı heyecanla elini uzattı geldi diyor yaklaştı.. şimdi  peygamberimiz ve arkadaşları eve girdi anne baba evimize geldiler dediği an ev zangır zangır sallandı biz deprem oldu zannettik bide baktık evin içerisi mis gibi bir kokuyla doldu o koku dünya kokusu değildi.. orada peygamberimize salavat getirdi hoş geldin ya rasulullah elini açtı ne olduğunu bilmiyoruz ama birden bire başı yavaşça arkaya gitti ve ruhunu teslim etti. vefatından sonra o koku 7 gün evden çıkmadı elbisemize dahi sindi taziyeye gelenler kokuyu sorup durdu.

işte rasulullah sevgisi.. bu olay beni çok etkiledi umarım size de dokunmuştur rabbim hasanın sevgisinden zerreler almayı ve bir an olsun oturup düşünmeyi nasip etsin... onu hakkıyla sevenlerden olmayı cümlemize bahşetsin ramazan-ı şerifiniz şimdiden mübarek olsun...

Sevgi sebep aramaz ki zaten, mesela ben seni seviyorsam illa bir sebebi mi olmalı? Peki sen beni defalarca kırsan bile sevgimden ne değişir ki? Ben seni sebepler için sevmedim ki sebepler için senden vazgeçeyim. Aşk bu işte... Sevmek için sebebin yokki sevmemek için sebebin olsun.. Tek yapman gereken ne biliyor musun, zamana bırakmak acını.. Başka şeylerle oyalanmak, kendini yaptığın işe adamak. Doğru, sen onu sevmeyi seçmedin ve sevmek seçim değildir. Ama bir insandan vazgeçmek bir seçimdir. Sen gitmesini istemediğin sürece gitmeyecek ve içindeki ses olacak, belki değişir dedikçe vazgeçemezsin. Bu senin içinde, bunun kararını sen vereceksin.
N.