CEM AKDAG, Hadrianus'un Anıları'ı inceledi.
46 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Oldukça uzun zaman önce İzmir'e bir deplasmana gitmştim , Efes Oteli'nin yakınlarında küçük ama vitrininde bana hitap eden kitaplar sergileyen bir kitapçıya girdim ve "Marcus Aurelius anıları" kitabını aldım . Çok ilgimi çekti. Aradan yıllar geçtikten sonra Marcus'u yerine tayin eden ve Edirne'yi kuran ünlü Hadrianus'un bu kitabını bulunca gerçekten büyük şevkle okumaya başladım . Önce, monolog şeklinde yazılması bu şevkimi kırdı . Ancak kitabın arka kapağında yazan metini okuduktan sonra kitaptan çok tat aldım.

( Hadrianus, Marcus'u, oğlunun kızı ile evlendiriyor ve cesar olma yolunda engelleri bu yolla kaldırıyor )

LY tarafından yazılmış metinin bir bölümünü buraya geçiriyorum;
"Ama ben bu büyük imparatorların nasıl adamlar olduğunu hep merak etmişimdir. Düşünsenize , dünyanın en büyük gücü elinizde. Ne yaparsınız? Kendinizi kaybedip, çılgınlığa mı kapılırsınız ?
Tek lafınızla adamların kaybolabildiği , keyif için şehir yaktığınız , herkesin ayağınıza kapandığı dönemlerden söz ediyorum. Hayal etmesi bile bana zor gelirken, işte çıkıyor biri, mesela Yourcenar, kalakalmış tüm tarihsel belgeleri ,bilgileri didik didik ediyor ve roman yazıyor.
Elbette Hadrianus bu değil. Bu Yourcenar'ın Hadrianus'u. Ve işte görkem burada başlıyor : Bir imparatorun günlük çilelilerini ,acılarını , düşüncelerini düşünmeye çalışan yazara eşlik ediyorsunuz. Stoacı felsefe izi var mı? Belki. Hele de Hadrianus'tan sonra imparator olacak olan , ve romanın bir mektup gibi kendisine yazıldığı Marcus Aurelius'un anılarını düşünürsek. Okuyun , imparator neye benzermiş , bir düşünün derim.

Tuğba Dk, 50 Soruda Evren'i inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · 21 günde · 7/10 puan

Bilen bilir evde 1 buçuk aylık bir bebeğim var. Arda Yağız'ım =) Onu uyutma seansları sırasında epub formatında kitap okumaya alıştım.
Normalde asla tercih etmezdim; çünkü basılı kitabın verdiği hissi veremiyor. Fakat gelin görün ki Arda'mızın 3 saatte bir yemek, temizlik ve uyku düzeni arasında keyif yaparak kitap okuma lüksünü bulma şansım yok bu aralar =)

Epub olarak sürükleyici romanlardan ziyade, bilgi alabileceğim, kısa bölümlerden oluşan kitapları tercih ediyorum. Bu kitap da öyle bir kitaptı. İlginç bilgiler edindim. Sadece bu kitaba bağlı kalarak okusaydım muhtemelen bilgi yüklemesinden bunalırdım fakat yanında bir romanla destekleyince ilgi çekici hale geldi.
Okuyacaksanız bu şekilde yanında bir destekleyici ile okumanızı tavsiye ederim.

Meral Sekmen, Arkadaşıma Veda'yı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Paşamın yaveri çocukluk arkadaşı yoldaşı Salih Bozok’un oğluna yazdığı mektubundan ve hatıralarından yola çıkarak Zülfü Livaneli’nin usta kalemi ile eşe alınmış her yaşa hitap eden Harika bir eser Atamızı onun arkadaşının dilinden apayrı bir keyif. Çocuklarımıza alabileceğimiz en güzel hediye olacaktır bu kitap.

Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Her zamankinden farksız bir gün daha: Gazetemiz yine alışıldık araba kazalarından, (silahsız) soygunlardan ve (son derece işinin ehli itfaiyecilerin doldurduğu onlarca itfaiye aracının sırf fırında yanan bir yemeğin dumanı herkesi korkuttu diye eski bir apartman dairesini sulara boğduğu) yangınlardan daha fazla ilgi çekecek haberler bulmak için uğraşıp duruyor.
Her zamankinden farksız bir eve dönüş daha; yemek pişirmenin, hazır sofranın ve masaya oturup bize verdiği yemekler için Tanrı’ya dua eden ailenin verdiği keyif. Yemeğin ardından herkesin kendi köşesine çekildiği her zamankinden farksız bir akşam daha; baba çocukların ödevine yardım edecek, anne mutfağı temizleyip evi toparlayacak ve ertesi gün erkenden gelecek gündelikçinin parasını ayıracak.

Aldatmak, Paulo CoelhoAldatmak, Paulo Coelho
Meşrebi Kalender, Zeki Olduğunu Düşünüyor Musun?'u inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 12 günde · Puan vermedi

Hayatınız boyunca aklınıza bile gelmeyecek hatta kimi zaman saçmalık olarak düşünebileceğiniz bir çok soruya çok zeki bir amcamızın, bir çok kaynağa atıfta bulunarak, verdiği cevaplar.

Paradoksları sevenlerin bayılacağını ancak sonuç odaklılığı bağımlısı olanların pek de keyif alamayacağını sanıyorum.

Çünkü soruların hiçbirinin tek bir cevabı yok. Aynı soruya birçok açıdan bakıp farklı farlı yargılara ulaşabiliyorsunuz.

Meramın “vuslat” değil “yol” ise; durma öyle, gel böyle diyor kitap.

Kitabı bitirdiğinde, ZEKİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR MUSUN sorusuna bir cevap arıyorsun.

Benim cevabım: “Pek saygıdeğer kitap. İki gram aklımla idare edip gidiyorken; senin sayende, bu zeka ile, nasıl oluyor da hala nefes alabiliyorum şaşkınlığına geçiş yaptım. çok tişikkirleğ.”

Haydi Abbas
HAYDİ ABBAS..
Cahit Sıtkı askerliğini yedeksubay olarak yapmak üzere birliğine gider.
O yıllarda yedeksubay sayısı az olduğundan her yedeksubaya emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır ki bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas..
Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas.. Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister. Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısındaki civan mert yiğit biri selam çakıp;
- Abbas oğlu Abbas, Emret komutan!.. der..
Aralarında şöyle bir konuşma geçer;
- Nerelisin?
- Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.
- Sen benim emir erim olurmusun?
- Sen bilir komutan!.
Askere eşyalarını toplamasını ister ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister. Zamanla askerin zekiliği sıcakkanlılığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkar, Cahit Sıtkı'ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar. Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Düzenli olarak Cahit Sıtkı'nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar..
Akşamları olunca Cahit Sıtkı'nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar..
Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı.. Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhundaki gizli şeyleri keşfeder..
Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas.. Aralarındaki duygu bağları güçlenir.
Böyle bir keyif akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;
- Sen İstanbul'u bilir misin Abbas?
- Bilir komutanım..
- Orda bir Beşiktaş var bilir misin?
- Bilir komutan!. Ben orda acemi birlikteydim. .
- Orda benim bir sevgilim var.. Sen O'nu kaçırıp bana getirir misin?
- Elbet komutan!
Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, traş olmuş, hazırlanmış. Cahit Sıtkı sorar;
- Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?
- Ben istanbula gidecek komutan!..
- Ne yapacaksın sen İstanbulda?
- Sen söyledi bana.. Ben gidecek, sana Sevgiliyi getirecek!..
Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı..
Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır..
Akşam olur.. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbası karşısına oturtur.. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme döker..
"Haydi Abbas, vakit tamam..
Akşam diyordun, işte oldu akşam..
Kur bakalım çilingir soframızı..
Dinsin artık bu kalp ağrısı..
Şu ağacın gölgesinde olsun,
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal, çıksın bu gece..
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit;
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan.
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan..
MARKO GRASSI.1976.

Sergen Özen, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

Bol köpüklüsünden like
Kahve fotoğraflarında, en enteresan fincan, en enteresan tabak, en enteresan tepsi bulunup buluşturulup bir kombinasyon elde edilerek sunulur; içmeye kıyamazsınız, içseniz sunum berbat olacaktır zaten. Kahve bir tiryakilik ya da keyif nesnesi olmaktan çıkıp paylaşanın avatarına katkı yapan like vesilesidir.

Post Öykü - Sayı 22, Kolektif (Sayfa 55)Post Öykü - Sayı 22, Kolektif (Sayfa 55)
Zeynep akyol, bir alıntı ekledi.
 10 saat önce · Kitabı okumayı düşünüyor

Göğsümden bir yük kalkmıştı sanki,benim için ağırlık kanunu diye bir şey kalmamıştı. Genişlemiş,incelmiş,yücelmiş hayallerimin peşinde serâzat uçuyordum adetâ. Tepeden tırnağa tarifsiz, derin bir keyif içindeydim,gövdemin ağırlığından kurtulmuştum,bütün varlığım bitkisel hayatın o hafif ve duyarsızlık ülkesine yönelmişti. O ıssız fakat ve büyüleyici ve tatlı şekil ve renklerle dolu bir âleme yönelmişti. Hayallerim dağılıyor, çözülüyor, o renklerde, o şekillerde eriyordu. Esírí okşayışlarla dolu dalgalarda yüzüyordum. Kalbimin sesini duyuyor, damarlarımdaki nabzı hissediyordum. Derin bir anlam ve sonsuz bir keyif vardı bu halimde.
Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum. Unutmam mümkün olsaydı ,unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim,varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında ,bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve sekiler öyle büyürlerdi ki ,hissedilmezin içinde silinir,yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum.
Gitgide bir kesiklik,bir uyuşukluk sardı beni. Gövdemden sanki bir hoş yorgunluk ya da latif dalgalar yayılıyordu etrafa. Çocukluğumun geçmiş, unutulmuş, arınmış olaylarını görüyordum. Görmekle de kalmiyor yeniden yaşıyor duyuyordum onlari. Ansızın dağıldı hayallerim. Bütün varlığım derin, karanlık bir kuyuda ,ta aşağıda ince bir çengele asılı kaldi sanki. Derken cengelden kurtuldum,aşağı yuvarlanıyor hicbir engelle karsilasmaksizin uzaklaşıyordum. Sonsuz gecenin bagrinda dipsiz bir ucurumdu bu. Sonra gözlerimi önüne art arda o yok olmus kaldırılmış perdeler indirildi. Birdenbire kendime geldigimde gene küçük odadaydım,garip bir durumda ,bana hem garip,hem de tabíí görünen bir hal içinde.

Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 35)Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 35)
Merve Kaya, Bab-ı Esrar'ı inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Aradan zaman geçtikten sonra kitapların konularını hatırlasak da bize hissettirdiklerini unutuyoruz be yazık ki. İnceleme yazıp yazmamak arasında kalmıştım ama içinde bulunduğum hissiyatla bir şeyler karalamak istedim yine. Kitabın arka kapağını bile okumadan yine bir polisiye romana dalacağımı düşünmüştüm. Kendimi Konyada buldum. Daha önce bahsi geçen yerlerde gezmemden mi kaynaklanıyordu bilmiyorum ama Konyayı bende uyandırdığı maneviyat çok başkaydı. Kitapta kendimi Mevlanada gezerken buldum. Bahçedeki gül kokularını duydum. Ah bir bamya çorbası olsaydı da içseydik dedim Karen hatıralarında babasıyla çorbayı hazırlarken. Beynimizle algılayamadığımız bir aşktan bahsediyordu kitap. Öyle bölümler vardı ki acaba Karen psikiyatrik bir rahatsızlığa sahip de hayal dünyasında yaşayıp son cinayeti o mu işledi acaba diye düşünmedim değil.sayfalar aktıkça bunun yanlış bir düşünce olduğunu anladım. Tasavvuf pek de hakim olduğum bir konu olmadığı için yazılanları sorgulamaktan alıkoyamadım kendimi. Sonra Mevlanayı gezerken duvarda yazılan bilgilendirme yazıları aklıma geldi. Dünyevi şeylerden vazgeçtikleri yazıyordu. Sadece bir kap su ile bir odada günlerce kalabildikleri yazıyordu. Mahzenleri hatırlayınca olay gözümde daha kolay canlanıyordu. Sanırım okumaktan bu yüzden çok keyif aldım. Çoğu eleştiride sürekli babasının bırakıp gittiğine vurgu yapıldığını islamın böyle olmadığını yanlış anlatıldığından bahsediyorlardı ama kitapta anlatılan zaten islam değildi. “Mevlanaya dinini sorduklarında aşk diye cevap vermiş” diye bir satır okudum. Kitapta anlatılan şey aşktı. Babasıyla Şah Nesimin arasındaki bağı Şems ile Mevlana arasındaki aşk olduğunu anlamıştı Karen. Son sayfalarda da affetmişti babasını. Babasının ölümü ise bende apayrı bir hissiyat oluşturdu. Ahmet Ümit’in karakterini az buçuk okuduğumdan ondan böyle bir kitap yazmasını beklemezdim. Sağlam araştırma gerektiren bir kitap yazmış. Çok da başarılı buldum kendisini.

Gülseven Çakır, Ansızın Gelen Sen'i inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

#kitapyorumu
#AnsızınGelenSen
#GizemBilici

Yıllar önce sevdiği adamı kaybeden Nazlı için hayat sadece nefes almaktan ibarettir. Selim öldüğü andan bu yana Selim’siz atan kalbini ihanetle suçlar.

Doğup büyüdüğü şehir olan Bursa’dan üniversite sınavı kazanarak uzaklaşır ve İstanbul’a yerleşir. Artık Bursa Selim olmadan hiçbir anlam ifade etmez. Kalbini kapatmış yaşama küsmüştür.

Taki karşısına derslerine yardım ettiği Melis’in abisi Yiğit çıkana kadar....

Yiğit öyle sabırlı öyle anlayışlı bir adamdır ki Selim’e benzerliği yazdığı şiirlerle de Nazlı’yı şaşırtır.

Yiğit Nazlı için neler yapacak?

Nazlı’nın süt abisi Erdem ansızın ortaya çıkar ve kabuk bağlayan yaralar kanadıkça bilinmezlikler Erdem ve Nazlı’yı etkiler.

Erdem’in tepkisi Yiğit’e çok ağırdır.
Yiğit Nazlı’yı sevdiğine Erdem’i ikna edebilecek mi?

Bilinmeyen sırlar Nazlı’yı nasıl etkileyecek??

Melis ve Erdem arasında da bir yakınlaşma olacak mı?

Güzel sevenlerin hikayesiydi bu. Güzel sevmenin sahiplenmenin en güzel anlatıldığı akıcı bir romandı. Yazarımız başarılı bir kurguyla hikayeyi tamamlamış. Ben keyif alarak okudum.