Bu hayatta insanı yoran şey çoğu zaman yokluk değil, fazlalıktır. Fazla sevgi kendini unutturduğunda, fazla fedakarlık değerini düşürdüğünde, fazla güven hayal kırıklığına dönüştüğünde bunu en derinden hissedersin. Bir zamanlar sana iyi gelen şeyler, sınırlarını aştığında yük olmaya başlar.
Ölçüsüz verilen emek tükenmişlik olarak, ölçüsüz gösterilen sabır sessiz bir kırgınlık olarak, ölçüsüz kurulan hayaller ise gerçekle yüzleştiğinde derin bir acı olarak geri döner. Çünkü herşeyin fazlası, en güzel duyguların bile özünü bozar.
İnsan bazen kaybettiklerinden değil, tutmak için kendini tükettiği şeylerden yaralanır. Birini gereğinden fazla hayatının merkezine koyar, bir hedef uğruna kendini ihmal eder, bir günün geçeceğini unutup her şeyi sonsuz sanır. Sonra hayat gelir ve ona en zor dersi verir: Dengeyi kaybettiğin yerde huzuru da kaybedersin.
Zamanla anlıyorsun ki mesele ne kadar çok sevdiğin, ne kadar çok istediğin ya da ne kadar çok emek verdiğin değil; bütün bunların içinde kendinden ne kadar eksilttiğindir. Çünkü insanı en çok yaralayan şey, sahip olamadıkları değil, uğruna kendini kaybettiği şeylerdir. Ve hayat, ölçüsünü kaçırdığın her şeyi bir gün karşına çıkarır; bazen bir pişmanlık, bazen bir yalnızlık, bazen de geç kalınmış bir farkediş olarak.