Geri Bildirim
  • İlk olarak kitabın baskısından bahsetmek istiyorum. Kitap tamamı renkli olarak, parlak, kuşe kağıda basılmış. Kapakta görülen resimler gibi resim ve desenler yaklaşık 2-3 sayfa aralıkla kitaba yerleştirilmis ve hikayeye eşlik ediyor. Yanılmıyorsam çizimler de Clive Barker'ın kendisine ait. Kaliteli kağıt ve büyük ebatlar yüzünden sert kapak bu kitaba çok yakışırmış ama muhtemelen maddi sebeplerle Alfa karton kapağı tercih etmiş. Kitap o kadar ağırdı ki bazen keşke masada oturup okusam dedim.
    Konuya gelirsek klasik Clive Barker diyebiliriz. Bu adamın hayal gücü öyle farklı çalışıyor ki bulduğu farklı tiplerle okuyucuyu şaşırtmayı her zaman başarıyor. Kapak resminde bu tiplerin bazılarını görebilirsiniz. Ben özellikle 8 yüzlü John Mischief ve kardeşlerini çok beğendim. Bu arada kapaktan bahsetmişken ilginç bir nokta da kitap ismi Abarat'ın yazılışı; kapağa ters bakınca neden bu yazı karakterlerinin tercih edildiğini anlıyorsunuz.
    Hikaye bana sorarsanız Alice Harikalar Diyarında'nın Clive Barker tarafından yazılmış hali. Sizi bambaşka bir dünyaya alıp götürüyor ve heyecan hiç azalmıyor. Sayfalarda bolca resim olduğu için de bir anda kitabı bitiriveriyorsunuz. Kitabın sonunda bunun sadece birinci kitap olduğunu öğreniyoruz. Bakalım devamı gelecek mi? Ne de olsa Clive Barker kitapları Türkiye'de ancak 2-3 yıl arayla basılabiliyor.
  • "Primum non nocere" demiş tıbbın ağa babaları. Sadece tıp için değil de insani ilişkilerimizde de gerçekleştirsek keşke şunu. Öncelikle zarar vermeyelim birbirimize arkadaşlar. Fayda verip vermeyeceğimiz sonra tartışılacak bir konu :d
  • “Düşünme,pembe fili düşünme!” Yok imkansız illa ki düşünüyorum. Kişisel gelişim olmadığı net ki yazarın kendisi de bunu söylemiş zaten. Okuduğum yorumlara göre ilk kitabıymış yazarın, ben de bir arkadaş vasıtasıyla tanıştım Zeynep Selviliyle. Düşünceleri, yazdıkları çok güzel lakin keşke insan düşüncelerine sahip çıkabilse. Keşke o pembe fili düşünmesek. Dili anlaşılır, ve akıcı. Birçok insanın herhangi bir sayfasının herhangi bir cümlesinde kendini bulabileceğini düşündüğüm bir kitap. Kitaplarla kendi hayatımı bağdaştırmaya bayılırım ki çoğu kitap tamamen beni ya da hayatımı anlatır bana göre, bu kitap da o kitaplardan birisi. Teşekkürler Zeynep Selvili.
  • Bilenler bilir, bu bir kitap incelemesi değil aslında, bir dizinin yeni bölümünün incelemesidir.

    Öyle ki izleyen herkesin hayatına öyle bir dokunmuştur ki hepimiz Mecnun, Leyla, İsmail Abi, Baba İskender, Hırsız Yaviz veya Erdal Bağğal gibi hissetmiştir kendini.
    “Zaman döngüseldir.” dedi Ak sakallı.
    “Bir hayat en fazla kaç kere yaşanabilir ki?” diye sordu Leyla. “Üç” diye cevapladı Mecnun. Ve başladı kendi çölünde kaybolanların hikayesi...
    Bende çölümde kaybolmak üzereyken buldum Leyla İle Mecnun’u öyle bir benimsemişim ki şöyle dönüp baktığımda geriye ondan pek çok iz var hayatımda.

    Bazen uyusam, uyansam Mecnun olsam diye hayıflanmıyor değilim. Ak sakallı Dede girse rüyama dese ki;
    “Sen aşık olmuşsun evlat!”
    “Aşık mı olmuşum?”
    “Evet.”
    “O niye öyle oldu ki acaba?” diye başlasa hikayem.
    İskender Babam yaptığım onca haytalıklara rağmen hem baba hem anne olsa bütün yalnızlığını unutup.

    Şimbilli Erdal Bağğal, tuzluk filan ama idare eder sonuçta biraz cimri biraz da patavatsız da olabilir ama sonuçta baba yarısıdır, bir mahallenin atan kalbidir Bakkal.

    Yavuz Abi, önümde engel olan bütün kapıları açan adam. Öyle hırsız dediğime bakmayın en baba edebiyatçıya taş çıkarır. Kitap okur ve çok güzel şiir seslendirir mesela.

    Ve Leyla, aynaya bakınca gördüğüm kadın onun için herşeyi yapabilirim. Yaptımda uzaya çıktım gezegenler arası savaşlar kazandım. Ay’a çıktım. Dünyada Arabesk müzik isyanı başlatıp kazandım.

    Ve gelmeyeni beklemek, umudun timsali İsmail Abim.
    “Mecnun!”
    “Hooop!”
    “N’aptın?”
    “Neyi n’aptın?”
    “Su faturasını yatırdın mı diye sormuyorum. Yenge ile n’aptın?”
    “Aynı. Sen n’aptın?”
    “Napim Mecnun midemi yıkattım.”
    “Nasıl?”
    “Midemi yıkattım.”
    “Ne oldu da.”
    “Öyle bi’ iç dış temizleteyim dedim. O kadan iyi geldi ki mis gibi oldu.”
    Ah be İsmail Abim temiz düşüncelerin ruh bulmuş halisin. O gemi gelecek.

    Reklam Arası: Çay Erdal Bakkal’da içilir. Erdal Bakkal.

    Bu efsaneyi yaratan Burak Aksak diyor ki; “Kavuşamayan aşıklar çölde ararlar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar. 2+1 kombili.”

    Öyledir ya hayat kavuşmadıkça herşey lezzetlidir. Elde edilince bütün lezzeti acı da eritilir.

    Keşke bitmeseydi dediğimiz bir dizinin 105. bölümünü okudum ve yine bitti.

    “Belki başka bi’ zaman, başka bi’ yerde. Sonuçta yarım kalan her şey tamamlanmaya muhtaçtır.”
  • Keşke ben "Allah" kelimesinden başka, ağzından tek söz çıkmayan bir dilsiz olsaydım.
     
  • Zümer 26 "Keşke Bilselerdi!"
  • “Keşke” sözcüğü insanı küfüre götürür.. “kadere iman “ konusundaki bağımızı zedeler , olaması gerekiyordu ve oldu !