• Bu kitabı ilk kez lisede okumuştum ve o zaman kadar bir günde bitirebildiğim tek kitaptı. Çok etkilenmiştim... Aradan yıllar geçti ve lise yıllarımda bu kitabı okurken hissettiklerimi tekrar hissetmek istedim ve bunu da başardım.


    Marlo Morgan'ın bu eserini okurken kurgu mu yoksa gerçekten yaşanmış bir yolculuk mu olduğunu anlamak benim açımdan çok güç oldu. Ben kitapta anlatılanları gerçekmiş gibi kabul etmek bana oldukça keyif verdi.

    Yazarın Avustralya yerlileri olan Aborijinler ile yaptığı üç aylık yolculuk boyunca yaşadıkları son derece içten ve etkileyici bir şekilde anlatılmış. Kitabı okumaya başladığınız andan itibaren olaylar o kadar hızlı gelişiyor ve birbiri ile o kadar bağlantılı ki hiç sıkılmadan ve heyecanla bir solukta okuyorsunuz bu kitabı.

    Aborijinlerin insanları neden "mutant" olarak tanımadıkları ve kitabın adının neden "Bir Çift Yürek" olduğu son derece güzel bir şekilde anlatılmış.

    Bu kitabı okumadan önce Simyacı kitabını bitirdim ve ardından bu kitabı okumak inanılmaz bir keyfi verdi. Kesinlikle yediden yetmişe herkesin defalarca okuması gereken ve kütüphanenizde mutlaka bulunması gereken bir kitap.
  • Takım tutarız şampiyon olmaz...
    Siyasi parti tutarız iktidara gelmez...
    Aşık oluruz kavuşamayız...
    Birini severiz bize bakmaz...
    İskender yazar, okuyucu beğenmez....
    Bir parkta aç...
    sigarasız...
    ve mahçup oturmuş...
    Nazım’ın oğlu...
    Can Baba’nın sağ kolu...
    Evrilirken devrilen mülteci...
    Ceketi Van marka...
    Gömleği Bingöl yaka hayatla kavgalı Anadolu devrimcisi...
    ............
    Takdir edilmeyişine hatta
    okunmayışına sitem etmek yerine kendinden kendi de hazzetmediğini söyleyip
    Yavan gelen...
    Yayan giden İskender bileti olmadan yolculuğa çıkmaya azmetmiş...
    Sabit bir huzursuz o...
    Fay hattı kırık olası bir deprem...
    ........
    Masal gibi başlayıp trajedi olarak biten ömründe hedefi 22. yüzyılda tarihin en önemli romantik serserisi olarak anılmak. ( Hedefi bence yüz yıl öncesinden isabet etti.)
    Gece olduğunda kanayan pek çok yarası var...
    Yarım bıraktığı pek çok hikayesi...
    Ve herkesten gizlediği berbat bir sevgilisi...
    Bir köy ağıtının kör bıçağıdır İskender...
    Asitle yıkanıp temizlenir...
    Omzuna astığı tüfeği o uyurken patlar...
    İçinde yanan ateşi söndürmek yerine onunla ısınmayı öğrenir.
    Alın yazısı alt yazılı bir film; izlerken uyuyakalma ihtimali yüksek ...
    Perişan sözcüklerden bir korku sarayı ören bu isyankar ruh hayattan tasarruf edip erken ölmeyi kafasına koymuş....
    Sosyal ağlarda aforizmalarıyla boy gösterse de çok tercih edilen bir yazar değil. Yeraltını onunla gezmekten çok keyif aldım ben.
    Bir süredir tedavi gördüğünü biliyoruz hatta vedalaştı okurlarla; kalan işlerini tamamlayıp fişi çekeceğini belirterek.
    Yeraltı seviyorsanız İskender güzel bir rehber....
    Dipnot: Şifa onunla olsun.
  • Beni birçok şair ve yazar ile tanıştıran sevgili yazıcı; okuyucu olarak teşekkür ederim.
    Bu kitapta ülke ve dünya coğrafyasına dair yaşanmışlıklar, toplumcu gerçekçilikten uzaklaşmadan yaratılmış imgeler bulacaksınız. Bulduklarınız birikimlerinizin baş tacı olacak ve onları içinizde taşımaktan keyif alacaksınız.
  • Gerçekten, en ince, en değerli yünü çıkaran krallığınızın her yanında soylular, zenginler hatta pek sayın rahipler bile toprak için birbirine giriyorlar. Bu zavallılara iratları, türlü kazançları, toprak gelirleri yetmiyor; işsiz güçsüz oturup keyif çatmak, devlete bir yarar getirmeden halkın sırtından geçinmek gözlerim doyurmuyor adamların. Geniş tarım topraklarını boşaltıp otlak yapıyorlar. Evleri yıkıp kiliseyi bırakıyorlar yalnız, onu da ağıl olarak kullanıyorlar. En çok oturulan en çok işlenen yerleri çöle çeviriyorlar. Ormanlara, parklara, av hayvanlarına ayırdığınız yerler yetmiyormuş gibi. Böyle doymak bilmez cimrinin biri binlerce dönümlük yeri kuşatıveriyor. İçindeki namuslu çiftçileri evlerinden çıkarıyor: Kimini yalan dolanla, kimini zorla, kimini de türlü yollardan tedirgin edip yerlerini satmak zorunda bırakarak. Doyuracak karınları paralarından çok fazla olan bu köylüler (tarım çok kol isteyen bir iştir çünkü) çoluk çocukları, dulları, yetimleri, ana babaları ve torunlarıyla yollara düşerler. Doğdukları evden, karınlarını doyuran topraktan ağlayarak uzaklaşır zavallılar ve barınacak yer bulamazlar. O zaman kap kaçaklarını, pılılarını pırtılarım yok pahasına satarlar. Onlar da bitince ne kalır yapılacak: Çalmak ve Tanrı buyruğuyla asılmak. Yoksulluklarını dilencilikle sürdürmek isteyenler de çıkabilir: Onları da serseri diye yakalayıp zindana atıverirler. Oysa nedir suçları bu insanların?
  • Burns'un içgörüleri, öğrenmekten neden keyif duyduğumuzu da açıklar. Yeni bir şey öğrenmek beyinde uyuşturucu ve kumarla aynı ödül alanlarını harekete geçirir.
  • İncelemeye başlamadan önce biraz duraksıyor ve soluklanıyorum çünkü konu Hasan Ali Toptaş. Merak etmeyin inceleme bir Hasan Ali güzellemesi olmayacak,dürüst cümleler kuracağım ama gerçekler güzellemeleri geride bırakacak denli etkileyiciyse benim yapacak bir şeyim kalmıyor,yine Toptaş’ı seveceğiz güzel okurlar.

    Ölü Zaman Gezginleri içerisinde on altı öykü barındırıyor ve iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm kitabın ve aynı zamanda kitaptaki bir öykünün adı olan Ölü Zaman Gezginleri,ikinci bölüm ise Yoklar Fısıltısı. İlk bölümdeki öyküleri okuduktan sonra ikinci kısımdaki öyküleri okumak bana çok daha kolay geldi. Hasan Ali’yi ilk defa okumuyorum,yazarın okuduğum üçüncü kitabı ama bu kitap -öykü derlemesi olduğundan belki de- yazarla tanışma kitabı olmuş,aslında güzel olmuş. Toptaş’a dair fikir edinmek ve tarzını,üslubunu kavrayabilmek için doğru bir tercih. Alışkın olduğumuz zaman ve mekan kaymalarını bolca görüyoruz öykülerin içinde. İlk defa okuyan birinde mutlaka birkaç cümle sonra başa dönme isteği oluyor,kim,nerede,ne zaman sorularına cevap aramak için bir büyüteçle ve analiz defteriyle sayfalara geri dönesiniz geliyor,biliyorum ve diyorum ki işte Hasan Ali Toptaş. Her bir öyküde bu hisleri tekrar tekrar yaşadım. Başlangıçta belirttiğim,ikinci kısmı birinci kısma nazaran daha kolay bulmamın sebebi biraz daha olay odaklı öykülerin burada toplanmış olmasıydı. Bir de kolay dediğime bakmayın bahsettiğim kolaylık elinize büyüteç almadan da okuyabilirsiniz kolaylığı.

    Okurların bir kısmını zorlayan zaman,mekan atlayışları bana inanılmaz keyif veriyor,kendimi rüya görüyor gibi hissediyorum her sayfada. Bilirsiniz,rüyalarda odak noktası biz oluruz ve biz sabit kalırken etrafımızdakiler değişir,mekan değişir,kişiler değişir ve zaman... Kitaba adını veren ölü zaman. Kimi zaman yıllar,asırlar saniye gibi geçerken kimi zaman saniyenin duruşunun uzunluğundan saatte akrep ve yelkovanın varlığını bize unutturan zaman. Öykülerden birinde geçtiği gibi parmak uçlarıyla dirsekler arasındaki mesafe kadar olan zaman,yoran,öldüren ve düşündüren zaman.

    On altı öykü arasında en sevdiklerime geldi sıra, hepsini tek tek hatırımda tutmak istesem de şu dakika aklıma ilk gelen Yabu’nun öyküsü oluyor. Hem trenler hem karlı dağları bol bol kullanan yazara teşekkür edesim geliyor Çift Çizgi ve Karanlık Beyaz öykülerini okurken ve ince ince yağan kar beni yeniden Kars’a götürüyor. Ben orada kalıyorum,sonra hoş bir tesadüf karşılıyor,Şükrü Erbaş’a yazılan bir öykü. Her kitabın bir zamanı olduğunu en iyi burada,bir kitabın sonunda anlıyorum. Kuş Uçar Kanat Ağlar diyordu Erbaş, Herkes Gibi Safa Bey diyordu Toptaş ve ben şimdi ne okusam da bu öykülerin yükünü hafifletsem diye düşünüyordum.

    Hasan Ali Toptaş’ın kalemini hiç bırakmaması dileğiyle!